21 Ocak 2018 Pazar
Blok 1 - KİTAPLAR >> Metin Erol yazdı
23.Aralık.2014 10:44

Ercan Yıldırım’ın kitabın kapağına taşıdığı ‘Elif’’ Müslümanlar’ın Küresel Medeniyet’in tasavvurlarına karşı durmaları gerektiğini resmetmektedir. 

———————————————————————————————————————————————-

Zaman Mefhumu ve İslam

İslam öğretisinde zaman mefhumu Cenab-ı Allah’ın kendi zat-ı uluhiyetini tanımlarken kullandığı mefhumlardan birisidir. Cenab-ı Rabbül Alemin kendisini tanımlarken, zaman mefhumuna kasem dahi eder. Kur’an-ı Kerim’de, Asr’a yemin olsun, Duha’ya yemin olsun ve hatta gece ve gündüze yemin olsun… âyetleri, bahsini yaptığımız durumun kanıtıdır. Bundan maada Cenab-ı Rabbül Alemin, kendisini tanımlarken, primordial yani hilkat öncesi dönemin tarifinde “ her şey O’ndan çıkmıştır ve her şey O’na geri dönecektir” mealindeki ayetinde işaret buyurduğu üzere, var olan her şeyin evvel ve ahiri olarak karşımıza çıkar. Allah’ın ‘el- Evvel’ ve ‘el-Âhir’ isimlerinin tecellesine bu noktayı nazarda şahit oluruz. Bu durum Cenab-ı Rabbül Alemin’in, zaman mefhumunun ilk ve son olduğuna da yapmış olduğu bir işarettir aynı zamanda. İslam öğretisinde Allah (c.c.)’un zaman mefhumuna kasem etmesi ve kendisini tanımlarken, zaman mefhumuyla direk bağlantılı şeyleri kullanması, zaman mefhumunun kutsala ait olduğunu gösterir bizlere.  Bu minvalde zaman mefhumu bilgisizce ve kayıtsızca sırt çevrilecek bir mesele değildir. İddiamızı kuvvetlendirmek hasebile Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v)’in “ Dehre küfretmeyin çünkü o Allah’tır”, buyurduğunu hatırlamak yerinde olur.

Yeryüzünde, insanların içinde barındıkları bir mekan olmanın yanı sıra insanların içinde yaşadıkları zaman olan dünya, kutsalla bağlantılıdır. Aynı düzlemde düşündüğümüzde zamanın da kutsal ve yaratılmış bir mefhum olduğunu görürüz. Haliyle zaman da bir mahluktur ve hareket üzeredir. Hareket üzere olan, durağan olmayandır. Zaman içinde hareket mündemiçtir. Ne vakit hareket olmaz, o vakit zamansızlık ifa olur. İslam öğretisinin tasavvufi boyutunda duruma bakacak olursak, orta da olanı kavramamız bir nebze daha kolaylaşır. Ehl-i Hakikat, zaman içinde zamansızlığı yakalayabilenlerdir ve onlar da vuku bulan sükûn hali, bunun göstergesidir. Modern bilimin son zamanlarda en revaçta alanı olan Kuantum Fiziği’nin ortaya koyduğu zaman anlayışıyla bu durum paralellik gösterir. Bu paralellik; her şeyin bir andan ibaret olduğu noktadadır. Sonsuzluk içindeki bir nokta gibi zaman da bir noktadır. Zaman da, maddenin atoma indirgendiği yerde görülen noktanın izafiliği gibi izafidir. İslam öğretisinin tasavvuf minvalinde bu noktaya şu güzel hikaye örnek olarak verilir: : “Bir gün adamın biri deniz kıyısına oturmuş ve kendince birşeyler mırıldanmakta imiş. Adamın bu halini gören bir diğer adam yanına yaklaşmış. Selam vererek ne yaptığını sormuş. Selama karşılık veren adam hiç halini bozmadan: “dalgaları sayıyorum”, demiş. Diğer adam şaşkınlıkla sormuş:“Peki, kaç oldu?”. Adam gene içinde bulunduğu hali hiç bozmadan cevap vermiş: “ Gelen gitti. Bu gelen bir.”demiş.Böyle olsa gerek; divaneden bir söz çıkar divana sığmaz dedikleri. Bu anlatı üzerinden baktığımızda,karşımıza ‘an bu an dem bu dem’söylemi çıkar ki; bu da gerek izafiyet teorisinin gerekse de kuantum fiziğinin keşfettiği noktayla paralellik gösterir. Anlatılan hikayedeki adamın sükûnet hâli ortadadır. Sükûtü terk etmek zamanın kendisinin dahi yetişmediği bir hızla vuku bulur ki; günümüz dünyasında Batı Medeniyeti tarafından inşa edilen sistemin insanlığı getirdiği nokta tam budur. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.)’in buyurduğu: “Kıyamet yakın zaman hızlanacaktır.” hadisi, Batı Medeniyeti’nin an ve dem’i hiçe sayan ve yetişilmesi mümkün olmayan bir hız içinde olduğunu düşünüldüğünde, bizlerin algılarında daha da bir yerleşmiş olur. Modernitenin olmazsa olmazı olan, hız, insan eylemlerinin yahut edimlerinin nihai noktaya varmasını çabuklaştırır, fakat ortaya konan eylem ve edimin kalitesini düşürür. Bu noktada Mahmut Erol Kılıç hocanın “ kıyamet kalitesizler üzerine kopacaktır” tespiti muktedirdir. Hızın artışı kalitenin bitip kantitenin öne çıkmasıyla, haz üzere kendini ifşa edecektir. İnsanın yetişemediği hızlandırılmış yapı, insanın kendi eliyle ürettiğinin kölesi olmaya doğru yol aldığı vakit, sathileşme ve kalitesizleşme kaçınılmaz olacaktır. Böylesi bir zamanda ‘an’ yitmiş, ‘dem’ bitmiş olur. Batı Medeniyeti’nin Machiavelli’yle inşasına başladığı ‘an’ ve ‘dem’in yitmeye yüz tuttuğu modern medeniyeti, İslam öğretisinin bu enfes tarifi üzerinden okunduğu vakit vahimiyetiyle kavranır. Netice itibariyle İslam öğretisiyle izah ettiğimiz zaman algısının, Modern Batı Medeniyeti olarak inşa edilen süreç içinde nasıl silikleştirildiğine bakılmalıdır. Bu hususta Ercan Yıldırım’ın “Zamanın Ruhuna Karşı” ismiyle kaleme aldığı ve içinde enfes tespitlerin olduğu kitabı üzerine eğilmek, İslam öğretisinin zaman mefhumuna ne şekilde eğildiğini algılamamız açısından okunası bir kitaptır.

zamanruhu copyErcan Yıldırım’ın “Zamanın Ruhuna Karşı” Kitabı

Ercan Yıldırım’ın “Kürsel Medeniyet ve İslam- Batı Karşılaştırması” alt başlığıyla yayınlanan “Zamanın Ruhuna Karşı” kitabı; insanda, varoluşunu etkileyen bir güç olarak haiz olan, süreç neyi gerektiriyor, gidişat neyi işaret ediyor, zamanın ruhu hangi yönde seyrediyorsa onu yakalamak şart, koşullanma ‘güdü’sü üzerine, İslam öğretisi üzerinden bir değerlendirmede bulunuyor.

Ercan Yıldırım’ın zamanın ruhunu belirleyen olgunun tek başına ‘Batı’ yahut ‘Amerika’nında içinde kabul edildiği bir Batı’ cenabı olmadığını, bunlardan öte ve bunları da içine alan bir ‘Küresel Medeniyet’ olduğunu vurgulaması, yapmış olduğu kapsamlı okumanın sadece bir göstergesi. Neoliberal kültürün lokomotifi olduğu ‘Küresel Medeniyet’, mecburiyetler üreterek, insanları borçlandırarak, piyasadan geçmeyen emeği, üretimi, sermayeyi cezalandırararak, insanları “maaşlı burjuva” haline gerimekte ve böylesi bireylerin oluşturduğu ‘felçli bir toplum’ meydana getirmektedir. Bu felçli toplum, ‘Küresel Medeniyet’’in sahip olduğu insan tasavvurlarıyla mündemiç olmuş bir toplumdur. Ercan Yıldırım’ın üzerine eğildiği, felçli toplumun bireyleri, neoliberal kültürün tasavvurlarından maada, Siyasi Düşünceler sahasında incelendiğinde, modernitenin ortaya koyduğu insan tasavvuruna haizdir. Bu tasasvvur, İslam’ın ortaya koyduğu insan tasavvuruyla taban tabana zıttır. ‘Modern’ yapının doğumu Siyasi Düşünceler alanının yapı-taşlarından olan Machievelle’nin ortaya koyduğu ‘kadere hükmetmek’ algılayışıyla döllenmiş, bu aşamadan sonra ‘güç’ kavramıyla dünyevi hükümdarların karnında bir hamilelik yaşamış ve homo-econimus eliyle dünyaya getirilmiştir. Dünya’ya gelişi, aynı zamanda onun dünyaya gelmesine razı olan Tanrı’nın da ölümüdür. ‘Modern’ Nietzsche’yle birlikte Tanrı’nın katili olmuştur. İnsanın kendi kaderine hükmetmesi ( self-determination ) üzere döllenen ve böylesi bir süreçten geçtikten sonra dünyada yegâne varlığını sabitleştiren ‘modern’; yeryüzünde varlığını ‘güç istenci’ ve hız üzere devam ettirmektedir. Gıdası, insanların hırsları, güç arzuları, şehvetleri, kazanmaları, tutkuları, bencilliklerdir. ‘Modern’in reddettiği, geleneğin diliyle söyleyecek olursak, insanın her türlü nefs-i emmaresidir.

Siyasi Düşünceler Düzleminde Zaman, İnsan, Varlık ve Toplum Tasavvuru

Siyasi Düşünceler düzleminden hareketle söylersek, modernitenin ortaya koyduğu zaman, insan, varlık ve toplum tasavvuru şöyledir: Kendi kaderini kendi çizen, en büyük arzusu güç elde etmek olan, elde ettiği güçle tüm tutku ve arzularını yerine getirecek olan, doğaya hükmetme şansını elinde bulunduran ve tüm bunları yaparken ‘din’ gibi kurallar sisteminden arınmış bir “insan” tipi ortaya koymuştur ‘modernite’. Her şeyi sayısal değerlendiren, her şeyi hesaplayan, kâr ve zarar endeksli yaşayan bir insan tasavvuru oluşturmuştur. Toplum olarak böylesi bireylerin yaşadığı, kutsaldan arındığından ötürü kuralların ‘mekanikleştiği’, dolayısıyla ahlaksızlığın revaçta olduğu bir toplum yapısını oluşturmuştur ‘modernite’. Böylesi bir toplumda kaosu engellemek adına ‘insanı’ her yanıyla kısıtlayan kurallar bütününden oluşur ‘modern toplum.’ Bu açıdan bakıldığında özgürlüğün en az olduğu toplumdur ‘modern toplum’. Çünkü modern toplum, insanı kurallarıyla kısıtlayan bir toplumdur. Burada birey, modern olanın özü gereği doğa üzere hâkimiyet kurmaya çalışır ancak aynı zamanda toplum olarak doğayı korumaya endeksli bir algı da söz konusudur. Çelişkiler toplumudur ‘modern toplum’. Bu toplumda Tanrı yoktur. İnsan davranışlarının yegane doğrulayıcı dayanağı, insanların kendi güç maksimizasyonları için koydukları kurallardır. Modern toplum çıkar, sivil toplum ve sözleşme üzere kurulmuş bir toplumdur. Toplumdaki her ilişki karşılıklı bir anlaşmaya dayanmaktadır ve taraflar burada karşılıklı bağımlılık içindedirler.

Varlık olarak ise ‘modernite’nin ortaya koyduğu tasavvur çok ilginçtir. Modern öncesi varlığın tanımı nettir ve kesindir. Modern olan Tanrı’yı öldürmekle birlikte onun yerine maddi değerleri koymuştur. Maddi olan ise insan tarafından kullanıldıkça azaldığından, modernitenin sürekli yitmekte olan bir varlık değeri vardır. Böylesi bir varlık, yok sayılmakla birlikte mütemadiyen eksilen bir ‘şeyler’den oluşur. Varlıklar dünyası nesneler üzeridir ve yalnızca fiziki âlemdir. Gözle görülüp elle tutulmayan hiçbir ‘şey’, var kabul edilmez. Bu sistemin en gözde varlığı; hammaddedir. Çünkü hammadde, ‘modernite’nin ortaya koyduğu homo-ecenimus insan tipinin en vazgeçilmez gıdasıdır. Burada tespitini yaptığımız ve ‘modernite’ üzerinden ortaya koyduğumuz yargılar, Ercan Yıldırım’ın neoliberalizm rüzgarıyla ortaya koyduğu tablonun temelinde yatan tasavvurlardır.

Ercan Yıldırım, sınırlarının bütün dünyayı kuşattığı tespitini yaptığı Küresel Medeniyet, kendine has küresel kültürüyle dünyadaki bütün milletleri egemenliği altına almıştır. Bu hakimiyetin en tehlikeli sonucuysa, medeniyetin kölesi haline gelmiş insan tipleridir. Köleleşme bir itaatten daha çok kimliksizleşme demektir. Ercan Yıldırım’ın da tespiti bu yöndedir. Herkesi kimliksizleştirmeyi başaran küresel medeniyet, vaktin efendisi olarak dünyaya hükmetmektedir. Onun efendiliği demokrasi, özgürlük, serbestlik kisvesiyle hemhal olmuş bir sessiz şiddettir. Ercan Yıldırım’ın bu yöndeki şu tespiti can alıcıdır: “ Küresel medeniyetin zamanın ruhu eliyle uyguladığı “sessiz şiddet”, herkesi “ortak cemaat” yapan tavrı bir Müslüman olarak bizleri rahatsız ediyor mu etmiyor mu? Müslüman biricikliğini tehdit eden zamanın ruhu en çok yardımı kimden alıyor?.. Bugün sadece Müslümanlar değil tüm insanlar bir “felç”  hali içinde…”

Zamanın Ruhuna Karşı Elif Gibi Dimdik Durabilmek

Yukarıda Siyasi Düşünceler düzlemiyle tespitini yaptığımız ‘modernite’nin zaman, toplum, insan ve varlık tasavvuru; Ercan Yıldırım’ın tespitini yaptığı neoliberal yaklaşımla neşvünema bulmuş ve bugün Kürsel Medeniyet dediğimiz, Batı ve Amerikan-Batı cenabınıda bütünüyle içine alarak onları dahi aşmış ve kimliksiz insanlardan mündemiç falçli bir toplum meydana getirmiştir. Böylesi bir atmosferde Müslümanlar olarak bizlere düşen nedir? Ercan Yıldırım, içinde yaşadığımız dünyanın, ortada olan ve etkisi, tesiri, şiddeti Müslümanlar dahil cümle insanlığı kuşatan Küresel Medeniyete karşı, ayakta duracak cenabın, Müslümanlar olduğunu vurgulamaktadır.

Siyasi Düşünceler düzleminde konuya eğildiğimizde, yukarıda ortaya konulan Batı insan, toplum, zaman ve varlık tasavvuruna karşı evvela İslam’ın ortaya koyduğu insan, toplum ve varlık tasavvurunun ne olduğunu özümsemiş olmamız gerekmektedir. İnsan, varlık ve toplum tasavvurunda, insan, eşref-i mahlukat olarak Allah  tarafından yaratılmış bir varlıktı. Bu insan, esfel-i sâfilin; yani aşağıların en aşağısı olan modernitenin çizdiği nefs-i emmare insan tipi üzere olup buradan nefsiyle, yani modernitenin ortaya koyduğu insan tipinin özellikleriyle, mücadele ederek Hazret-i İnsan olmaya yani en üst yapıya, ahsen-i takvim’e, ulaşmaya çalışır. Bu minvalde toplum, iç dinamikleriyle, bireylerin bu yapıya ulaşmasını sağlayacak bir yapıya sahiptir. Daimi yardımlaşmanın olduğu, adaletin, hak ve eşitliğin tutulduğu bir yapıdadır toplum. Toplumsal yapı usta-çırak ilişkisinin şekillendirdiği bir sosyal bağ vardır. Bu usta-çırak bağı, ahsen-i takvim olarak nihai noktada karşılığını bulan ‘insan tasavvuru’na varmak için ayrıca bir araçtır. Toplum, bu bütünsel düzgünlüğüyle nefs-i emmaresine meyleden bireyleri bir baskıyla uyandırabilecek kadar etkin ve aktiftir. Toplumsal düzen, birlik ve barış içinde yaşama, ulaşılmak istenen telostur burada. Bu yapı “sözleşmeye” dayanmaz çünkü İslam’ın koyduğu kesin ve tartışılmaz kurallar bu yapının kendisidir. Varlık meselesi de çok nettir. ‘Varlık’ tek ve yeganedir ve bu varlık Allah’tır.

ercan_yildirimErcan Yıldırım’ın kitabın kapağına taşıdığı ‘Elif’’ Müslümanlar’ın Küresel Medeniyet’in tasavvurlarına karşı durmaları gerektiğini resmetmektedir. Ne yazık ki; günümüzde bu yapıya karşı Müslümanlar’ın da yenik düştüklerini söyler Ercan Yıldırım: “ Zamanın ruhuna aykırı davranabilme, kendilik bilgisini konuşturabilme ve kapitalizmin yeni versiyonu neoliberalizme karşı koyabilme potansiyeli taşıyan Müslümanlar, Türkler aynen bir felçli gibi yaşıyor.”

Ercan Yıldırım’ın durum tespiti yerindedir. Müslümanların hâline bakılınca bunu görmek mümkün. Ancak yine de zamanın ruhuna aykırı davranabilme, kendilik bilgisini konuşturabilme, kimliğini ve kişiliğini inşa edebilme, Elif gibi dimdik ayakta durabilme potansiyelini Müslümanların taşıdığını belirtir Ercan Yıldırım. Bu potansiyeli bertaraf eden, ‘Kürsel Medeniyet’in tüm pozlarını “Zamanın Ruhuna Karşı”da ortaya koyan Ercan Yıldırım, zekâsını kullabildiği, düşünebildiği halde, elleri, ayakları hatta başını oynatamayan bir felçli gibi uzanmış yatmakta olan toplumun içlerindeki vicdanların gözlerinden sessice akıttığı gözyaşlarına dikkatleri çekerek, harekete geçirmek ister Müslümanları.

Bu minvalde zamanın ruhunu belirleyen küresel medeniyetin ne olduğunu, zamanın ruhu içindeki İslam ve Batı çatışmasını, bir devşirme olarak Türk modernleşmesini, çok kültürlülük, birarada yaşama, öteki ve hoşgörü kavramları üzerinden zamanın ruhunu, küresel kültür, orta sınıf ve zamanın ruhu mevcudunu, nihilizm, çoğul hakikat, piyasa ve yeni bir metafizik arkasındaki günümüz insanını gördüğü tüm manzaralar ve derinlemesine yapılmış bir Batı okumasıyla aktaran Ercan Yıldırım’ın “Zamanın Ruhuna Karşı” kitabı sizleri bir geri dönüşe çağırır. Umudumuz, Müslümanların kendi potansiyellerinin farkına varmaları…

 

 

Metin Erol, Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...