17 Ekim 2017 Salı;
ANA MANŞET - Blok 3 - PORTRELER >> Yusuf Tosun yazdı…
10.Temmuz.2017 17:05

“İsyan, insanlar arasında bir dostluk bağının ortaya koyduğu bilgidir, bu bilgi, bir ölçüde ben ile başkasını sırdaş hale getirir.

İsyan, aşk içinde sonsuza atılarak bedenini ve ruhunu hiçe sayarcasına ızdıraba adanan harekettir.

İsyan, kurtarıcı Mutlak’ın eşiğinde bile, insanı elleriyle havada Mutlak’ın hareketini diler vaziyette tutan duadır.

İsyan, insan kalbini kendi ihtirasının ve merhamet düşüncesinde küçümsenmiş ihtirasların üstünde tutarak, ona evrensel bir sorumluluğun yüklediği yüce görevi hatırlatan bağışlamadır.

İsyan ışıktır.

İsyan bir değişimdir.

İsyan mistiğin ( mutasavvıfın ) tavrıdır.

Bizim Allah’ımız, isyanın Allah’ıdır.”

 

(Nurettin TOPÇU – İsyan Ahlakı)

 

10 Temmuz 1975 yılında aramızdan sessizce ayrılan, ancak geride bıraktığı kavi duruşu ve ölümsüz eserleriyle hala saflarımızda ve yüreklerimizde canlı duran âşıkların aşkına âşık bir âşık olan Nurettin TOPÇU’yu 42 yıldır hüzünle anıyoruz. İsmi isyan-ahlak-hareketle özdeşleşmiş Türk düşünce hayatının bu vazgeçilmez dava adamı ve entelektüelini en önemli eseri olan İSYAN AHLAKI üzerinden yeniden hatırlatmak istedik.

Nurettin Topçu, gerçek anlamda bir felsefeci ve sosyologdur. Kendine özgü bir üslubu ve düşünüş biçimi vardır. Onu herhangi bir akım, ideoloji veya gruba dâhil etmemek gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü o, kendi şahsına has, özgün ve orijinal bir düşünürdür. Onun yazdıklarının zor anlaşıldığını savunanlar, ya yeterince anlayamayanlar ya da anlamak istemeyenlerdir. Aslında, onun düşünce dünyasının derinliklerine inebilmek için, yazdıklarını ve yaşadıklarını dikkatli bir gözle okumak ve düşünce dünyasında fırtınalı bir yolculuk yapmak gerekir. Bu anlamda onun düşünce dünyasının temeli olan ve hayatı boyunca genişleterek ve geliştirerek üzerinde durduğu “İsyan Ahlakı” düşünce vadisinde gezinmek şarttır.

İsyan Ahlakı, Nurettin Topçu’nun Sorbonne Üniversitesindeki felsefe tezidir. 1934 yılında Nurettin Ahmet imzasıyla Paris’te Fransızca olarak yayınlanmıştır. O, bu eserle Sorbonne’de felsefe doktorası yapan ilk Türk’tür de aynı zamanda.

Nurettin Topçu’nun temel eserlerinden olan İsyan Ahlakı’nda; önce ahlakın problemleri üzerinde durulur, akabinde inanç problemleri ve sonuçta da kendi mistik-spiritüalist felsefesine uygun bir yolla İsyan Ahlakı’ndan Allah’a ulaşılır.

1928–1934 yılları arasında Fransa’da 6 yıl kalır. Fransa’da kaldığı yıllarda Lois Massignon ve Mourice Blondel ile tanışır. Bir süre kendisiyle mektuplaştığı Mourice Blondel’in “hareket felsefesi”nden etkilenmiş ve bu felsefe üzerinde çalışmalarda bulunmuştur.

Nurettin Topçu, 45 yıllık yazı hayatı boyunca isyan, ahlak ve hareket eksenli yazılar yazmış ve yeni bir ahlak felsefesi ve hareketi başlatmıştır denilebilir. Ahlak felsefesi üzerine yazılmış felsefi bir deneme olan İsyan Ahlakı; onun düşünce dünyasının koordinatlarının belirlenmesi yönüyle de kayda değerdir. Nurettin Topçu, ileride daha geniş olarak ele alacağımız “isyan” kavramının karşıtını “uysallık” olarak tercih ederek, Türkiye’de ilk başlatıcısı olduğu spritüalist felsefeyle aynı düzlemde akıl yürütmüştür.

Nurettin Topçu, metot ve anlayış bakımından Hareket Felsefesini savunur. Hareket Felsefesi ise, insanlığın kurtuluşunu, ahlaki ve moral değerlerin yükselişinde gören spritüalist bir felsefi akımdır. Bu felsefenin kurucusu, kendisiyle Fransa’da tanışma imkanı bulduğu Mourice Blondel’dir. Blondel felsefesinin ana savı ise; din ile felsefeyi birbirine yakınlaştırmaktır. Nurettin Topçu, söz konusu felsefenin metodunu, yaşadığı mekân ve zamana uyarlamaya ve bundan hareketle Yarınki Türkiye idealini ortaya koymaya çalışmıştır. Bu yönüyle onun ortaya koyduğu isyan hareketi; “iradenin kendi içinde bulunduğu şartlara boyun eğmeyip, bir baş kaldırması olmak bakımından bir harekettir.”

Topçu’nun isyanı; insanı mutluluğa, mükemmelliğe giden yolda karşısına çıkan engellere karşı koyma esasına dayanır. Bu yönüyle İsyan Ahlakı; “iradenin sonsuza ulaşmak gayesiyle her çeşit menfaat ve tutkuya sonlu olan iyilik ve mutluluğa dahi başkaldıran sorumluluk idealidir.”

Topçu’ya göre; “bir hareket ancak kendinden daha üstün bir düzene yönelirse”,  isyan adını alır. Onun isyanı; Hallac-ı Mansur’un mistik isyanıdır. Bu isyan; insanın iradesinin Allah’ın iradesinde kaybolmasıdır. Bu anlamda isyanın onda; mutasavvıfın tavrı olarak  ele alındığını  görürüz.

Topçu’ya göre hareket, iyilikten doğar, ya da onun tabiriyle; “hareket iyiliktir” ve “evrensel nizamın dışında gerçek ahlaklılık yoktur.”

Topçu, sık sık bütün hareketlerin düzenleyicisi olan evrensel bilgilerin iradeyi araştırmanın peşinde olduğu ve ahlaki kaderciliğe yol açan düşüncelerin kendilerini isyana sevk ettiğini vurgular.

İsyan Ahlakı eserinin girişinde; “ahlak meselesinin merkezine sorumluluk kavramını koyuyoruz.” diyerek, aslında sorumluluğun düşünme faaliyeti doğurduğunu ve bu düşünme faaliyeti sonucu insanın yapacağı hareketler karşısında kendini daha sorumlu hissettiğini anlatmak ister.

İsyan’da, insan hürriyetinin var olduğu kabul edilir. Bu isyan’dan amaç, evrensel ahlak’a, iyiliğe ve Mutlak Varlık’a ulaşmak, yükselmektir. Bu maksatla isyancı, toplum rahatına ve muhabbetine de isyan eder, baş kaldırır gerektiğinde. Topçu’ya göre bazı isyancılar, toplum rahatını, sükûnetini bozmamak gerektiğini savunarak veya uygulayarak (Spinoza gibi) eksik bir isyan’da bulunmuşlardır.

Yine ona göre; “hareket, bir isyandır.” Bu isyan, insandaki değişimdir. Çünkü insan sürekli hareket ve değişim halindedir. Bu hareket ve değişim, insanın kendisine karşı yapmış olduğu bir isyandır. Topçu hürriyet kavramında, Spinoza ve Bergson tahlil ve tanımlamasını aşarak, onların üzerinden yeni bir düzlemde ele alarak hareketin isyan olduğu sonucuna ulaşıyor bir bakıma.

Toplu halde yaşamak zorunda olan insan, dayanışmaya da mecburdur aynı zamanda. Aksi takdirde kendi tabiatıyla çelişir. İnsandaki bu dayanışma ruhu ve mecburiyeti ise kendi kendini aşmaya, yani kendini inkâr etmeye, yok etmeye, sonsuzlukta erimeye yöneliktir. İşte bu kendi kendini yok edişin kaynağında isyan vardır Topçu’ya göre. Ve bu isyan ise, insanın kendini aşmasına yarayan ve “Mutlak Bir”e ulaşmasını sağlayan tek yoldur.

Topçu, iradenin kendi kendine yetersizliğinden ötürü imanı, Mutlak Bir’de aramaya yönelir. Ve hareket, imanda kendi kendini tamamlamaya çalışır ki, Topçu bunu, benliğin bütünlüğe duyduğu bir özlem olarak algılar. Yine ona göre irade, ilk başlarda her şeyi tabiatta denedi, ancak zamanla bunun yetersiz olduğunu anladı ve yeterince tatmin olmadı. Bu durumun neticesindedir ki; Blondel’in tespitiyle; “…bütün zahiri tatminleri aşan irade, sonra kendisini daha derin bir boşluk karşısında” bulmuştur.

Topçu İsyan’ı, Allah’ın bizdeki hareketi olarak ele alır. İnsan, ikilikten sıyrılıp Mutlak Bir’e ulaşmak için, kendi içine, ben tabiatına isyan eder. Onun ifadesiyle ; “insanın isyanı her şeyden önce kendi tabiatına karşı, kendi iç kuvvetlerine, dar ve bencil arzularına karşı isyandır.” Bu yönüyle Topçu’nun isyanı, Allahsız insana karşıdır. Amaç Allahsız insandan, Allahlı insana geçiş yapmaktır. Bu anlamda oluşan hareket; Allah’ın insandaki hareketidir.

Topçu, Stirner’in içgüdücülüğünden, Rousseau’nun kalp felsefesine, oradan da Scopenhouer’in iradeciliğine değinerek asıl varmak istediği isyana ulaşmaya çalışır. Böylece hiçlikten mutlaka geçiş sağlanmış olacaktır.

Topçu’ya göre isyan; eğer yerine yeni bir sistem, alternatif getirebiliyorsa ancak “isyan” olarak adlandırılabilir. Yoksa sırf bir başkaldırı, isyan değildir. Bu nedenle Topçu, üç isyan örneğini ele aldığı Stirner, Rousseau ve Scopenhauer’i gerçek anlamda isyancı olarak görmez. Çünkü onlar, isyan ettikleri nizamla kendi kendilerini ancak inkâr etmiş oldular.

N. Topçu sonuç olarak isyanını; bir İslam mistiği olan Hallac-ı Mansur’un isyanına bağlıyor. Ve bu isyan; Allah’ın veya insanda Allah’ın isyanıdır ve onunla birlikte biz de ”ben hakikatim” veya ”ben hakkım”  (En’ el hak) diyeceğiz/demeliyiz N. Topçu’ya göre.

Ezcümle; kendine özgü, özgün ve orijinal bir mütefekkir olan Nurettin Topçu’nun,  hem kendi döneminde, hem de günümüzde yeterince anlaşılmamış olması üzüntü vericidir. Dergâh Yayınları’nın onun eserlerini yayınlayarak anlaşılmasına katkı sağlaması takdir edici olmakla birlikte, yeterli değildir.  Nurettin Topçu ve düşüncelerinin günümüz aydınları ve gençliği tarafından yeterince okunmamasını, tartışılmamasını ve istifade edilmemesini büyük bir kayıp olarak görüyorum. Temennim; aramızdan ayrılışının 39 yıl sonra da olsa en kısa zamanda Nurettin Topçu’nun yeniden hak ettiği değere ulaştırılması…

Bu vesileyle;  her düşünürün/yazarın farkında olmadan kendini anlattığı/yazdığı kaidesi uyarınca Nurettin Topçu da, kendi kendini tarif ettiği gibi yaşadı:

“Millet mistikleri, büyük muzdariplerdir. Onların aşk haline gelen zevkleri, milletlerin ızdırabını muzdarip yaşayışlarıyla hemahenk hale getirmektedir.”

Onu vefatının 42. Yılında rahmetle anıyoruz.

Ruhu şad olsun…

 

Yusuf Tosun yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...