17 Ekim 2017 Salı;

Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ranta dönüşmüş bir “İslamcılık” mı, yoksa işin künhüne vararak ve bütün bu gerçekleri de düşünerek “Müslümanca yaşamak/ düşünmek/ eylem yapmak” mı?

—————————————————————————————————————————————-

 

Konuşmanın zamanı geldi. Hatta geçiyor bile…

Şimdilerde, bazı ‘arkadaşlar’ aynı paltonun altından çıktıkları dostlarına “İslamcı değil; Türklük vurgusu yapıyorlar. Milli birlik, bayrak, vatan filan” diye yaftalamaya başladı.

Kim oldukları çok önemli değil, çünkü mebzul miktarda var.

Kendilerini “İslamcı” olarak tanımlayan bu arkadaşların birçoğunun ‘artık’ Müslümanca yaşamadıkları ortada…

Kitapsız ve kıblesiz bazılarının bu sıfatı ranta çevirip dünyevileştirdikleri, toplam Müslüman acılarını dahi bu kavram üzerinden sömürdüklerini hep birlikte görüyoruz.

Geçelim…

Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanan, merhamet ve vicdan libasını bir bukelamun kıvraklığıyla çoktan üzerinden sıyırmış olanların yanında, münafıklığın bütün alametlerini üzerinde taşıyan ve öyle de hareket edenlerin sayısı az değil…

Sadece Gazze saldırısını protesto etmek için İsrail Konsolosluğu’nu taşlayıp cennete gideceğine inananların sayısı da epeyce fazla… Bu eylemi küçümsediğim anlamı çıkarılmasın bundan, asla!

Yeryüzünde bütün Müslümanlar acı içinde, can derdinde…

Her gün ölüyorlar:

Asansör kazasında ölüyorlar, maden faciasında ölüyorlar.

Açlıktan ölüyorlar.

Eğitimsizlikten ölüyorlar.

Filistin’de hastanede tedavi görürken İsrail bombası altında ölüyorlar.

Hindistan’da Budistlerin kılıç darbeleriyle ölüyorlar.

Emperyalist ABD’nin teknolojik silahlarıyla Afganistan’da ve Irak’ta…

Sömürgeci Ruslar’ın mermileriyle Çeçenistan’da, Karabağ’da ölüyorlar.

Çin zulmü altında Urumçi’de…

Dün Sırp vahşetine maruz kalan Bosna-Hersek’te, Filipinler’de, Moro’da olduğu gibi…

Yani Müslümanlar dünyanın hemen her yerinde her gün ölüyor.

Müslümanlar’ı yine Müslümanlar öldürüyor birçok yerde…

Hristiyan dünyasının her gün ölmek diye bir derdi yok. Sadece Hristiyan oldukları için fakirlikten kırılmak üzere olan Bulgaristan ve birkaç Balkan ülkesini yıllardır bizi kapısına dahi yaklaştırmadıkları AB’ye aldılar. Neden? Can dertleri kalmasın diye…

Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ranta dönüşmüş bir “İslamcılık” mı, yoksa işin künhüne vararak ve bütün bu gerçekleri de düşünerek “Müslümanca yaşamak/ düşünmek/ eylem yapmak” mı?

Müslüman aydınların –bakınız İslamcı demiyorum- birçoğu susmuş. Köşesine çekilmiş. Konuşmuyor. Bir yenilgi nedeniyle değil. Pişmanlık hiç…

Çünkü, Prof.Dr. Necmettin Erbakan’ın 1969’da Bağımsızlar Hareketi ile başlayan ve Milli Nizam Partisi ile siyasallaşan düşünce sistematiğini entelektüel olarak besleyen Mustafa Sabri Efendi, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Osman Yüksel Serdengeçti gibi büyük üstadların düşünceleri birbirini tamamlıyordu.

Aylık Dergi, Büyük Doğu, Serdengeçti, Kitap, Köprü, Yeni Zemin, İmza, Objektif, Mavera, Bilgi ve Hikmet, Tezkire gibi dergilerin dönüştürücü gücünü de yeniden hatırlamakta yarar var.

Türkiye’de Müslümanca düşünme egzersizlerini eyleme dönüştürenlerin Cemaleddin Efgani, Reşid Rıza, Muhammed Abduh ve sonrasında Seyyid Kutub ile Ali Şeriati’nin paltosunun altından çıkmadıklarını söyleyebilir misiniz? Peki, bugün bu isimlerin rehberliğinde yürüyenlerin –hadi bir adım daha atalım İmam Humeyni’nin İran Devrimi’ni bayraklaştıranların- bugün durduğu nokta neresidir, Allah aşkına!

İslamcının evrensel eylemselliği Gazze ve Mısır ile sınırlıdır.

Müslümanın, Müslümanca yaşayanın ise tüm ezilenlerden yana: Libya, Cezayir, Tunus, Güney Azerbaycan, Doğu Türkistan, Yemen, Filipinler, Arakan vs.

Yani Müslüman biri, Çin zulmüyle şehit olanlar için gözyaşı döktüğünde “Türkçü ya da muhafazakar” olmaz.

Ezilen Müslüman Kürtler’in trajedisine yüreği burkulan, onların hak ve özgürlükleri için sokakları eylem alanına çevirenlerin; Özbekistan, Tataristan, Irak hatta Türkiye’de hakları gasp edilen, öldürülen, sürülen, evleri başlarına yıkılan Türkler/ Türkmenler için de aynı hassasiyeti göstermesi gerekir. Asıl erdem budur.

Yani, Kobani ne kadar kanayan bir insanlık yarası ise Urumçi de öyledir. İnsanlık bunu böyle görebildiği zaman mesele çözülebilmiş demektir. (Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır. Hucûrat, 13)

Tipik Protestan ve hatta Ortodoks kafayla, Müslümanlığın şifrelerini çözmeye çalışmak bizi fundamentalism/ fondamentalisme tuzağına düşürür. Yani dünyayı dinden arındırmak için modernlerin ürettiği seküler düşünce dünyasının Müslümanca yaşamaya çalışan muhafazakarları çekmek istediği tuzak da budur. Müslümanlığı bir kültürel aidiyet olarak göstermek, çözülmeyi de dindarlardan/ İslamcılardan başlatmak…

Şimdilik El Kaide, Hizbullah, IŞİD, Taliban, Boko Haram, siyasal İslam meselelerine girmiyorum bile…

Geçelim…

Ali Bulaç’ın “İslamcılık, İslam’ın ana referans kaynaklarından hareketle ‘yeni’ bir insan, toplum, siyaset/devlet ve dünya tasavvurunu, buna bağlı yeni bir sosyal örgütlenme modelini ve evrensel anlamda İslam Birliği’ni hedefleyen entelektüel, ahlaki, toplumsal, ekonomik, politik ve devletlerarası harekettir. Başka bir deyişle İslam’ın hayat bulması, hükümlerinin uygulanması, dünyanın her tarihsel ve toplumsal durumunda İslam’a göre yeniden kurulması ideali ve çabasıdır” tespitleri bu anlamda yerli yerine oturmaktadır. Bu tanımdan yola çıkarak günümüz modern İslamcıları ile Müslümanları arasındaki farkı daha iyi gözlemleyebiliriz.

Meseleyi uzatmaya hiç niyetim yok. Haddimi biliyorum. Ahkâm kesecek de değilim. Müslümanca –piyade- yaşamayı, mesleki İslamcılığa tercih etmediğimin altını bir kez daha çiziyorum. Ancak bu haksız, hadsiz ve faşist eleştiriyi yapan dost kılıklı “Yeni İslamcı” arkadaşlara Prof.Dr. İsmail Kara’nın “İslamcılık XIX-XX. yüzyılda, İslâm’ı bir bütün olarak (inanç, ibadet, ahlâk, felsefe, siyaset, eğitim) yeniden hayata hâkim kılmak ve akılcı bir metodla Müslümanları, İslâm dünyasını batı sömürüsünden, zâlim ve müstebit yöneticilerden, esaretten, taklitten, hurafelerden kurtarmak, medenileştirmek, birleştirmek ve kalkındırmak uğruna yapılan aktivist ve eklektik yönleri baskın siyasî, fikrî ve ilmî çalışmaların, arayışların, teklif ve çözümlerin bütününü ihtiva eden bir hareket” sözleri ışığında, eskiden okudukları ve bazılarını başucu yaptıkları birkaç eseri yeniden okumalarını ve vicdanlarına dönmelerini istiyorum.

İmam-ı Rabbani: Mektubat

Seyyid Kutub: Yoldaki İşaretler veya İslam’da Sosyal Adalet

Ali Şeriati: Dine Karşı Din

Sezai Karakoç: Çıkış Yolu, Ruhun Dirilişi veya Düşünceler

Hamza Türkmen: Türkiye’de İslamcılık ve Özeleştiri

Necip Fazıl Kısakürek: İdeolocya Örgüsü veya Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu

Osman Yüksel Serdengeçti: Bir Nesli Nasıl Mahvettiler

Kadir Mısıroğlu: İslamcı Gençliğin El Kitabı

Mümtaz’er Türköne: İslamcılığın Doğuşu: Siyasi İdeoloji Olarak

Tanıl Bora: İslamcılık: Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce

İsmail Kara: Türkiye’de İslâmcılık Düşüncesi

Ergun Özbudun: Türkiye’de İslamcılık, Demokrasi ve Liberalizm, AKP Olayı

Ali Bulaç: İslam Dünyasında Düşünce Sorunları

İsmet Özel: Üç Mesele: Teknik, Medeniyet, Yabancılaşma

Menderes Çınar: Siyasal Bir Sorun Olarak İslamcılık

Sadık Albayrak: Türkiye’de İslamcılık Batıcılık Mücadelesi

Hulusi Şentürk: Türkiye’de İslami Oluşumlar ve Siyaset: İslamcılık

Ergün Yıldırım: Türkiye’de İslamcılığın Siyasal Evrimi

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...