21 Kasım 2017 Salı;

“Türk edebiyatının gelişimine katkı sağlayacak nitelikteki özgün edebiyat eserlerini üretecek veya bunları yayımlatacak” yazarlara maddi destek sağlamak amacıyla yürürlüğe giren ”Edebiyat Eserlerinin Desteklenmesi Hakkında Yönetmelik” kapsamında verilen destekler tartışma yarattı. 290 kişinin başvurduğu, 40 projenin kabul edildiği ve toplamda 463 bin TL ödeme yapılan destek, anlaşılıyor ki iyi niyetlerle tahsis edilse de yöntem itibariyle eleştirilerin odağı oldu. Özellikle destek alan yazarların ve seçici kuruldaki isimlerin açıklanmaması ve destek kriterlerinin net olmaması, edebiyat kamusunda farklı seslere yol açtı.

Biz de Kaçak Yolcu olarak şair ve yazarlara iki soru yönelterek bu husustaki fikirlerini sorduk…

SORULAR

  • Kültür Bakanlığı’nın edebi eser için yazarlara 10 ile 40 bin TL arasında ödenek vermesini nasıl karşılıyorsunuz?
  • Şiire ödenek verilmesi doğru mu? Şairin şiir için devletten maddi destek beklemesi nasıl bir şey?

————————————————————————————————————————————

 

akcicek GÖKHAN AKÇİÇEK (Şair, yazar)

“BENİM DE KİTABIM DESTEK ALDI”

Çok olumlu… Yıllardır, tiyatrocular, sinemacılar bu anlamda desteklendi. Bu arada, söz konusu projeye 290 başvuru olmuş, 40 yazar ve şaire destek çıkmış. Benim de bir kitabım destek aldı. “Çocuk Edebiyatı- Deneme” idi çalışmam.

 

 

aliHaydar ALİ HAYDAR HAKSAL (Öykücü-yazar)

“YAZARLAR KORUNAKSIZDIRLAR”

Yazarlar, popüler hayatın dışındadırlar. Onlar bir ömür hayatın çilesini çeker ve yaşarlar. Hak ettikleri değeri de bulmazlar. Yalnızdırlar. Korunaksızdırlar. Yazarların, şair ve sanatçıların toplum dışında tutulmaları bir milletin ve toplumun zararınadır. Onların kadirbilir bir konumda olması en arzu edileni ve olması gerekeni.

 

 

nuray ELİF NURAY (Şair-yazar)

“SÖYLESENİZE BİLELİM, KİME HAK GÖRÜLMÜŞ, HANGİ PROJE İÇİN UYGUN BULUNMUŞ?”

“Edebiyat Eserlerinin Desteklenmesi” adında bir yönetmelik bile ferahlık taşıyor. Kaldı ki desteğin “Türk edebiyatının gelişimine katkı sağlayacak nitelikteki özgün edebiyat ürünlerini üretecek veya bunları yayımlatacak proje müelliflerine projeleri karşılığında ” gibi bir çerçeveye sahip olması, neden olmasın hatta iyi olur gibi bir karşılık bulabiliyor doğal olarak. Edebiyata katkı sağlayacak “özgün” çalışmaların desteklenmesini kendi açımdan olumlu buluyorum. Hele ki herhangi sözüm ona garanti bir işte çalışmıyor olan, hayatını yazarak kazanan ve üstelik özgün eser üretmek hususunda kabiliyetinin kuşku götürmediği yazarlara verildiyse eğer, bu daha işlevsel ve içi dolu bir destek olur. Fakat bu durumu enteresan bir gizeme bürüyen mevzu isimlerin açıklanmama kararının alınması. Siz iyi bir şey yapıyorsunuz, söylesenize bilelim kime hak görülmüş, hangi proje için uygun bulunmuş. Bu tür durumlarda şeffaflık ciddi önem arz ediyor. Mesela TUBİTAK, bilimsel araştırmalara yahut bünyesindeki bir çok alandaki projelere verdiği desteklerden oluşan bir veritabanına sahip. Bu veritabanında ödenek alan projeler raporlarıyla beraber bulunuyor ve herkesin ulaşabileceği şekilde erişime açık. Aynı şeyin bakanlık tarafından verilen destek için de yapılması gerektiği görüşündeyim. Gereksiz yere insanların aklına soru işaretleri düşürmenin bir anlamı yok.

Bütün bunların dışında aklımı kurcalayan daha doğrusu beni rahatsız eden şey şudur: Gerçekten ihtiyaç duyan yazarları anlarım. Fakat açıklanandan bildiğim kadarıyla 4 adet de şiir kitabına destek verilmiş. Bunu öğrenince “ne alaka?” dedim içimden. Şiiri bir proje olarak göremiyorum maalesef. Hadi kitap masrafı karşılayacak şekilde destek verilmiş olsun diyelim, fakat bahsi geçen mebla benim gözümde bir kitap için oldukça uçuk fiyatlar. Şiir ile parayı aynı cümlede kullanmak bile bana ağır geliyor doğrusu. Zira şair dediğin tenezzülsüz olur. Verilen destek kalp ağrısına da iyi geliyorsa, ne âlâ..

Ama destek vermek iyidir, almak da kötü değildir. Alanlara hayırlı uğurlu olsun. Dört gözle proje dahilindeki eserlerini okumayı bekliyorum.

 

 

tokay MURAT TOKAY ( Kültür-Sanat Editörü)

“SEVDİĞİM YAZARLARIN DESTEK LİSTESİNDE OLMASINI İSTEMEM DOĞRUSU”

Yazar devletten uzak olsun! Sevdiğim yazarların Kültür Bakanlığı’nın destek listesinde olmasını istemem doğrusu. Benim için şiir azizdir, şair muhterem; ama devlet değil. Devletin “kirli” işleri de olur. Devletin isi, pası yazara bulaşmamalıdır. Edebi bir ürün ortaya koyan yazar devlete el açmamalı; uzak durmalıdır. İdeal olanı budur. Bugün Sezai Karakoç’u “efsane” yapan yazdıkları, mücadelesi kadar iktidarlara olan mesafesidir. Eğer devlet yazarlara destek olmak istiyorsa kitaplarını kütüphanelere aldırabilir. Okullarda okutabilir. Bugün ikinci baskısını gören çok az şiir-hikaye kitabı var. (Çoğu şiir kitabı bin adet basılıyor) Bugün tartıştığımız meselede bir belirsizlik de var. Kültür Bakanlığı 40 yazarın ismini açıklamadı. Jüri kimlerden oluşuyor bilmiyoruz. (Doğan Hızlan, İskender Pala, Metin Celal, Münir Üstün isimlerinden bahsediliyor) Para hangi kriterlere göre dağıtıldı, netlik yok. Destek aldığını açıklayan yazarlar oldu. Birden kavga başladı. Hınçla ve nefretle bu isimlerin üzerine gidildi. Buradaki yanlışlığı da söylemek gerekiyor. Tartışmaları da gördükten sonra son söz olarak diyebiliriz ki devletin belki “iyi niyet”le attığı adım bugün desteğe değil kösteğe dönüşmüştür. Keşke böyle bir yola girilmeseydi.

 

 

MÜZEYYEN ÇELİK (Öykücü)

“HANGİ KRİTERE GÖRE, KİMLERİN ONAYIYLA, NASIL BİR EDEBİ ESERE VERİLECEK BU PARALAR?

Devlet tiyatroculara ses sanatçılarına maaş bağlıyor, onları emekli ediyor. İlk bakışta, onlara para veriliyorsa edebiyatçılara neden verilmesin diye düşünüyor insan. Ama hemen sonrasında bu paranın kime nasıl verileceği düşüncesi geliyor aklıma. Hangi kritere göre kimlerin onayıyla nasıl bir edebi esere verilecek bu paralar. İşte burada ülkemizdeki sıkıntılı durumlar devreye girer. Ahbap çavuş derken bu ödül yahut ücret gerçek sahibine ulaşır mı, çok emin değilim. Binlerce yazarın ve edebi eserin olduğunu düşününce zaten işin çığırından çıkacağı da aşikar. Hatta bu işin ucunda para varsa camia ciddi çalkalanır diye de düşünüyorum. Bir bakıma da iyi olur. Ak koyun kara koyun belli olur. İktidar yazarları belli olur. Peki, edebiyat ne olur, onu bilemiyorum.

 

 

ucurumM MUSTAFA UÇURUM (Şair)

“DESTEK, ÇIKAR İLİŞKİLERİNE KURBAN EDİLMEMELİ”

Yayıncılık denen girdabın ne kadar büyük bir çıkmazda olduğu aşikâr. Yazdıklarını kitaplaştırma konusunda sıkıntı yaşamayan neredeyse yok gibi. Yayınevlerinin para getirecek işlere yönelmesi de bu ortamda pek de yadırganmıyor. Hal böyleyken Kültür Bakanlığı’nın edebi eserler için ödenek ayırması kulağa hoş gelen bir çalışmaydı. Hatta umut veren. Edebi çalışmaların devlet eliyle yapılması, devletin bu tür çalışmaları teşvik etmesi yadırganacak bir tutum değil. Kültür Bakanlığı böylelikle bu toprakların değerlerine gereken payı vererek üzerine düşen önemli bir misyonu da gerçekleştirmiş oluyor. Elbette bir yere kadar. Ortada bir destek projesi varken kulaklara gelen hatta somut örneklerle kanıtlanan birçok olay gösteriyor ki böylesine umut vaat eden bir çalışma da ne yazık ki desteklerin belirli kesimlerde toplanmasıyla lekelenmiş oldu. Tarafsızlık ilkesiyle verilmesi beklenen desteğin çıkar ilişkileriyle böyle bir ithama kurban edilmesi yapılacak bu halis çalışmaya da gölge düşürmüştür.

 

saldiray2 MURAT SALDIRAY (Şair)

“DEVLETİN İDEOJİK AYGITI OLMA TEHLİKESİ DİKKATE ALINMALIDIR” 

Öncelikle konunun muhatabı herkese Paz’ın şu sözünü hatırlatmakta fayda var: “Edebiyatın mantığı, piyasanın mantığı değildir.” Bu bağlamda özellikle 90′lı yıllardan günümüze gelinceye kadar bir ‘edebi piyasa’ ortamına angaje pek çok ‘ürün’ verildiğini görüyoruz. Ben, piyasa kurallarının ve ne yazık ki sosyal medyanın eserlerin niteliği hakkında neredeyse tek ölçüt olarak kabul edildiği böyle bir ortamda açıkçası bu ‘eser öncesi ödül’ sistemini zararlı ve hakkaniyetsiz buluyorum. Zararlıdır, çünkü bu ödüller niteliği hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı – zamanın kendileri hakkında hüküm vermediği ‘günümüz’ yazarları hakkında doğallıkla bir fikrimiz olamaz- muhtemel yazar ve şairlerin muhtemel eserlerine verilmiştir. Hakkaniyetsizdir, çünkü klasik dediğimiz bütün o şairler ve romancılar açlık ve sefaletle terbiye edilmişlerdir. Sanırım bu da eserlerinin mayası olmuştur. Bir de genel olarak devletin verdiği ödüller bakımından onun ideolojik aygıtı haline gelme ve angaje bir edebiyat meydana getirme gibi bir tehlike de hesaba katılmalıdır. Edebiyat ortamımızın genel vasatlığı göz önüne alındığında şüphesiz ki bu sürecin daha şeffaf yürütülmesi beklenirdi. Ölçütler nedir, Jüri kimdir ve neden o isimlerdir, kim seçmiştir, hangi süreçler nasıl işletilmiştir vs.? Bürokrasi ödül dağıtmamalı, çünkü onun mantığı taltif ve terfi mantığıdır ve kriteri kesinlikle edebi olmayacaktır. Bu iş vakıflara, sivil topluma yani edebiyatı sahiplenecek olan asıl okura bırakılmalıdır. Yoksa bu tartışmalardan başımızı alamayacağız, son derece gereksiz meşguliyetlerimiz içine bir de bu girecek. Öyle görünüyor!

Kültürel iktidarın el değiştirmesinin ya da dönüşümünün ölçütü siyasi iktidarın ‘artık’ kimi desteklediği değildir. Edebi ve kültürel kanonda değişiklik yapabilecek nitelikte eser veren şair ve yazar var mı ona bakmak lazım. ‘Siz çok yediniz sıra bizde’ mantığıyla yapılan savunmalar da ancak sahibini küçültür. Eğer varsa, bu işin sosyokültürel analizi  yapılmalı.

 

 

atmaca İLHAMİ ATMACA (Şair)

“EDEBİ ESERE KARŞI EDEPSİZ BİR ÇABA”

Başka ülkelerde genel olarak, sanatçılar, bilgeler, yazarlar, bir çok şekilde himaye edilir. Bazı ülkelerin baş tacı ettiklerine limitsiz bir ödenekle himaye ettiklerini biliyorum. Şartları nedir bilmiyorum. Muhtemelen bu imkânı rastgele sunmuyorlar olsa gerek. Sanatçıların, özellikle müzisyen, ressam ve şairlere padişahlar, krallar, derebeyler , zenginler ve kilise tarafından itibar edildiğini, himaye edildiğini ve hususi iltimaslar sağlandığını biliyoruz. Hal böyleyken, bütün bu hamilere eyvallah etmeyenlerin varlığını ve şahsen bu şahsiyetleri daha bir muteber bulduğumu söylemeliyim. Bu himaye geleneğinin sanatın ve sanatçının keyfiyetine katkısı tartışılır elbette. Leonardo da Vinci’nin bir kilise için yaptığı kubbe süsleme ve ikonografiler için en az üç ilâ sekiz yıl çaba sarf ettiği bilgim, dönemin en kallavi sanatçılarının hayat gailesiyle durumu lehlerine çevirecek uyanıklıklara girişmekten geri durmadıkları vehmine kapılmama sebep oluyor. Sanatçıların hepsi için geçerli olmasa da, anlıyoruz ki, bazıları kendilerine sağlanan imkân ve iltimaslara hiç de hayır demiyor. Himaye sebebi, himaye eden için bir gösteriş olabilirken, karşılıklı bir fayda ve alışverişe dayanıyor. İdeolojiler ve sanatçıların ilişkileri bağlamında baktığımızda da bir tür alışveriş söz konusu. Devrim şairi Mayakovsky meselâ… Cevvâl gözü kara bir devrim şairidir. Ve hem sosyal statü elde etmiş, hem de statüsünün kaymağını yemiş bir şairdir. Mevzu ideoloji, ideal ve dava olunca ortaya çıkan alışverişin biçimi dışında bir fark yok. Ha bir Kralın, Padişahın sofrasından nemalanıyor, ha bir Partizan olarak Partinin imkânlarından. Cumhuriyet dönemi yazar ve şairleri içinde benzer ilişkiler söz konusu. Bir adım daha ileri gideyim, ülkemizde sanatçı, şair, ressamlar ve öyle geçinenlerin yüzde 80’i memur. Sanatçının devlet katlarında oluşu, rızası, duruşu, duramayışını biçimliyor bu ilişkiler. Ve bana göre himaye ediliş biçimi ve bu ilişkinin neticesi sanatçının kimyasını etkiliyor. Ve yine bana göre hiç de olumlu bir etki değil bu. Sanatını pazarlayamayan sanatkârın, eti ve ruhunu teslimiyeti… Sivil insiyatif sanatçıyı kollama işini biraz daha naif başarıyor. Ödüller v.s yöntemiyle. Lokal yarışmalar ve ödüller, Plutzer… Nobel… V.s. Modern devletlerin bu işi pek de naif çözdüğünü görmüyorum. Özellikle bizim ülkemizde kültürel yarıkların varolduğu, bir nehrin iki yakasının ötekinini n varlığı ve kültürünü tekfir ettiği vasatlarda. Kültür Bakanlığı’nın neyi temsil ettiği, neyi himaye ettiği… Niçini, nasılı… Ulufe dağıtır gibi üstün körü, naif olmayan bir üslup ve tarzda yaptığı yardımlar bana rencide edici ve hor bir görüntü veriyor. Lâfı uzattım. Kültür Bakanlığı’nın dağıtacak parası varsa, bunu milletin kültürel vasatını yükseltmek için kullanması bir dilemmayı çözer ve belki bu yaraya bir çare olur. Sonra ne mi olur? Kültürel vasatı yükseltilmiş, bilinci ve algısı yükseltilmiş toplumun itibarı ile sanatçı böylesi ulufelere eyvallahsız ve özgürce varolma imkânına kavuşur. Şairin, yazarın genel olarak sanatçının ve sanatın gerekliliği ve önemini kavramayan bir toplumda, sanatçıya dağıtılan üç beş kuruş bu işlere merhem olmayacağı gibi komik de. Edebi esere karşı edepsiz bir çaba. Şair ve yazara biri para verecekse, onunla direkt bir ilişki kuran, ihtiyaç duyan, itibar eden okuyucu olmalı. Kültür Bakanlığı’na bir önerim var. Sanatçıları horlayan bu ulufe dağıtımını, bu milletin asgari ücretle yaşama savaşı veren cevval çocuklarına, rahat rahat kitap alabilsinler diye yapsın. Onların itibarı ve bu itibarlarını gösterme imkânları Sanatı da, Sanatkârı da hem ihya eder, hem onur verir.

 

 

belya BELYA DÜZ (Şair)

“İSLAMCI ŞAİRLERİN MÜTHİŞ DEVLETÇİ REFLEKSLER VERDİĞİ BİR DÖNEMİ YAŞIYORUZ”

Şairlerin devletle ilişkisi Platon’dan beridir tartışıla gelmiştir. Osmanlı’da bir şair iktidara hiciv yazdığında boğdurulma ihtimalini de göz önüne alırdı. Veyahut padişaha salt övgü şiirleri de bir edebi düzlemde ele alınırdı. Bu dikotomi şiirin enine ve dikine bir bağımsız alan olarak kabul gördüğünü ortaya koyuyordu. Fakat bugün sınırlar bu kadar keskin değil. Mevcut iktidar yeri geldiğinde S.Karakoç şiirini bir nüfuziyet aracı olarak kullanıyor, yeri geldiğinde İ.Özel fikriyatından kıvılcımlar taşıyan bir dil kullanıyor. Haliyle İslamcı şairlerin müthiş devletçi refleksler verdiği bir dönemi yaşıyoruz. Tüm bunların ortasında Kültür Bakanlığı’nın yazarlara destek girişimi iyi organize edilememiş bir proje olarak patlak verdi. Devletin kültürel politikalarının bir cephesinin de edebiyatçılara destek projeleri olması tebrik edilesi bir durum. Ve fakat kimlerin, hangi zümrelerin, ne kadar, hangi kıstaslarla, hangi jüri önünde destek aldıklarını bilmiyoruz. Şairler tenezzülsüz olmaları hasebiyle özeldirler. Destek alsın veya almasın yarına kalacak olan; duruştur, iyi şiirdir, toplumsal bir meselede ne söyleyeceğine kulak kesilen şairdir. Ben, destek almaya layık görülen edebiyatçıların omuzlarındaki yükün arttığını, edebiyatın, şiirin eleştirel bir bakış makinesi olduğunu, İslamcı yazarların kendi dünya görüşlerine yakın bu iktidarda kaybolup gitmemek için daha dikkatli olmaları gerektiğini düşünüyorum. Biz Türk şiirinin dününe bugününe bakış atmaya devam edelim.

 

 

nihan NİHAN KAYA (Öykücü, romancı)

“DESTEK ALAN YAZARLARI ‘YANDAŞ’ İLAN ETMEK DOĞRU DEĞİL”

Kültür Bakanlığı’nın yazarlara destek kampanyasına başvurmadım, ama başvuran arkadaşların Bakanlık’la bir çeşit işbirliği içinde olma hissiyle hareket etmiş olduklarını sanmıyorum ve destek verilmiş yazarların sosyal medyada bu kadar nefret dolu bir dille üzerine gidilmesini de yanlış buluyorum. Sorun burada hangi yazarın ne kadar ödenek aldığı değil, bu ödenek mekanizmasının içindeki yanlışlar. Keşke daha çok yazara daha çok para ödense, ama bu şekilde değil. Ödül mekanizmasının şeffaf olmasından da önemli olan, başvuru şartlarında eserin içeriğine dair bu kadar madde olmaması ve yazarın ne yazacağı konusunda özgür bırakılması. Bu tür projeler, yazarın önceden yazmış oldukları esas alınarak yürütülür, yazacakları değil. Nitekim eser zaten özetlenemez, kendisinden başka bir şeyle temsil edilemez; yani eserin özetiyle onun sanat değerine dair bir fikir yürütebilmek neredeyse imkansız. Hele tamamlanmamış bir eser hakkında konuşmak, bir yerde işin doğasına aykırı. Tamamlanınca eser kendisi konuşmalı. Başvuru yazarı tamamen özgür bırakan maddelerden oluşsaydı bu ödeneğe ben de başvururdum. Önerilen meblağın benim için önem arz edeceğini bilen bir sinemacı arkadaşım (bilirsiniz, sinemacılar bu tür ödenek başvurularıyla daha içli dışlıdırlar) bana projeden bahsedince ilgilendim, ama başvuruyu inceleyince yazdığım eserin içeriğine dair talep edilenler bana ters geldi ve başvurmamayı kendi adıma daha uygun buldum. Ama buradan, başvuruda bulunan arkadaşları eleştirdiğim sonucu çıkmasın sakın; yazdığı eserle ilgili bilgi vermek durumunda bırakılan hiçbir yazarın bundan hoşnut olacağını sanmıyorum. Destek alan yazarları “yandaş” ilan etmek de doğru değil. Eleştirimiz burada yazara değil, ödül sistemindeki usule olmalı. Yazan ve yazdıklarıyla çok az para kazanabilen hepimiz zor bir hayat mücadelesi vermekteyiz ve bugün burada yazarlar ve devlet ödenekleriyle ilgili tartıştığımız şey bu olmamalıydı. Bana sorsanız, ben değil T.C. devleti, Philip Larkin gibi kraliyet yazarı olmak isterdim; ama, Philip Larkin gibi aykırı yazarak, ve dilediğimi yazma özgürlüğü bizzat kraliyet tarafından güvence altına alınarak! Dünyanın gelmiş geçmiş en sömürgeci krallıklarından biri olması o kraliyeti, değerli bulduğu bir sanatçıya her şart altında destek olmaktan alıkoymamıştı. Sanata değer verilmeyen yerde ödüle değer vermek de zorlaşıyor.

 

bakiAyhanT BAKİ AYHAN T. (Şair)

“BENCE MİKTAR 100.000’DEN AŞAĞI OLMAMALI”

Bence miktar çok çok az, ya hiç verilmemeli ya da 100.000 TL’den aşağı olmamalı. “Ödenek” şeklinde olmasını da doğru bulmuyorum. Başka şekilde olmalı ama nasıl derseniz hemen cevap veremem.

 

ferzende FERZENDE KAYA (Şair)

“ÇOK OLAĞAN VE OLMASI GEREKEN BİR DURUM”

Hiçbir işe yaramayan bir kültür politikası için Kültür Bakanlığı ve belediyeler; milyonlarca liralık bütçeler harcıyorlar. Kültür sanat üreticileri arasında; üretiminin karşılığını en az alan kesim edebiyatçılardır ülkemizde. Bütün bunlar baz alındığında bakanlığın eserleri desteklemesi çok olağan ve olması gereken bir durum. Avrupa’daki dini; ideolojik ve misyoner vakıflardan; yıllardır büyük paralar ve yazar bursları alan sol ve Kemalist cephe ile bunların yanaşması bir grup islamic/muhafazakâr yazar güruhu muhtemelen bakanlığın desteklediği eserleri aşağılamaya kalkışacaklar. Fakat mümkünse üreten herkes; özellikle de genç edebiyatçılar bu destekten faydalanmalı. Bakanlık ise desteğin tutarını yükseltmeli.

 

mustaFirat MUSTAFA FIRAT (Şair)

“BİR SIFIRDAN HEP İYİDİR”

“Ben, böylesi bir güzelliğe destek çıkılmasına çok sevindim. Şimdi düne kadar, hep İskandinav ülkeleri, Avrupa ülkeleri örnek gösteriliyordu, bizde neden yok diye? Fakat şimdi baktığımızda gördüğümüz var. Bu 40 arkadaşımızın kim olduğu merak ediliyor. Dikkat edersek, yapılan ortaya konandan çok ‘kim bu 40 kişi?’ sorusu daha çok yankılandı! Kanımca bunun böyle olmaması lazım. Fakat hem edebiyat kamusunun hem de okurlarının bu 40 edebiyat adamının kim olduğu söylenmeli. Bu doğal bir haktır. Benim düşüncem böylesi bir çalışma yapılırken seçilen edebiyat adamlarının her şeyi düşünülmüştür. Böyle bir iyi niyet göstergesi olmalı. Şimdi arkadaşlarımızın ortaya koyacağı eserin dünya çapında ses getireceğini de düşünmüyorsak, özellikle de şiir kitabı ortaya koyacak arkadaşlarımızın sevinmesi gerek. Güzel bir durum. Türkiye ortalamasına vurduğumuzda şiire az ilginin olması belki zihinlerimizde soru işareti koyabilir… Bu arada ben şairlerin her şeyde en iyisini hak etmesi gerektiğini yıllar önce bir yazımın arasında söylemiştim. Dedim ya az bile; ama bir sıfırdan hep iyidir.

 

unutmaz SÜLEYMAN UNUTMAZ (Şair)

“DEVLET YAZARA ZEVAL VERMESİN”

Uygulamayı doğru bulmadım. Sinema ve televizyon sektörü için bu tür devlet destekleri anlaşılabilir ki bence bu da yanlış. Devlet yardım etsin muhabbeti sanat ve edebiyat gibi doğası gereği özerk alanlar için söz konusu olmamalı. Ayrıca neticede bu paralar milletin parası. Milletin rızası var mı, millete sorulmuş mu? Muhtemeldir ki bu uygulamayı doğru bulanlar da vardır. Kültür Bakanlığı sinema filmleri için yaptığı yardımı elbette yazarlar için de yapmalıdır diyenler de olacaktır. Bunu diyenlerin zihinlerinde hem devlet hem de yazar sözcüklerinin sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Yeri geldiğinde devleti de devlet kavramının kendisini de eleştiren yazarın böylesi bir para yardımını olumlu bulması da çelişkidir. Yazar işinden gücünden vakit ayırıp eserini veremediği için işini bir süreliğine bırakıp devletin para yardımıyla geçimini temin ederek eserine vakit ayırabilir deniliyorsa da burada eserin yazımına her hangi bir yardım söz konusu değildir. Bu başka bir şeydir artık. Yazar bu türden lükslere bel bağlamamalı bence. Eserini her şartta verebilir yazar. Vakit ayıramıyorum yazmaya diyen vakit ayırsa da yazamaz zaten. Hem edebiyatımızda hangi yazar devlet desteğiyle eser vermiş ki? Bu tür akçeli işler öteden beri bulanıktır zaten. Kim seçmiş, kimleri niye seçmiş, seçilenler niye gizlenir gibi sorulara hiç girmiyorum bile. Yardım alan tüm yazarlara da Ece Ayhan’ın selamını söylüyorum vesselam…

 

 

selvigul3 SELVİGÜL ŞAHİN (Öykücü)

“SUİSTİMAL EDİMEZSE İYİDİR”

Emek ve sanat anlamında sanatçılara destek manidar ama bu durumun suistimal edilmemesi gerekir ve hak eden eserlere destek verilmeli.

 

delav ZEYNEP DELAV (Öykücü)

“SEÇİCİ KURUL EHLİYETLİ VE HAKKANİYETLİ OMALIDIR”

Gayet olumlu bakıyorum. Şimdiye kadar sinemada dalında bu uygulama vardı. Yazan, üreten insanların hayatlarındaki koşturmacaya kısa bir es verdirip üretmesine devletin destek vermesi önemli bir gelişme.

Şiirin maddi masrafı var mıdır ki devlet desteği olsun diyorlar. Bu mantık ve ayrıştırmayla yola çıkarsak, Devlet Sanatçısı da mantıksız oysa sanatçıya dair devletin koruması, jesti diye düşünebiliriz. Burada mesele destek verilmesinden öte, seçici kurulun ehliyetli ve ideolojik eşitliğinin de göz ardı edilmemesi gerekiyor.

 

7yunusEmre YUNUS EMRE ALTUNTAŞ (Şair)

“DEVLETİN ŞİİRİ SATIN ALMAYA PARASI YETMEZ”

Olumlu bir gelişme muhakkak. Onca lüzumsuz festivale ayrılan milyonların yanında devede kulak kalsa da edebiyatın teşviki ve en önemlisi yazarların yayın konusundaki sıkıntılarını aşmasına yardımcı olabilecek güzel bir gelişme olarak görüyorum. Yayınevlerinin desteklemediği şiir için şairin kendi kitabını yayınlamasına yardımı olursa elbette güzel olur. Lakin halihazırda yazan şairler için bir teşvik olarak görülebilir. Devlet şiiri satın alamaz zaten, parası yetmez

 

5hasipBingol HASİP BİNGÖL (Şair)

“BÖYLE BİR ŞEYE UĞRAMAKTAN ALLAH’A SIĞINIRIM”

Açıkça ve kısaca; benim nasıl karşıladığımdan ziyade, işbu maddiyata mazhar olmuş müellifan-ı muteberin nasıl karşıladığı mühim olsa gerek. Kaldı ki söz konusu mazhariyete nail olamamışların bu mühim meselede edecekleri her kelam lafız güzaf mesabesindedir. Buna duçar olmaktan Hafazanallah!

 

serif ŞERİF AYDEMİR (Öykücü)

“HEYECAN VERİCİ”

Pek tabii ki, olumlu ve gerekli buluyorum.Geç kalınmış olsa bile Kültür Bakanlığının edebiyatımızla ve yazarlarımızla ilgilenmesi beni heyecanlandırır. Şahsım ve ESKADER adına konuyu gündeme getirenlere ve ilgi duyanlara şükranlarımı sunarım.

 

yagiz YAĞIZ GÖNÜLER (Şair)

“DOLAP MARANGOZCULARIN SANATININ İŞİDİR”

Türkiye’nin menfaatleri doğrultusunda, Türkiye’nin ânının ve geleceğinin parlaklığını esas alması kaydıyla, Türkiye’nin düşmanlarının çatlamasına vesile olması koşuluyla bir sanatçının sanatının devlet tarafından destek görmesi doğal karşılanmalıdır. Zamanında Oğuz Atay da Necip Fazıl da devletten yardım almıştı. Kimisi rica minnet, kimisi başka türlü. Şimdi onlardan sevgiyle bahsediyoruz. Elbette kimin kendi topraklarına ne taraftan hizmet ettiği hemen aşikâr olmuyor. Lâkin hakikatin gizli kalması mümkün değil. Sanatçı sanatını tamamıyla özgür bir ortamda icra etmeli. İktidar güdümü olmadan ve iktidara alkış tutmadan. Sanatçının icrası esnasında maddi ve manevi sıkıntı yaşaması durumunda devleti ona yardım etmelidir. Devletin milletiyle omuz omuza olması bunu gerektirir. Düşman sathında da sıkıntı verir, iyidir. Tüm bunların dışında havuzlu evinin kirasını, oğlunun arabasının yakıtını, kızının kolejinin aidatını düşünerek sanatçı devletten sanatı karşılığında para beklentisi güdüyorsa, orada bir dolap dönüyor demektir. Edebi sanatlarda dolap olmaz, o marangozcuların sanatının işidir.

 

4zekiBulduk ZEKİ BULDUK (Öykücü)

“KÜLTÜRDEN ANLAMAYAN KÜLTÜR MÜDÜRLERİNİN MAAŞINI KONUŞSUNLAR”

Polise verilen taltifi, rüşvet alan memuru múdúrü konuşsun millet. Sanatçıya verilen az bile. Bütün bunlar sanatçıyı müteahhitlikle karıştırmamızdan. Fuzuli’ye maaş bağlayan Kanuni ne şiiri katletti ne de Fuzuli’nin sanatı bayağılaştı. Şiirin masrafı çoktur. Köprü havalimanı ya da milletvekiline verilen para birgün gider ama şiir kalır. Ha, şu da var… Söz ola kese savaşı/ Söz ola kestire başı/ Söz ola ağulu aşı/ Bal diye yedire sana… Dedi ya şair. Bu çok pahalıdır. Ukaz panayırında da , Osmanlı divanında da sadece ekonomistler müteahhitler politikacılar değil; şairler de vardı.. Büyük devlet; sanatçısını müteahhitten, politikacıdan, konsomatristen aşağı görmeyendir. Bütün bunlar, bilinçaltıyla alakalı; ben de yazarım, edebiyat yapma, hepsi laf… Gibi terkipleri ağzına alanlar meydanı doldurursa, 11bin liralık desteği bir şey zannedip alemi lafa boğarlar. Komisyonlara iki kere katılanların aldığı zaten 10 bin lira. Gidip sınıf farklarını falan konuşsunlar. Ya da kültürden anlamayan kültür müdürlerinin maaşını konuşsunlar. Mesela yedi güzel adam dizisinde Nuri ismini duyunca Reşat Nuri mi bu, diyen 4000 dolar maaş alan eğitim kültür ataşeleriyle ilgilensinler.

 

caney SITKI CANEY (Şair)

“ŞİİR PAHA BİÇİLMEZDİR”

Ödeneklerin yazarlara dağıtılmasında adalet ve hakkaniyetle hareket edilip edilmemesine göre bu durum iyi olarak da kötü olarak da değerlendirilebilir. Ne masrafı ya… Şiir paha biçilmezdir. Şiir yazmak için devletin desteğini şart görene kim şair der ki.. Şiir paranın tam karşısında bir yerdedir her zaman yürek işidir para işi değil. Sadece şiire değil ki bütün edebiyat dallarında destek var. En başta da dediğim gibi bu desteğin mahiyetini amacını ve işleyişini bir bütün olarak ele alıp ona göre değerlendirmek lazım.

 

 

 ertasSIDDIK ERTAŞ (Şair)

“ÖNEMLİ OLAN ADALET VE ŞEFFAFLIKTIR”

Kültür bakanlığının edebi eserlere destek vermesi görünürde edebi metinlerin üretimini kamçılayacak bir adım olarak görünse de aslında birçok açıdan sorunlu olduğunu da dikkatlerden kaçırmamak gerekir. Devletin, destekleyeceği metinlerde aradığı kriterlerin objektif olup olmadığı temel bir sorundur bence. Sanatçının özgürlüğü bağlamında bakıldığında desteklenmeyi reddetmek daha sahih bir tutum olabilir çünkü. Türkiye’de konuşulan diğer dillerde (Kürtçe, Zazaca, Lazca vb) üretilen eserler de desteklenecek mi örneğin? Devletin adil olmasını beklemek en doğal hakkımız değil midir? Desteklenecek eserleri belirleyen kurulun niteliği de çok önemli bir sorundur. Seçici kurulun nasıl seçildiği de… Sürecin bütün aşamaları şeffaf ve adil bir şekilde belirlenmesi koşuluyla bu uygulamayı desteklemek mümkündür.

Sanatçılar aykırı insanlardır. Olgularla, kişilerle, kurumlarla sorun yaşayan tiplerdir onlar. En çok da devletle sorun yaşarlar. Devlet kendisini eleştiren sanatçıları da destekleyecekse niye karşı çıkayım ki? Tiyatroyu, sinemayı desteklemiyor mu? Tekrarlıyorum: Önemli olan adalet ve şeffaflıktır. Gerisine “eyvallah.”

 

 

gulcan GÜLCAN TEZCAN (Yazar)

“YAZARLARIN ELİNİ CİDDİ BİÇİMDE GÜÇLENDİRECEKTİR”

Kapitalistleşme ve ticari mantığın hakim olduğu bir ortamda nitelikli eser veren yazarların özgürce üretim yapabilmesi için ekonomik bağımsızlığa sahip olmaları şart. Satılacak kitabının telifini hesaplamak durumunda olan yazarın söz konusu kaygılarla ortaya çıkaracağı eserin ‘piyasa baskısı’ndan ne kadar bağımsız olacağı tartışılır. Bu anlamda verilecek devlet desteği yazarların elini ciddi biçimde güçlendirecektir. Kaldı ki yazdığı kitabın geliriyle geçimini sağlayabilen yazar sayısı da oldukça sınırlıdır. Pek çok şair, yazar çok farklı alanlarda mesai harcayıp kalan zamanlarda edebi eser vermek durumunda. Bu tür desteklerle yazarların kendine ait zamanlar satın almaları da mümkün olacak ve daha rahat üretim yapma imkanına kavuşacaklardır zannımca.

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...