20 Ağustos 2017 Pazar

Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, anlaşmak için değil kendi namımıza bir fayda devşirmek için. Her birimiz, çıkar amaçlı suç örgütü üyesiyiz adeta… İşe duyguları karıştırmamanın adı “profesyonellik” artık. Ortamına göre konuşmak “stratejik davranmak”. 

—————————————————————————————————————————————————————-

Öyle bir dönemdeyiz… Konuşulacak, konuşulması gereken nice sorun var da konuşmaya mecal yok. Dahası, kulak kesilecek muhatap da yok. Söz, ağızdan çıkar çıkmaz sanki bir karadelik tarafından emiliyor. Ya da hurufat ‘ses’ten soyunup boşlukta öylece asılı kalıyor.

Herkes her şeyin farkında. Lakin aile içindeki sıkıntıların halının altına süpürülmesi, görmezden gelinmesi gibi bir durum var.

Çünkü her birimizin bir diğerine karşı çok kabahati, kusuru var.

Çünkü hepimizin, aslında en büyük suçu kendimize karşı.

Hepimiz ya örgütlü kötülüğün doğrudan bir parçası ya da dolaylı ve pasif bir destekçisiyiz. Böyle söyleyince acımasız bir toplu infaz gibi geliyor kulağa, biliyorum. ”suçlu sensin, suçlu benim, suçlu hepimiz!” türünden dramatik, samimiyetsiz, ağlak bir ifade gibi. İnsan kendine yakıştıramaz kötülüğü ama aynaya bakarsak böyle olduğunu görürüz bence. Her birimiz, farklı tekil olaylarda bu örgütlü kötülüğün değirmenine su taşıyoruz.

İnsan ilişkilerinde çok hoyratız… Bu ne zaman böyle oldu, nasıl oldu bilmiyorum ama eskiden böyle değildi. Yozlaşmaya “şurada başladı” diye bir zaman tayin edilemez tabii. Zaman içinde olan oluyor. Bir bakıyorsun ki bu haldesin. Hoyrat! Artık kurduğumuz ilişkilerde kendimizi merkeze koyuyoruz. Biz mesajın sahibi, karşımızdaki de mesajı aktaracağımız mecra sanki. Onu dinlemeye, anlamaya kapatıyoruz kendimizi. Hasbî bir hal üzre olmadığımız için hasbihal edemiyoruz. Konuşuyoruz sadece. Ve hepimiz ortaya konuşuyoruz. Böyle olunca da ortalığı uğultu kaplıyor.

Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, anlaşmak için değil kendi namımıza bir fayda devşirmek için. Her birimiz, çıkar amaçlı suç örgütü üyesiyiz adeta. Hayatı, tamamen kazanmaya odaklı büyük bir satranç gibi görüyor ve yaşıyoruz. Her söyleyeceğimiz söz, her eylediğimiz bir plan ve strateji dahilinde. Sürekli hesap kitap yapıyoruz. Ortam neye uygunsa onu seslendiriyor, kimin yanında duracağımıza “hak”lı gerekçelere göre değil “kâr”lı gerekçelere göre karar veriyoruz. İşe duyguları karıştırmamanın adı “profesyonellik” artık. Ortamına göre konuşmak “stratejik davranmak”. Riya, tüm hayatımızı öyle kuşatmış ki rüyalarımız daha gerçek sanki…

Bir adım geri çekilip düşünmek büyük bir zafiyet. Her ne pahasına olursa olsun, kıra döke ilerliyoruz. Yanlış mı yaptık, hata mı ettik? Hiç mühim değil. “Koş, yoksa düşersin” ve kaldıran da olmaz. Sen de kimseyi kaldırma; üstlerine bas ve geç!

Basıp geçiyoruz. Hiçbir değer, kural, ölçüt bırakmadan ezip geçiyoruz.

Muhafazası “kâr”a dönük olan yani ‘kaz gelecek yerden tavuğu esirgemeyen kişi’ kazın nereden geldiğini de umursamaz. Çünkü o kişi, aynı zamanda ‘üzümünü yer bağını sormaz.’ Kazı o kadar gözüne kestirmiştir ki, kaz nasıl geliyor, kimin tavuğunu (hangi hakla) kime veriyor önemsizdir. Biraz sorgulayacak olsan durumunu, “o kadar kusur kadı kızında da bulunur”dan, “önce can, sonra canan”a kadar atasözlerinden sayısız delil getirir…

“Değerlerimiz” yaşantımızın dekoratif unsurlarıdır artık. Kendi namımıza artı değer oluşturmak için tereddütsüz harcadığımız mirî malı. Üstelik bunu, bu yöntemi biz bulmuş ve sadece biz kullanıyormuş gibi yapıyoruz. Her birimiz böyle yapıyor oysa. Böyle olunca da kendi yaptığımızı unutup karşıdakini eleştiriyoruz: “Azizim, toplum yozlaşıyor; hiçbir değer kalmadı artık!”

Hadis meselesini tartıştığımız kadar, yaşadığımız can yakıcı hadiseleri tartışmıyoruz. Görmezden geliyor, çabuk unutuyoruz başımıza gelenleri. Ve bu yüzden hep aynı yerde düşüyor, aynı hataları tekrar tekrar işliyoruz.

 

Bu çağda, “iyi” insanların “küçük” kötülüklerinin yekünü, hakiki kötülerin yapıp ettiklerine erişmiştir. Yani iyiliğe su katılmıştır.

İyiliğe su katmak, yani özensiz iyilik de toplumsal yapıda safi kötülükten daha büyük zafiyet oluşturur.

Defolu iyiler ve iyiliklerdendir; burnumuza gelen kötü kokular. Kötü, zaten tüm varlığıyla orta yerdedir.

Kötülüğün sıradanlaşması ve tolere edilebilirlik sınırlarının genişlemesi, iyilerin zafiyetiyle mümkün olmuştur. İyilerin kötü olana tepki göstermemesi, kötüye yapılan bir iyiliktir ki, bu da son tahlilde kötüdür. Çünkü iyilik, bilfiil kötülük yapmamak gibi pasif bir hal değil, kötülüğe karşı mücadele gerektiren aktif bir tutumdur.

İyilerin ekseriyeti,”nitelikli”iyi değil, “iyiler derneği”ne hasbelkader kaydolmuş fakat birçok açıdan kötülüğe bulaşmış “söz”de iyilerdir.

İyilik hızla mevzi kaybediyor…

İyilik istikrar gerektirir… Kötü, tüm yapıp ettikleri kötü olduğu için kötü değildir. Kötü de zaman zaman iyilik yapabilir. Fakat kötünün yaptığı iyilik, iyilik olsun diye değil kötülüğüne perde olsun diyedir.

Kötünün yaptığı iyiliğe yani ehven-i şerre razı olmak, uzun vadede ehven-i şerre tâbî olmayı getirir ve önünde sonunda şer ehveni zehirleyince, şerrimizde boğuluruz.

Boğuluyoruz…

 

Hasılı; kelimenin tam anlamıyla yuvarlanıp gidiyoruz…

Dağılan tespihin taneleri gibi savruluyoruz. ..

Bir istikamet belirleyip, hedefe doğru inanç ve kararlılıkla bir yürüyüş değil bizimkisi. Yüzeysel bir bakışla, karşımızda olumlu bir tablo olduğunu vehmedebiliriz. Lakin piksel değeri düşük bir fotoğraf gibiyiz. Yaklaştıkça görüntünün bulandığını, manzaranın hiç de iç açıcı olmadığını görüyoruz.

Bilemiyorum; bu zor zamanlarda günü (ve görüntüyü) kurtardığımıza sevinmek yerine, günü ne pahasına kurtardığımızı artık anlayıp açık yüreklilikle tartışsak ve çare arasak daha iyi olmaz mı?

 

 

Yoruma kapalı.

Etiketler:
Benzer Haberler
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Benmerkezci bir çağda… Benmerkezci bir çağda… Yazar, gerçek bir aşkın, sevdiğine benzeyebildiğince ...
Öykü, otopsi masasında Öykü, otopsi masasında Kamil Yıldız, Tehlikeli Karşılaşmalar kitabında, öykü ...
Vatan Yahut İnternet Vatan Yahut İnternet Kutlu'nun köşe yazıları kısır gündeme yüz ...
Mahalle Mektebi yenilendi Mahalle Mektebi yenilendi Yeni yayın dönemine yenilenen tasarımıyla giren ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...