17 Ağustos 2018 Cuma

Güneye doğru saatlerce yol alan bir uçakla önce Kazablanka ardından ikinci bir uçak yolculuğuyla Sierra Leone’deyiz. Ama yolculuğumuz bitmedi; havalimanının bulunduğu bölge olan Lungi’den ülkenin başkenti Freetown’a gitmemiz gerekiyor. Bunun için de altı saat kadar feribot beklememiz. Neyse, feribotun hareket saati geliyor ve biniyoruz. Feribot dediğimiz bizde muhtemelen 20-30 yıl önce kullanımdan kaldırılan, oldukça eski arabalı vapur. Yayalar buldukları yere oturuyor. Bizim biletimiz first class! Kapalı bölümde, bir salon büyüklüğünde boğucu sıcaklıktaki bu firs class(!) mekan yerine açık alanda Atlas Okyanusu’nu seyrederek sigaramı içmeyi tercih ediyorum…

Kalacağımız otele çantalarımızı bırakıp biraz soluklandıktan sonra hemen ziyaretlere başlıyoruz. İHH’nın bölgedeki partner kuruluşu Wellington Muslims Association ilk durak. Yetkililer, bölge halkı ve burada eğitim gören yetimler bir karşılama töreni düzenlemiş. İHH vasıtasıyla burada hayata tutunan, eğitim gören yetimleri görünce daha iyi anlıyor insan, kıtalar ötesinde bir hayata değmenin anlamını. Müthiş bir muhabbet var. Hele çocuklar… Fotoğraf çektirmeyi çok seviyorlar. Biz de bol bol çekiyoruz. Küçük bir kız çocuğu gözüme çarpıyor; çok sevimli. Tam onun da fotoğrafını çekecekken ağlayarak kaçıyor. Bu kızın yakından bir fotoğrafını çekemiyorum maalesef.

DSC_0557

Başkent Freetown, ülkenin en kalabalık şehri. Bazı yollarında İstanbul trafiğini aratacak bir yoğunluk var. Tüm cadde ve sokaklarda seyyar satıcılar… Yaya trafiği de Çarşamba pazarı kadar yoğun. Merak ediyoruz; bu kadar çok satıcı var da alıcılar nerede? Her yerde kaos…

DSC_0488

Şehrin genel görünümü 40’li yılların bir Anadolu kasabasını andırıyor. Su yok, elektrik çok sık ve uzun sürelerle kesik; yıkık dökük eski binalar, barakalar, çamur içindeki ara sokaklar, fakr-u zaruret… Sonra bir de başınızı çeviriyorsunuz; yüksek duvarlı lüks villalar ve belki bizde bile olmayan lüks araçlar gözünüze çarpıyor. Şehir merkezinin hemen yukarısı, bizde Çamlıca tepesi gibi vericilerin olduğu bir bölge ve zenginlerin muhiti. Tenakuz baş döndürücü.

Ziyaretimizin ikinci günü merkezden çıkıp köylere doğru yol alıyoruz. Ülkenin güneyine, Gine sınırındaki Kambia bölgesine giderken beş-altı yerde duruyoruz. Şehirdeki yokluk ve yoksulluk, ülkenin genel ekonomisi içinde normal ölçülerdeydi; taşrada ilerledikçe, televizyonlarda gördüğümüz, zihnimize imaj olarak yerleşmiş bulunan o Afrika gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Beyaz adamın buralara bahşettiği özgürlük, bir ebeveynin çocuğunu sokağa atması gibi. Bu başıboşluk ve çaresizlikten yine kendi kucağına düşmesi, kendisine muhtaç olması için de bol bol misyoner kiliseleri yapmış.

DSC_0227

19 yerel dil konuşuluyormuş; resmi dili İngilizce olan Sierra Leone’de. Bizim yanımızda konuşulan ve halkın büyük bölümünün de konuştuğu Krio dilinde o kadar çok İngilizce kelime var ki, konuşulanların birçoğunu anlıyorsunuz.  Yanımızda, bize rehberlik yapan ve Türkiye’de üniversitede okuyan Victor var. Kendisi, ülkenin müstakbel başkanı. Bu yolda ciddi ciddi çalışmalar yapıyor. Azmi ve kararlılığıyla başarır da. Kısa bir süre önce Müslüman olmuş. Çok neşeli ve enerji dolu bir genç. Amcasını ziyaret ediyoruz hep birlikte. Müslüman olduğunu söylüyor; amcası bir kahkaha atıp geçiyor. Buralarda din, Müslümanlar dışında çok önemli bir faktör değil. Müslümanlar, sınıfsal olarak daha yoksul ve aralarında kısmi de olsa bir dayanışma var. Sonra bir Musa Bangura var. Geçtiğimiz yıllarda çeşitli vesilelerle ülkemize gelmiş olan Bangura’yı tanıyanlar vardır. Tanımayanlar da tanısın derim. Afrika’nın Malkolm X’i. Why İslam in Action Foundation adlı bir örgütü var ve muazzam çalışmalar yapıyor. Bölgede çok tanınan ve sevilen bir isim. Gece, sekiz saatlik yolda sekiz kontrol noktasından geçtik ve onu gören polisler sorgusuz sualsiz yol verdi. Hatta aynı yolun dönüşünde de kendisi orada kalacağı için yanımıza bir asker bindirdi ki sorun yaşamayalım…

IMAG0614

Tüm görüşme ve ziyaretlerden arta kalan zamanlarda çarşı pazar, köy kasaba dolaştık. Hülasa, burası kurak değil sulak Afrika. Lakin yine de susuzluk çekiliyor. Ülke tamamen sömürülüyor. Onca elmas, altın, demir madeni ve tarım imkanı tamamen yabancıların kontrolünde. Kendi başına bıraksalar ülkeyi, -zaten altı buçuk milyon nüfusu var- refah ve bolluk içinde yaşayabilirler. Ama olmuyor tabi ki. Kaldığımız otele bizden birkaç gün sonra 5-6 İngiliz geldi…

Son gün Okyanus kıyısından Penninsular bölgesine doğru bir gezintiye çıktık. Muhteşem bir bölge. Özel sahilleri ve tatil köyleri var yabancıların. Bu nedenle yol da muazzam. Burada bile o kadar düzgün yok yoktur. Lakin, bir yarımada şeklindeki şehirde turu tamamlayarak gezelim diye düşünürken, tatil bölgelerini geçtikten bir süre sonra yol küt diye bitti. Mecburen, daha uzun olmasına rağmen aynı yoldan geri döndük. Yani adamlar kendi konforları için, sadece kendi bölgelerine yol yapmış.

DSC_0607

İşte böyle… Atlas Okyanusu kıyısındaki, ortalama yaşam süreleri 40-45 yıl olan özgür (!) bırakılmış Afrikalı kölelerin kurduğu Sierra Leone, ülke olarak da özgürlüğünü kazanacağı, varlık içinde yokluk çekmeyeceği günleri bekliyor. Victor’u bekliyor belki de. Onun sömürgeciler ve işbirlikçileriyle girişeceği mücadelede halkı da Musa Bangura örgütleyecektir muhtemelen. Eğer olayların seyri böyle olursa, Victor söz verdi; bu kez devlet başkanı davetlisi olarak gideceğim Sierra Leone’ye.

 

Kaçak Yolcu; Hüseyin Karaca

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...