16 Aralık 2017 Cumartesi

Kamil Yıldız, Tehlikeli Karşılaşmalar kitabında, öykü türünü ironi ve mitos bağlamından hareketle otopsi masasına yatırıyor. Öyküde anlatıcının rolü üzerine eğiliyor, güzel ve ölüm denklemini çözümlemeye çalışıyor.

———————————————————————————————————————————————————————

Bir otopsi düşünün fakat bu sefer masada yatan bir insan cesedi değil. Masada boylu boyunca hâlâ hayatta, cap canlı öyküler yatıyor. Her biri, olanca sakinliğiyle, kendilerini, birazdan didik didik edecek bir elin yumuşaklığına bırakmış… Sesleri ilk günkü kadar gür çıkıyor bu öykülerin. Etkileri, yazıldıkları günden bugüne hep aynı şiddette. Cesaretleri de buradan geliyor. Cesurca uzanmışlar otopsi masasının üzerine. Otopsi masası, demirden yapılmış, beyaz örtüyle örtülmüş bir soğukluk içinde değil. Aksine, kimilerince maddenin beşinci unsuru olan tahtadan yapılmış. Hâlâ canlı ve hayata değecek bir sıcaklık taşıyor. Birazdan başlayacak otopsi. Neşter, makas, iplik yok tezgahın üzerinde. Kalem, kağıt ve silgi… Tezgahımız, masanın başlı başına kendisi. Ne gözlerine bakılacak kadavranın, ne göğsü yarılacak, ne kalbi açılacak… Çünkü otopsi için masaya yatırılan bir kadavra değil, yaşayan öyküler zümresi… Otopsi, öyküde ironi, öyküde mitos, yaşamdan izler, öyküde anlatıcı, ölüm, imkansız soru mümkün cevap, yokluk- hayal – ses ve biçim üzerine  olacak. Otopsiyi bir öykücü yapacak; Kamil Yıldız. Yer: Tehlikeli Karşılaşmalar.

Her Şey Hakkında Bir Öykü, Kamil Yıldız’ın ilk kitabı. Kitabın ismi, içindekilerin mahiyeti hakkında gerekli ipucunu veriyor bizlere. Öykünün, diğer edebi türler içinde tuttuğu yeri, bir başka işaret ediyor. Her şey hakkında, diyor Kamil Yıldız. Öykünün yeryüzünde tuttuğu yerin kapsamına işaret ediyor böylelikle. Fakat, her şey hakkında olan öyküler nasıl oluyor da bir kitaba sığıyor, burası bir soru işareti olarak kalıyor aklımızda…

Tehlikeli_Karsilasmalar————————————————————

Kamil Yıldız, ironiyi kendince bir zemine oturtur ve yaptığı otopside ele aldığı öykülerin, kendi çizdiği ironi zeminine oturtup oturmadığı yargısıyla değerlendirir. İroninin temelde felsefi bir arka planı olduğunu, lakin metin düzeyinde belirsizlik ve istihza olarak tebarüz ettiğini, bunun da eğlendirici olduğunu belirtir. Mizah ve eğlencenin tek başına ironi olmadığının altını çizer Kamil Yıldız.

————————————————————

 

Tehlikeli Karşılaşmalar, Kamil Yıldız’ın ikinci kitabı. 2006 yılından itibaren Dergâh, Heceöykü, Karabatak, Melâmet gibi dergilerde öykü ve öykü üzerine yazıları yayınlanan Yıldız, Tehlikeli Karşılaşmalar kitabında, öykü türünü ironi ve mitos bağlamından hareketle otopsi masasına yatırıyor. Öyküde anlatıcının rolü üzerine eğiliyor, güzel ve ölüm denklemini çözümlemeye çalışıyor. Yokluk, hayal/rüya ve ses olarak öykülemenin imkânlarını araştırıyor ve son olarak öyküde biçim üzerine eğiliyor. Tehlikeli Karşılaşmalar bir öykücü olarak Kamil Yıldız’ın okuma yelpazesinin ne denli geniş olduğunu gösteriyor bizlere. Otopsi masasına yatırdığı onlarca öyküyü, inciğiyle cıncığıyla elden geçiriyor Kamil Yıldız. Kafka, Memduh Şefket Esendal, Haldun Taner, Oğuz Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mustafa Kutlu, Hasan Ali Toptaş,  Hakan Şenocak, E. A. Poe, Hakkı Özdemir, Ömer Seyfettin, Orhan Duru, Feyyaz Kayacan, Anton Çehov, Nahid Sırrı Örik ve daha nice isme konuk olur Kamil Yıldız. Öykücülerle yetinmez. Niyazi Sayın ve Tanburi Cemil Bey’e kadar uzar ve F. W. Nietzsche’den, James Joyce’den, Brad Pitt’ten, İbn’ül Arabi’den, Ahmet Mithat Efendi’den, Ahmet Rasim’den, Aziz Nesin’den, F. Jameson’dan, Yunus Emre’den, Carl Gustav Jung’dan, Asaf Halet Çelebi’den, Pertev Naili Boratav’dan, Yahya Kemal’den, Ludwig Wittgenstein’dan ve Luis Martin- Santos’tan geçer yolu Kamil Yıldız’ın. Tehlikeli Karşılaşmalar’ı okurken, Yıldız’ın uğradığı bu ara duraklara bakıp, ilk kitabının iddiasının doğrulandığına şahit olursunuz. Hayatın hemen hemen her alanında ortaya konan ne varsa, oradan bir bağlam geliştirir Kamil Yıldız ve bunu öykü ile ilişkilendirir. Otopsi masasına yatırdığı öykülerin bir kısmının yazarlarını yukarıda zikrettik. Andığımız isimler, Kamil Yıldız’ın öykü üzerine nasıl bir titizlik ve ciddiyetle eğildiğini gösterir bizlere…

Öyküde İroni Üzerine…

İroni, pek çok edebi türde yerini bulan bir anlatı türüdür. Pek çok yazar, şair, öykücü, ironiyi çoğu zaman planladıkları minvalde eserlerinde kullansalar da ironi genel okuyucu kitlesinin gözünde, tebessümle düşündürmek adına kullanılan bir araç olarak algılanır. Bu algı, genel okuycu kitlesi nazarında, öykü nezdinde de farklı değildir. Bu genel kanının yanlışlığı yahut doğruluğu üzerine bendeniz bir yorumda bulunmaktan yana değilim. Kamil Yıldız, Tehlikeli Karşılaşmalar’ın ilk yazısını ‘Müstehzi Anlatıcılar Yahut Öyküde İroni’ başlığıyla derlemiş. Hâl böyle olunca, öyküde ironi neye denk düşer sorusunun cevabını, bu yazıda kendisinden aktarmak yerinde olur.

İroni kelimesinin istihza kelimesinin karşılığı olarak Türkçe’de kullanıldığını belirtiyor Kamil Yıldız. Bu kullanımın, Sokratik istihza söyleminden geldiğine işaret eden Yıldız, Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik’inden aktarıyor bizlere: “Kendini başka türlü göstermek aşırıya doğru olursa şarlatanlık, buna sahip olana şarlatan, eksikliğe doğru olursa istihza, buna sahip olana müstehzi diyelim. // Müstehziler ise, olandan daha azını söylediklerinden ötürü, karakter bakımından daha sevimli görünüyorlar; nitekim olanların kazanç için değil, şişinmek için değil, şişinmekten kaçındıkları için böyle yaptıkları düşünülüyor. Bunlar ün sağlayan şeylere sahip olduklarını özellikle inkâr ederler, Sokrates’in de yaptığı gibi.” İroniyi bu bağlam üzere dipnotla açıklayan Yıldız, onu bir özgürlük talebi olarak görür. Ona göre “ironi kişide başlar ve biter; toplumsal yararı gözeten ise mizah ve komiktir.” Bu minval üzere “ironiyi ‘gülme’den ziyade özgürlük talebi ve belirsizlik olarak ele almalıyız”, diyerek ironide çözümün önerilemeyeceğini vurgular. Sanatçının ironik tutumunu, kitlelerin ironik tutumu karşısında bir hiç sayar Kamil Yıldız. Çünkü kitlenin kendisine eğlenceli ve güvenli gelen gemiyi terk etmeyecek bir yapıda olduğunun altını çizer. O hâlde, gemiyi terk etmeye ironist (sanatçı) cesaret eder.

Bu tanımlamadan sonra öyküde ironiyi otopsi masasına yatırır Kamil Yıldız. “İronik metin (özne) sevmez, kendini sevdirir, okuru kendine ironisiyle bağlar.” Bu yargısını Sokrates ile örneklendirir. Sokrates’i müstehziliğiyle eğlendirici, belirsiliğiyle de ironik bulur. “Sokrates, müstehzidir çünkü muhatabından daha az bildiğini, hatta pek bir şey bilmediğini söyler, bu onun müstehzi tutumudur; işi ironiye vardıran sorduğu sorularla karşısındakinin de bir şey bilmediğini ortaya çıkarmasıdır. Kendisinde de bir şey yoktur, karşısındakinin bilgisini de boşa çıkartır ve tartışma bir sonuçla değil belirsizlikle biter.” Buradan hareketle başlar otopsisine. Evvela Kafka’nın Açlık şampiyonu ifadesini ele alır. Oradan Kâtip Bartleby öyküsüne uzanır. Batı’dan Doğu’ya döner sonra. Mehmud Şevket Esendal’ın öyküleri üzerine eğilir. Memduh Şevket’i; Feminist, Otlakçı, Pazarlık, Şair Tavafı, Haşmet Gülkokan öyküleri bağlamında müstehzi bulur. Memduh Şevket, ironik belirsizliğe düşmeden; eğlendiren, yer yer ironik unsular içeren hikayeler yazmıştır Kamil Yıldız’a göre. Haldun Taner ise son derece ciddi bir ironi yakalar öykülerinde lakin ironisini belirli sonuçlara bağlayamadığı için tam olarak Yıldız’ın tanımladığı özgürlük talebini gerçekleştiremez. Haldun Taner’in On İkiye Bir Var öyküsü, bazı aksaklıklara rağmen her yönüyle ironik sayılabilecek bir öyküdür. Buradaki ana aksaklık; çok iyi başlayan ve aynı oranda başarılı bir biçimde, sonuçsuz biten öyküyü aksatan şey, zaman konusunda aşırı duyarlılık kazanan, zamandan kurtulamayan öykü karakterinin yer yer bilgece yaptığı değerlendirmelerdir. Kamil Yıldız, ironi bağlamında son olarak Oğuz Atay’ın Korkuyu Beklerken hikâyesini ele alır. Oğuz Atay’ın bağlamı geniş hikâyesi, siyasi, toplumsal ve entelektüel hayatıyla bu ülke ve insanlarını kapsar. Bu açıdan Yıldız, bilhassa önemser Atay’ı. Onun özellikle modernleşme sürecindeki eğitim, batı karşısındaki durum ve hayatla sahih bir ilişki kuramamak meselelerine eğilmesi, Yıldız için dikkat çekilecek konuların başında gelir.

Sunuç olarak Kamil Yıldız, ironiyi kendince bir zemine oturtur ve yaptığı otopside ele aldığı öykülerin, kendi çizdiği ironi zeminine oturtup oturmadığı yargısıyla değerlendirir. İroninin temelde felsefi bir arka planı olduğunu, lakin metin düzeyinde belirsizlik ve istihza olarak tebarüz ettiğini, bunun da eğlendirici olduğunu belirtir. Mizah ve eğlencenin tek başına ironi olmadığının altını çizer Kamil Yıldız. Olayın doğurduğu gülünçlüğün mizah ve komiğe, olay ya da durum üzerine zekice, uzak çağrışımlara ve karşıtlıklara bağlı değerlendirmelerin ise ironiye yakın durduğunu hatırlatır bizlere. Kamil Yıldız’a göre ironi, sonuçlarla değil, sonuçsuzluklarla ilgilenir, bu yüzden de belirsizdir. Bu belirsizliği oldukça önemser Kamil Yıldız çünkü ona göre bu belirsizlik, metni boyutlandırır ve ona derinlik katar. Yıldız’ın nazarında ironik belirsizlik, “sonuca götürecek bir çıkış yolu bilmediğimizi ya da henüz onu konuşuyor olmadığımızı, konuşur olamayacağımızı bir kez daha vurgulamaktır… Bu yönüyle ironik metin bilince ve farkındalığa dairdir.”

Bendeniz Kamil Yıldız’ın öykü üzerinde yaptığı bu otopsinin sadece ironi yanını aktardım. Edebi türler içinde öyküyle hemhâl olan tüm kardeşlere Kamil Yıldız’ın Tehlikeli Karşılaşmalar kitabına bir göz atmalarını öneririm.

 

Metin Erol yazdı…

Melamet dergisi arşivinden…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...