17 Ekim 2017 Salı;

Nizar Kabbani’nin, “Hâlid bin Velîd’in İşten Çıkarıldığının Belgesidir” şiirinde derin bir acıyla haykırdığı “ kahramanlarımız işte böyle iğdiş ediliyor yavrum!” feryadını duymadan, Suriye’de taşlar yerine oturur mu, bilinmez. Kahramanlarını yitirmiş bir ülke olarak Suriye’de başlayan halk ayaklanmasının bugün geldiği boyut tüyler ürpertiyor.

—————————————————————————————————————————————————

Kazıtılan Saçlardan İç Savaşa

Tunus’ta Muhammed Buazizi’nin kendisini yakmasıyla başlayan ve dalga dalga yayılarak Orta Doğu’daki birçok devlete sıçrayan Arap Baharı, en sancılı sürecini Suriye’de yaşadı şüphesiz. Suriye’de, iki bayan doktorun, telefonda Hüsnü Mübarek’in devrilmesini konuşurlarken: “Hüsnü Mübarek düşmüş, darısı bizim başımıza…” şeklinde niyetlerini dile getirmeleri, Suriye’de yanacak ateşin ilk kıvılcımını atmıştı.  1963’te başlayıp 2010’da sona ermiş kabul edilen olağanüstü halin devam ettiğini bu iki doktor nereden bileceklerdi. Suriye istihbaratının telefonlarını dinlediği bu iki bayan doktor, bu konuşmalarının ardından tutuklanmışlar ve saçlarını sıfıra vurdurma cezasına çarptırılmışlardı. Bu yaşanan duruma tepki olarak iki bayan doktorun yakınları olan 12- 13 çocuk, Dera kentinin duvarlarına, Suriye’deki başlayacak olan halk ayaklanmasının sloganını yazmışlardı: “Halk, düzenin yıkılmasını istiyor.” Bu sloganı yazan çocuklar güvenlik güçleri tarafından tutuklanmış ve çeşitli işkencelere maruz kalmışlardı. Esed Yönetimi’nden çocukların salınmasını isteyen Dera’nın ileri gelen aşiret reisleri kaile alınmamıştı. Bunun üzerine sokaklara dökülen yüzlerce kişi, Suriye’deki ayaklanmanın ilk adımını atmışlardı.

Suriye’deki düzenin yıkılmasını isteyen Deralılar’ın yaktıkları kıvılcım, Şam başta olmak üzere Lazkiye, Humus, Banyas gibi şehirlere yayılarak devam etmiş ve o günlerden bugün içinde bulunduğumuz duruma gelinmiştir.

Dera Bölgesi’nin Önemi…

Dera Bölgesi yapısı itibariyle özel bir yerleşim birimidir. Dera’da yaşayanların büyük çoğunluğu seyidi, Ehl-i Beyt torunlarıdır… Baas rejimin seyitlere geçmişten beri olan baskısı, o günlerde de devam etmekteydi. Ancak bu Deralılar, kendilerinde haiz ilim, irfan ve adaletin tesiriyle, buradaki düzene karşı ilk başkaldırıyı sergilemişlerdi. Deralı çocukların duvara kazıdıkları “ Halk, düzenin yıkılmasını istiyor” sloganı tüm Suriye’nin sesi oluverdi.

Bir Kahraman Aramak

Deralıların başlattığı hareketlilik Suriye’de dalga dalga yayılsa da, Baas rejimiyle başlayan silahlı çatışmalarda, muhaliflerin birlik oluşturamaması, Baas rejiminin en büyük artısıydı. Suriye’nin parçalı demografik yapısının yanında Suriyelilerin kendi kahramanlarını meydana getirememelerinde görmekteyim. Suriye’nin en büyük şairlerinden biri olan Nizar Kabbani’nin, “Hâlid bin Velîd’in İşten Çıkarıldığının Belgesidir” şiirini okuduğumuzda bunu daha iyi anlıyoruz.

Halkın, yıkılmasını istediği düzen, Nizar Kabbani’nin, “Hâlid bin Velîd’in İşten Çıkarıldığının Belgesidir” şiirinde anlattığıyla; siyah fötür şapka giyen, sigara tüttüren, havyar yiyen, Fransızca homurdanan, Avrupalılar arasında kağıttan bir beyaz horoza dönenlerce kurulmuş ve şarapla konumsuz kılınmış kişilerce yönetilmekteydi. Nebî’nin evinden Fâtımatu’z-zehrâ’yı çalanlar, Kur’an’ın ilk nüshasını satanlar ve Hz. Ali’nin gözlerindeki hüznü satanların kurduğu düzenin Suriye’sinden seslenen Nizar Kabbani, kahramanları iğdiş edilmiş bir halkın, böylesi bir düzene boyun eğerek varlığını sürdürdüğünü, aktarmıştı vaktiyle.

Kabbani’nin bu şiiri için seçtiği Hâlid bin Velîd portresi bil o kadar canlı ve vurucudur. Hâlid bin Velîd, kureyşli o büyük komutan… Bedir Savaşı’na katılmasa da Uhud Savaşı’nda Cenab-ı Peygamber’e karşı savaşan ve okçuların yerlerinden ayrılmalarının ardından İslam ordusunun kazanmakta olduğu savaşın seyrini değiştiren, Hudeybiye’den sonra Müslüman olarak Seyfullah ( Allah’ın kılıcı ) unvanını alan, girdiği hiçbir savaşı kaybetmemiş Kureyşli büyük komutan…

Nizar Kabbani’nin, “Hâlid bin Velîd’in İşten Çıkarıldığının Belgesidir” şiirinde derin bir acıyla haykırdığı “ kahramanlarımız işte böyle iğdiş ediliyor yavrum!” feryadını duymadan, Suriye’de taşlar yerine oturur mu, bilinmez. Kahramanlarını yitirmiş bir ülke olarak Suriye’de başlayan halk ayaklanmasının bugün geldiği boyut tüyler ürpertiyor. “Dünya beşten büyük” âmenna fakat dünya o beşin sesini ne kadar bastırabiliyor?

Deralılar, Kabbani’nin ifadesiyle “vatan denen kadına tecavüz edenlere” eyvallah vermeyerek, Hak’tan yana olduklarını gösterdiler. Ancak kahramansız kazanılabilecek mücadele değil bu. Suriyelilerin evvela kendilerinde bulmaları gereken, iğdiş edilmemiş bir kahramandır. Nebî’nin evinde Fâtımatu’z-zehrâ’yı saklayan, Hz. Ali’nin gözlerindeki hüznü saklayan bir kahraman… Hâlid bin Velîd’dir hatırlamaları gereken. Suriye’de Baas rejimine karşı ayak direyenler, karşı koyanlar kendi kahramanlarını meydana getiremedikleri sürece Nizar Kabbani’nin, Kamal Dawood tarafından ilk defa Türkçe’ye çevrilen şiirinin başlığına denk düşecekler, “Vatansız Vatandaşlar” olacaklardır.

Nizar-Kabbani1985 yılında Nizar Kabbani’nin Irak’ta okuduktan sonra içeriğindeki has ve haklı eleştirilerden ötürü derhal yasaklanan “Vatansız Vatandaşlar” şiiri, kahramanlarını yitirmiş Suriyeliler’in bir nevi tablosudur. İlk defa Türkçe’ye Kamal Dawood tarafından çevrilen Nizar Kabbani’nin bu şiiri, İzmir Uluslararası Öğrenciler Akademisi’nin hazırlamış olduğu ‘Her Boydan’ dergisinde yayınlanmıştır.

 

Vatansız Vatandaşlar

 

Vatansız vatandaşlar

Kovalanmış kuşlar gibi zaman haritasından

Evraksız yolcular… Kefensiz ölüler

Hayat kadınlarıyız bu asrın

Her hâkim bizi satar ve fiyatı yakalar

Biz sarayın cariyeleriyiz

Bir odadan odaya gönderiliriz

Bir koldan kola

Bir sahipten sahibe

Bir puttan bir puta

Her gece köpekler gibi koşarız

Adan’dan Tanga’ya

Adan’dan Tanga’ya

Bizi kabul eden kabile ararız

Bizi örten perde ararız

Ve bir ev…

Çocuklarımız etraflarımızda

Belleri büküldü ve yaşlandılar

Eski sözlüklerde ararken

Benzer bir cenneti

Büyük bir yalanı… Büyük

Vatan denilen.

 

Biz ağıt şehirlerinde vatandaşız

Kahvemiz Kerbela kanından yapılmış

Buğdayımız Kerbela eti ile yoğrulmuş

Yemeklerimiz… İçeceklerimiz

Adetlerimiz… Bayraklarımız

Çiçeklerimiz… Kabirlerimiz

Derilerimiz Kerbela mührü ile mühürlenmiş

Bizi bu çölde kimse tanımaz

Ne palmiye… Ne deve

Ne sopa…  Ne taş

Ne Hind… Ne Afra

Evraklarımız şüpheli

Efkârlrımız… Garip

İsimlerimiz isimlere benzemez

Ne Petrolu içenler bizi tanır

Ne de sefaleti gözyaşları içenler

 

Hâkimlerin yazdığı metin içerisinde tutukluyuz

İmamın tesir ettiği din içerisinde tutukluyuz

Hüznün içerisinde tutukluyuz… Bizde en güzel olan hüzünlerimiz

Biz Kahvede Gözleniyoruz… Evde

Annelerimizin rahimlerinde

Nereye yüzümüzü çevirdiysek muhbir bizi bekliyordu

Kahvemizden içiyor

Yatağımızda uyuyor

Postamızla yunuyor

Evraklarımızı kurcalıyor

Burnumuza giriyor

Öksürüğümüzden çıkıyor

Dilimiz… Kesik

Başımız… Kesik

Ekmeğimiz korku ve gözyaşlarıyla ıslanmış

Eğer koruyucuların koruyucusuna sığınırsak

Bize söylenen: Yasak

Eğer Gökyüzünün Rabbine sığınırsak

Bize söylenen: Yasak

Eğer bağırırsak… Ya Resulü Allah bize yardımcı ol

Geri dönüşü olmayan vize alırız

Eğer son şiiri yazmak için kalem istesek

Yâda son vasiyeti yazmak için

Asılarak ölmeden önce

Konuyu değiştirirler

 

Nefret duvarı üzerinde çarmıha çekilmiş ey vatanım

Uçuruma doğru giden ey ateş topu

Kimse Mudar’dan değil… Yâ da Ben-i Sakif

Yaralar içinde boğulmuş bu vatan

Kanından bir şişe

Ya da değerli idrarından

Hiç kimse bu yamalanmış cübbe boyunda

 

Şapka ya da bir ceket bir gün hediye etti

Bahar çimleri gibi kırık ey vatanım

Ağaçlar gibi yerlerimizden koparılmışız

Hayallerimiz ve hatıralarımızdan göç edildik

Gözlerimiz seslerimizden korkar

Hâkimlerimiz damarlarında mavi kan olan birer tanrılar

Biz de cariyenin soyundanız

Ne hicazın hükümdarları… Ne de çölün çobanları bizi tanırlar

Ne Abu Altayeb… Ne de Abu Alatahiye bizi misafir ederler

Bir diktatör giderse

Başka diktatöre teslim ediliriz.

 

Biz yorgunluk limanlarından muhaciriz

Bizi kimse istemiyor

Beyrut denizinden Arap denizine

Ne Fatimiler… Ne de Karamatiler

Ne Malikler… Ne de Baramkeler

Ne şeytanlar… ne de melekler

Bizi kimse istemiyor

Bizi kimse okumuyor

Tuz şehirlerinde her sene milyonlarca kitap kesilir

Bizi kimse okumuyor

Edebiyatın kanununu koyan istihbarat şehirlerinde

 

Hüzünler gemisinde yolcuyuz

Kumandanımız paralı asker

Hocamız korsan

Fareler gibi kafeslerde yığıldık

Bizi kabul eden liman yok

Bizi kabul eden meyhane yok

Tüm taşıdığımız pasaportları

Şeytan çıkarmış

Tüm yazdığımız yazıları

Sultan beğenmez

 

Zaman ve mekân dışında yolcuyuz

Paralarını kaybetmiş yolcular… Ve bavullarını da kaybetmişler

Çocuklarını kaybetmişler… İsimlerini kaybetmişler. Aitliklerini kaybetmişler

Güven hislerini kaybetmişler

Ne Benu Haşem… Ne de Benu Kahtan bizi tanırlar

Ne Benu Rabiaa… Ne de Benu Şeyban

Ne Benu Linin… Ne de Nenu Rigan bizi tanırlar

Ey vatanım… Tüm kuşların evleri var

Ancak özgürlüğü sanat eden kuşlar

Vatan dışında ölürler.

 

 

Metin Erol, Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...