16 Aralık 2017 Cumartesi
Yusuf Tosun >> Su barıştır
15.Mayıs.2017 18:13

“Su yaşamdır, yaşamın kaynağıdır, hayat veren, can verendir; ancak su aynı zamanda yıkan, yok eden, boğan ve cana kıyan ezici bir güçtür. Su daima akışkandır, kendi içinde bir döngüye sahiptir; yuttuğu her şeyi bir gün mutlaka verir, ancak verdiği şeyleri de geriye alır.”

(Su Mitosları, Deniz Gezgin, Sel Yay.)

 

Su Canlıdır

Su canlıdır, belli bir tadı, kokusu rengi ve de ahengi vardır. Suya nasıl davranırsanız, öyle karşılığını bulursunuz.  Hareketlerine anında tepki verir. Kızınca kızan, öfkelenince karşılığını veren ve aynı zamanda sevincine ortak olup paylaşan bir canlıdır. Bu nedenle de hem cenge, hem de barışa vesile olması senin elindedir.

Çünkü su; hem insanın, hem de doğanın ayrılmaz bir parçasıdır. Kutsal kaynaklar ve bilimsel veriler insanın sudan yaratıldığı hususunda hemfikirdir. Yerkürenin üçte ikisinin sudan oluşması tesadüfî bir durum değildir. İnsan, besin kaynaklarının büyük bir çoğunluğunu topraktan elde ediyor. Bu nedenle de ilk uygarlıkların önemli su kaynaklarının bulunduğu havzalarda kurulduğunu görüyoruz. Örneğin; Mezopotamya olarak adlandırılan –ki Mezopotamya “iki nehir arasında” demektir- Fırat ve Dicle arasında kalan üçgen bölge, ilk tarımsal faaliyetlerin yapıldığı ve ilk insan yaşamının olduğu yerlerdir. Mezopotamya, dünyanın merkezi konumundadır. Burada güçlü medeniyetler gelişip boy atmışlardır. Suyun şerrinden, felaketlerinden korunmak için de bentler inşa etmiş, barajlar kurmuşlardır. Yani suyun yıkıcılığına karşı önlemlerini alıp barış ve huzur iklimine dönüştürmesini başarabilmişlerdir. Bu nedenle mitoslarda da yaşamın sudan doğduğunu ve suyun insanoğlunun ilk kutsallarından biri olduğunu görüyoruz. Çünkü su hem ceza, hem de mükâfat olarak mitoslarda yer alır. Mesela tufanlardaki yok edici, yıkıcı güç sudur. Aynı şekilde su; arınma, kirlerden temizlenme ve yaşam kaynağıdır da… Öyle ki su, bazı toplumlarda tanrısallaştırılıp tapılmıştır adeta.

O nedenledir ki;  “mitolojide su, yaşayan bir varlıktır ve su kaynaklarının koruyucu ruhları ya da perileri bulunur.”

Görüldüğü üzere su, birey için hayati olduğu kadar toplum için de hem hayat, hem de barıştır. Evrensel bir nesnedir.  Dini, dili, ırkı, mezhebi, meşrebi yoktur. Bütün insanlığın ve dahi canlı-cansız bütün varlıkların emrine amade edilmiştir. Lakin istifade edilmesini de bilmek gerekir. Çünkü su, savaş nedeni olabileceği gibi, barış için de önemli bir araçtır.

Su ne şehir, ne de ülke sınırı tanır. Hatta kıtaları bile aştığı olur. Onun yurdu yeryüzü coğrafyasıdır. Arada bir de gökyüzüne misafir olur. Ama öz yurdu yerküredir. Bu nedenledir ki; dünyanın üçte ikisi su, az bir kısmı karadır. Buna rağmen su kıtlığı yaşıyoruz. Çoğu yerde üzerinde uzlaşamıyoruz da!

Hatırlatmak gerekir ki su, canlı yaşamının devamı için olmazsa olmazlarımızdandır. O nedenle de; su insan için hayati derecede bir haktır ve de onun özel, tüzel mülkiyeti olmaz, olmamalıdır.

Ekran Resmi 2017-05-15 18.03.51

Uluslararası Su

Mayıs ayının bahara ayna tuttuğu günlerinde İstanbul’da önemli bir etkinlik gerçekleşti.  2009 yılında Dünya Su forumu ile doğumu gerçekleşen İstanbul Uluslararası Su Forumu’nun dördüncüsü Lütfü Kırdar Kongre Merkezi’nde hayati bir öneme sahip olan “Su”yu yeniden gündemimize taşıdı.  Gerçi hiç gündemimizden düşmedi ya… Ama bu sefer yanına “Barış”ı da alarak misafir oldu bize.

İlki 2009 yılında Beşinci Dünyası Forumu’nda bir hazırlık niteliğinde başlayan bu önemli buluşma üç yıl arayla gerçekleşiyor ve her yıl su ile ilgili bir temayı işliyor. Örneğin 2011 yılında “Bölgesel Su Sorunları Ve Çözüm Arayışlarına Bir İstanbul Bakışı” ana tema iken,  2014 yılında “Su Güvenliği Ve Su Hukuku” teması ele alındı. Bu yıl da “Su Ve Barış” ana teması çerçevesinde mülteciler konusuna odaklanarak Kentsel Su Yönetimi Yardım Eylemleri,  Hukuki Konular Ve Sürdürülebilirliği, Kalkınma Hedefleri tartışıldı.

Su hayatı direk etkilediğinden, ekonomiden sosyal refaha her alanda önemli bir yere sahiptir. Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan 2016 yılı küresel kriz raporunda, su krizi en önemli etkili riskler arasında dördüncü sırada olan zorunlu göçün öncesinde üçüncü sırada yer alıyor.  Suyun doğru yönetimi beraberinde toplumsal barışa da katkı sağlayacaktır hiç şüphesiz.

Dünyada yeniden savaşların ve çatışmaların alevlendiği böyle bir dönemde su daha da hayati bir önem arz ediyor. Çünkü insanların sağlıklı yaşamı için su önemlidir.  Çatışmalarla birlikte yeryüzü coğrafyasında özellikle de Ortadoğu’da hareketli bir nüfus oluşmuş durumdadır. Bugün dünya üzerinde 65 milyon insan silahlı çatışma nedeniyle yerinden edilmiş durumdadır. Bunların ancak dörtte biri sığınma kamplarında kalıyor. Geri kalanının ise şehir ve kasabalarda yaşadığı tahmin ediliyor.

Bu hareketli nüfustan özellikle Suriye’den ülkemize yerleşen 3 milyon civarında mülteci söz konusu hayati öneme sahip suya erişebilirliği daha da önemli kılıyor.  Altıyüzbin  civarında nüfusun yaşadığı İstanbul’da ise bu durum daha da dikkat çeker hale gelmiş durumda.

Tabii ki bu sorun sadece göç edilen bölgelerde değil, aynı zamanda çatışma bölgelerinde de içinden çıkılmaz bir hale dönüşüyor. Örneğin Suriye’de insanlar bir taraftan savaştan kaçarken, bir taraftan da savaşla birlikte hayatlarını ikame etmeye gayret ediyorlar. Yaşanan çatışma ve savaş nedeniyle su kaynakları tahrip edildiği gibi, su ve atıksu alt yapısı da işlemez hale geliyor. Haliyle suya erişebilirlik de çıkmaz bir sokağa doğru akıyor.

Oysa suyun savaş malzemesi olarak değil, aksine barış olarak akması gerekiyor.  Bu da bizim elimizde!…  Kendi kaderimizi kendi ellerimizle oluşturuyoruz. Hiçbir olay  sebepsiz yere cereyan etmez. Atılan her adım, beraberinde ikinci bir adamın zeminini hazırlar. Yapıp ettiklerimiz yol haritamızı oluşturur farkında olmadan. Bugün yaşananlara sessiz kalmak mümkün değildir. İnsanları suya erişebilirliğini sağlamak bir insanlık borcudur ve biz bu borcumuzu ödemek mecburiyetindeyiz.

Bu yıl dördüncüsü gerçekleşen İstanbul Uluslararası Su Forumu ana temasının “Su Ve Barış” olması aynı zamanda bugün yaşananlara bir çözüm mesajı da içeriyor. Öyle ki dünyanın dört bir yanında çatışmalar yaşanıyor, savaşlar yapılıyor,  şehirler yerle bir ediliyor, yerin altı üstüne getiriliyor, masum çocukların kanı oluk oluk akıyor. İnsanlık hiç bu kadar vahşi ve de cani olmadı. Annelerin feryadı hiç bu kadar göğü inletmedi. Babalar hiç bu kadar çaresiz kalmadı. Hal böyle iken su gibi temiz ve berrak bir dünya istemenin yine suya vurgu ile gündeme gelmesi elbette ki anlamlı olsa gerek. Umulur ki bu küçük çağrı karşılık bulur, insanlık ilahi fıtrata döner ve çocukların yüreğinde bombalar patlamaz artık!

Unutmamalıyız ki; barış uzağımızda değil ve hala bir şeyler yapma ihtimalimiz var.

 

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...