19 Nisan 2018 Perşembe

Daha önce polisiye romanlar  ve çocuk kitaplarıyla  tanıdığımız Pennac, bu kez kendi hayatı üzerinden yazdığı bu romanıyla ilgili ilk ağızdan söyleyebileceğim;  kendisiyle barışık anlatımı, sıcak ve mizah dolu dili bu netameli konuyu keyifle okunur hâle getirmiş. Her ne kadar kitabın ismi ‘Okul Sıkıntısı’ olsa da, konuya farklı bir açıdan yaklaşıyor yazar. Olası yanlış anlamalar için de belirtiyor kitabın başlarında:  “Okul hakkında değil! Herkes okulla meşgul…Eskilerle yenilerin o ezeli didişmesi: okul programları, okulun sosyal rolü, okul hayatının getirdiği sonuçlar, dünkü okullar yarının okulları…Hayır, tembel öğrenci hakkında bir kitap! Dersini anlayamamanın acısı ve yıkıcı uzantıları hakkında.

Öyle sanıyorum ki çoğumuzun çocukluğunda kâh koca bir kâbus, kâh lokal karın ağrıları olarak mutlaka bir karşılığı var o sancılı zamanların. Bir bebeğin dünyaya gelişi, bu yabancı âleme düşüşü gibi şaşkınlıkla, korkuyla tanışılan bir yeni dünya. Okula girene kadar görerek tanıdığımız, öğrendiğimiz her şey artık kelimelere, sayılara dönüşüyor. Bu  büyük eşik atlanmak/atlatılmak istenirken incinen/incitilen ruhlar. Kitabı önemli kılan ise, Pennac bu incinmeleri fazlasıyla yaşamış, anlayamamanın acısının çekmiş bir öğrenci –kendi deyimiyle “tembel teneke”- olarak geçirdiği bir okul hayatının ardından yıllar sonra  öğretmen olarak okula dönmüş biri olarak yazmış bu romanı.     “…Ve öğretmen olmamdaki telaşımın altında kötü öğrencilerimin söz konusu bu kilidini kırmaya çalışarak, bilginin geçmesi için şans yaratmak yatıyordu.”

okulKitabın ilk bölümü Pennac’ın kötü öğrencilik anılarıyla dolu. Derslerle ilgili sıkıntılarından biri olan büyük harf kulllanımını anımsayınca zihninde canlananlar, öğrenci Pennac’ın okul hayatındaki sıkıntısının olduğu kadar aynı zamanda yazar Pennac’ın mizahının büyüklüğünü gösteriyor: “Ah! O korkunç nöbetçiler! O büyük harfler! Sanki onlarla ahbaplık etmemi yasaklamak için özel isimlerle arama dikilirler gibi gelirdi bana. Büyük harflerle başlayan tüm kelimeler anında unutulmaya mahkumdu. Şehirler, nehirler, savaşlar, kahramanlar, antlaşmalar, şairler, gezegenler, teoremler hepsi insanı felç eden o büyük harfler yüzünden hafızadan silinip giderdi. ”Dur!” diye çıkış yapardı büyük harf, bu ismin kapısından geçemezsin. O çok özeldir, sen buna layık değilsin, sen sersemin tekisin!

Evet, bu duvar gibi suratlarına çarpan “şey” nedeniyle kendilerini sersem gibi hisseden çocukların hikayesi. Modern dünyanın manevi olanı dışladığı gerçeği eğitim sistemini katılaştırırken, bazı öğretmenlerin yanlış davranışlarıyla iyiden iyiye umutsuzlaştırılan çocuklar. “Gelecek yok. Hiçbirşey olamayacak çocuklar. Umut vaat etmeyen çocuklar. İlkokul, ortaokul, ardından lise, ben de bu hayatın kesinkes bir geleceği olmadığına inanırdım.

Öğretmen Pennac kendini kutsal bir göreve adamış, bu çocuklara umut olmak, cehalet bataklığından çıkarmak için gönlünü ortaya koymuş. Peki nasıl oluyor da “böyle” bir öğrenci “böyle” bir öğretmen olabiliyor? Aslında pek de şaşırtıcı değil bana kalırsa. Yaşam sancılarını çektiğimiz yerden başlıyoruz yaşamaya. Bize yaşama hakkını veren o sancılarmış gibi. Bu bağlamda insanın sıradanlığı ve biricikliği üzerine şahane üç cümle kitaptan:  “Özetle, insan mutlaka bir şey oluyor. Fakat çok da değişmiyoruz. Elimizdekilerle yapabileceğimiz kadarını yapabiliyoruz.

İkinci bölümde kendisi gibi “tembel teneke” öğrencileri olan öğretmen Pennac’ın okul hayatı var. Artık o sancılı dünyaya “iyi kötü” üstesinden gelmiş biri olarak bakıyor. İyi kötü dedik çünkü bir kontrol mekanizması gibi, ne zaman “anlayamayan” bir öğrenciyle karşılaşsa, ”tembel teneke Pennac” ona geçmişinden sesleniyor adeta. Okulun tüm sıkıntısını çekmiş biri olarak, öğrencilerine doğallıkla ellerini uzatabiliyor böylece. ‘Ancak çok mutsuz bir insanın başka biri için üzülmeye hakkı vardır’ Elbette bunu yaptıran sihirli bir şey var, tam da bu sularda ortaya çıkan bir inci; kitabın sonuna saklanıyor.

Eğitim sistemi ve bunun çevresinde yoğunlaşan tartışmalar, sanki bizim sorunlardan kaçma biçimimiz gibi geliyor Pennac’ı okuyunca. O öğrencilerine bakınca en çok tüketim çılgınlığından, marka hastalığından yakınıyor mesela. En çok da zengin çocuklarına özenen kenar mahallelere itilmiş, reklam panolarından başka bir şey sunulmamış çocuklara üzülüyor. Pennac sosyolojik açıdan birçok konuyu değerlendiriyor, eleştiriyor bu bağlamda. Fakat işin özünü döndürüp dolaştırıp aynı yere getiriyor. Öğretmenler. “Tembel teneke Pennac”’ın ağzından başta kendisine olmak üzere serzenişte bulunuyor : “Siz öğretmenler, hepiniz aynısınız! Sizin eksikliğiniz cehalet dersleri! Birinci yeteneğinizin sizin bildiklerinizi bilmeyenin hâlini anlayabilme yeteneği olması gerekirken, sizi, öğrendiğiniz tüm konularla ilgili bir sürü sınav ve testten geçiriyorlar!

Özetle, bu güzel roman en başta  öğretmenler olmak üzere, tüm zorluklara rağmen ‘insan’a dokunmak isteyen herkesi, sıcak ve mizah dolu bir hayat hikayesine davet ediyor.

 

Daniel Pennac, Okul Sıkıntısı

(Can Yayınları, 2011, 286 sayfa)

 

Yiğit Özel, Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...