17 Ekim 2017 Salı;

Mehmetler…

Çiğdemler…

Faruklar…

Babalar…

Memleket ziyan olmuş insanlarla dolu…

“Çiğdem de yineledi.

Ne olacağız?

Mehmet sevgilisinin yeşil gözlerine, cevap verdi.

Ziyan olacağız Çiğdem”

Bu kitap ziyan olanların, bu kitap kırılanların, heybesinde ağır yük taşıyanların, bir yanları hep yarım kalanların kitabı. Bu kitap bir dala tutunamayanların, tutunurken kayanların, kayıp da düşenlerin, düşünce bir tekme daha yiyenlerin kitabı. Bu kitapta gözyaşını içine akıtanların hikâyesi var.

Derdini anlatış biçimiyle de bir Güray Süngü kitabı. O, derdini karmaşık çizgilerle anlatan bir yazar. “Vicdan sızlar” kitabı hakkında (bakınız http://kitapsohbetcisi.blogspot.com.tr/2017/01/vicdan-szlar_66.html ) yazarken onu Picasso’ya benzetmiştim. Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı’nda da yine o kendine has üslubunu kullandığı için yinelemekte bir sakınca görmüyorum. Güray Süngü  insanın kendi iç savaşını, karakterin dünyasını; zaman, mekan, kronoloji  dikkate almaksızın kendi çizgileriyle anlatıyor. Gerçeği bozarak, biçimini değiştirerek resmediyor. Bunu da nitelikli Güray Süngü okuru haz alarak yorumluyor (tamamen gözlemlerime dayalı bir tespit, yoksa buna dair bir araştırma yaptırmış değilim)  Okur bu yolculukta değişik formlara sokulmuş parçaları bütünleyerek, hikâyeye ulaşıyor. Aslında yazar direkt olmasa da hikâyenin bütününe varabilmesi bakımından okuru da kitaba dâhil ediyor denebilir.

Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı’nda ana hikaye bile kendi içinde zaman, mekan gel gitleri ile örülüyken; ana hikayenin yanı sıra aralara el yazısı ile serpiştirilmiş yazılara rastlıyorsunuz. “Bu da ne şimdi?” diye ilerlerken biri gelip kulağınıza ha bire “ Biz şimdi seni ikna edeceğiz, Biz ikna edeceğiz şimdi seni” gibi şeyler söyleyip duruyor. İşte kitabı okudukça, sayfaları ilerledikçe taşlar yerine oturuyor. O el yazılara ne mana geliyor, kimi kimi ikna ediyor anlıyoruz. Hâlbuki bizi yormasa dümdüz anlatsa ne güzel olurdu değil mi? Değil. Öff ne sıkıcı olurdu.

Parçaları birleştirerek, tabloyu yorumlamak, yolculuğu tamamlamak okura düşüyor. Peki yolculuk tamamlandığında ne mi oluyor?

Mehmet’i anlıyorsun biraz, içinden taşıp başkalarının yüzünde patlayan öfkesini…Mehmet’i biraz… Hayattan hem en yakınlarından sıkı bir yumruk yediği için, dövüşte yediği yumruğun onu acıtmamasını..

El yazılı bölümlerin aslında bir günlük olduğunu kitabın sonlarına doğru fark edip, kitabın başından sonunaa günlükleri tekrar okuyorsun benim gibi.Mehmet’i anlıyorsun biraz o başkasının yazdığı günlüklerden.

Kulağımıza gelip de bizi ikna etmek isteyen o uğursuz fısıltının anlamını da sayfalar sonra çözüyorsun.

“Bırakıp gitsem mi…” demişti orda ilk, Çiğdem

“Peruk tak diyorlar, Mehmet” demişti.

Mehmet’in serçe parmağının neden sakatlandığını anlıyorsun. Faruk’un hassasiyetini… Memleketimin sakatlanan, yaralanan çocukları. Şimdi bir yara bandı yapıştırıp yaralarımıza ayağa kalkıp yürümeye çalışsak da böyle eserler yaralarımızı sızlatıyor. Ameliyat olan yerimizin aylar sonra bile ara ara sızlaması gibi. Ameliyat olan yerlerimiz sızlıyor yıllar sonra.

Güray Süngü bize Mehmet’in hikâyesinin yanı sıra, bir yaraya işaret ediyor belki de.  Farklı perspektiflerden bir resim çiziyor. Bu resme iyi bakalım. Bakalım ki bir daha Çiğdemler ziyan olmasın.

 

Özlem Karapınar yazdı…

 

 

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...