16 Aralık 2017 Cumartesi

Yazar, gerçek bir aşkın, sevdiğine benzeyebildiğince var olduğunu söylüyor. Sevdiğini kendine benzetmeye çalışan, veya değiştirmeye çalışan günümüz insanın aksine ancak onu parmağından kirpiğine seven, ona benzemeye çalışan bir aşığa rastlıyoruz. 

———————————————————————————————————————————————–

Mustafa Ekici Sana Benzemek adlı kitabında deneme, öykü, şiir, anlatı ya da gerçek hikâyelere yer vermiş. Farklı türleri kitabında toplayan yazar meramını çeşitli yollarla anlatmayı tercih etmiş.

Tüm bunlardan önce kitabın kapağını araladığımızda okura yazılmış bir notla karşılaşıyoruz. Yazar-okur arasında samimi bir bağ yaratan bu yazı okura; kitapta yer alan yazıları okurken bir emanete sahip çıkar gibi hassasiyetle ve özenle okuması konusunda dostça bir uyarıda bulunuyor. Yazar, kendi anısından da yola çıkarak okura yaralarını gösterdiğini, kendini bütün şeffaflığıyla açtığını ifade ediyor.

“…çok sevdiğim bir arkadaşımdan (babasının tayini çıkmıştı ve bir daha görüşemeyeceğimiz belli idi) ayrılıyordum ve beni anımsaması için kolumdaki derin yaranın üstünü örten henüz tam kurumamış deriden kabuğu cesaretle sıyırmış ve ona vermiştim kolumdan akan kana aldırmadan. Ona ne kadar sadakat gösterdi bilemiyorum, şimdi çoğu kişisel ve bazı mahrem duygu durumlarıma ,içimdeki bazı yaralara, o yaraların sızılarına dair seninle paylaştığım yazıları, bu duygu ve incelikle okumanı senden istirham ediyorum.

Kitapta kimi zaman çok naif, kimi zaman asi bir haykırış olan, kimi zaman gerçekleri suratımıza bir tokat gibi indiren yazılar var. Bu yönüyle tıpkı bir insan gibi iniş ve çıkışlarıyla, hüzün ve celali ile bir kitap portresi çıkıyor ortaya. Kitaba adını veren Sana Benzemek bu naif yazılardan yalnızca biri. Yazar, gerçek bir aşkın, sevdiğine benzeyebildiğince var olduğunu söylüyor. Sevdiğini kendine benzetmeye çalışan, veya değiştirmeye çalışan günümüz insanın aksine ancak onu parmağından kirpiğine seven, ona benzemeye çalışan bir aşığa rastlıyoruz. Fakat bu delice sevginin anlatıldığı yazıda ilerleyince bu aşkın neden bu denli büyük ve manevi olduğunu ve maddi günümüz aşklarından sıyrıldığını şu sözlerle anlayabiliyoruz;

Misal, ne kadar sana benzerse o kadar ahlak olacak insanda o kadar derin bir adalet, akıl dışı merhamet;

Çocukları kesmeyecekler misal, kadınları dövmeyecekler insanlar, acıyan yumuşak yerlerini daha kavi kılacaklar.

Evet evet, her şeyi daha yoğun, daha çok ve daha hızlı sana benzetmeli”

 

Ardından gelen Beyhude adlı öykü şiirsel anlatımı ile yüreğimize hüzünlü bir tat bırakıyor. Sekine’yi, aşkı ve ölümü o duygulu anlatımıyla okuyoruz. Ve Sekine son gülümsemesiyle; tıpkı öykünün kahramanı çocukta bıraktığı yara gibi bizi de yaralayıp geçiyor.

Ayrılık acısı çeken fakat bu acıya gönüllü olmuş bir aşığın şiir tadındaki sözleri El adlı yazısında karşımıza çıkıyor. Çevremizde görmeye alışkın olmadığımız türde bir sevmeye şahit oluyoruz yine. Bencilliğin olmadığı, aşığın kendini neredeyse yok saydığı, tıpkı Sana Benzemek’te olduğu gibi sevdiğine benzemek üzere kendini dönüştürmeyi göze alan bir sevmek… Bu sevgi bize eskilerden gelen bir duyguyu tekrar hissettiriyor. Bir insana olan aşktan ilahi aşka giden yolun bir safhasındaymış gibi, kadim bir türkü gibi eskilerden gelip kulağımıza bir şeyler fısıldıyor. Belki de bize unuttuğumuz o sevme halini hatırlatıyor. Koltuk takımlarının, koltuk takımlarına uygun halıların, halılara uygun perdelerin konuşulmadığı; aşkın bir organizasyon şirketi ile henüz tanışmadığı; alıp vermelerin bir bir yazılıp hesap edilmediği o en saf en temiz günlerini bize hatırlatırcasına bir sevmek…

 

“Bir kez önüm sıra beliriverince ışıltılı gözlerin,

Etrafa anlam dolu hayatlar bahşeden ruhundan bir esinti düşünce nadan ellerimin üzerine,

Senden gelen selam bir cennet muştusu,

Şerha şerha yarılmış yüreğe sağaltıcı bir ecza,

Acıya müsekkin, yaraya merhem”

 

“Sesin misal,

Sesini duymama orucu tutuyorum.

Yüreğimi seni düşünmek gibi hazlardan men ediyorum misal

Gözlerimi kapandığımda her tarafı sen dolan mekanlara girmemek orucuna başlıyorum.

Bu nispeten çekilir, nispeten kolay bir eza ama

Ama gözler açıkken her tarafı dolduran senden nasıl kaçacağıma dair bir yol bulabilmiş değilim henüz.”

 

Her yazı farklı bir konu barındırdığı için okur her bir öyküde kendini farklı dünyanın içinde buluyor. Akidevi Bir Sır Üzerine yazısında, var olmanın bilinci ve ancak bir yara taşımanın bu bilince kan taşıdığı, canlandırdığını anlatıyor bize yazar. Yine bu sözlerde şiirsellik görmek mümkün. Bu “yara gözesindeki varlık” halinin kıymetine dikkat çekmek istiyor. Senin Cennetin’de belki de biraz önce değindiğimiz o kadim ezgilerden aldığı güçle insana kendi gerçeğini ve kendini nasıl var edeceğinin, Tanrı’ya nasıl ulaşacağını ve insanın kendi cennetine nasıl sahip olacağının yolunu hatırlatıyor bizlere. Bu sözler, biz yolunu kaybetmiş çağın insanlarını; eskiden beri var olan patikalaşmış, yıpranmış, yer yer silinmiş o yola yönlendiriyor. Kendi cennetini yaratmanın aşktan, adaletin yanında olmaktan, haklının hakkını savunmaktan, bu uğurda var olmaktan geçtiğini görüyoruz.

“Arıza çıkarmasan her şey bir makine tutarlılığında sürecek.Ama bir gün adalet diye haykıracaksın. Büyünün bozulduğu ve senin varlığa fışkırdığın yerdir bu haykırışın. Bu senin zihnine kazınan dünya değil artık. Buradan itibaren senin var edeceğin dünyadır.”

“Gerçek” yazısı ile insana kendi gerçeğini anlatmaya devam ediyor yazar. Kitabın seyrinde de yavaş yavaş bir değişim gözlemliyoruz. O hüzünlü,hisli sözlerin gerçek isimlerle zikredilmeye başlanmasıyla, anlattıklarının romantik bir şarkıdan öte olduğunu, gerçeğin ta kendisi olduğunu göstermek istiyor yazar. Tunuslu Muhammed Buazizi’nin, babasının kucağında şehit edilen Muhammed’in, srail dozerinin önüne fırlayan Rachel Corrie’nin parçalanan bedenlerinin, insanı insan kılan çabalarını hatırlatıyor bize, sarsıyor bizi. Ez Heç Kesem ile bütün yüce duyguları bize aktarırken aslından kimlerin izinden gitmek gerektiğini işaret edercesine aşıklık mesleğinin zirvesi Mevlana Celaleddin’i anlatıyor yine kendine has o cümlelerle.

sanaBenzemekEv,  bir af dileme bir affolunma hikayesi. Küçüklüğünde evden kaçan bir çocuğun hikayesinin arka planında Rabbin affına mazhar olabilmek isteyen bir tövbekarı okuyoruz. Özellikle çocuğun evden uzakta yaşadığı zorluk ve kimsesizlikten sonra eve dönmek isteyişi fakat kibre yenik düştüğü ve eve dönmek isterken kendisini rencide etmeyecek, şefkatli, munis bir tanıdık bir çift göz arayışının altında çok güzel manalar bulmak mümkün. Büyük, küçük günahlar işlemiş biz insanlar Ev’in dingin ışığına ve ve huzuruna tekrar dönmek istediğimizde bizi bulacak şefkatli bir elin, bizi Allah’a götürecek bir yol gösterenin, tüm bu huzursuzluğumuzdan bizi kurtaracağını söylemek istiyor adeta.

Toplam otuz deneme ve öyküden oluşan kitaptaki diğer öykü ve denemelerde hayatı ve insanı anlatmaya devam ediyor. Her biri birbirinden kıymetli bu yazılar; bu coğrafyanın insanlarının,gencinin yaşlısının kaderini ve onların hikayelerini de aktarıyor. Bu hikayeleri okurken sarsıcı, keskin ifadeler kullanılmış bazen. Hikayelerde çoğu zaman gazete veya haberlerde duyduğumuz bu topraklarını kaderini taşıyıp, onunla ölüme giden insanlara rastlıyoruz. Biz Burada Usul Usul Ölürüz’de Soma’da hayatını kaybeden işçilerin sesi olmuş yazar.

“Biz burada usul usul ölürüz, rahat rahat ısının siz,

Lambalar devam edecek yanmaya korkmayın,

Biz güzel ölürüz burada…”

 

Bazen Afrika’dan, Suriye’den bazen Türkiye’den ve bu toprakların birbirine düşürülmeye çalışan çocuklarından acılar dökülüyor yazarın kaleminden. Yaşananların sertliği ve yazarın haklı kırgınlığı ve öfkesi boğazımızda düğümleniyor.

İnsan Olmak ve İnsan Kalmak Üzerine kaleminden kelimeler çağıl çağıl akarak, zalimlere Sana Saygı Duymuyorum diyerek, Barışa Bir Selam olsun diye yiterken körpecik canlar yazar da tüm bunlara sessiz kalamadığını göstermiş. Biriktirdiği hikayeler, isimler; taşıdığı yaralar Sana Benzemek’te toplanıp okura aktarılıyor.

Çok önemli konularıyla, yazıların şiirselliğiyle, yazarın kendine has samimi diliyle, duygusallığıyla, öfkesiyle yoğrulmuş Sana Benzemek; unuttuğumuz, görmezden geldiğimiz, görsek de bakıp geçtiğimiz, bilincimizin en altlarına ittiğimiz olayları, ruhumuzun karanlık odalarına attığımız duyguları  bize hatırlatıyor.

 

“Şimdi yeniden sana sesleniyorum ey İNSAN!

Lütfen yükselt sesini

Yeryüzünü bir selam ve sükun yurdu kılan sesinle

İçinde yakıcı bir inanç barındıran yüreğinle,

Mazlum ve masumlara cesaret veren gür sesinle yeniden konuş lütfen”

 

 

Özlem Karapınar, Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...