17 Ağustos 2018 Cuma
ANA MANŞET - Blok 1 - KİTAPLAR >>
28.Mayıs.2017 16:55

Holden Couldfield ergenlik dönemi bunalımlarıyla; ailesini,arkadaşlarını,çevresini sürekli eleştiren, içsel çatışmalar yaşayan bir gençtir.Kendi gibi zenginlerin okuduğu bir okulda yatılı okumaktadır.Fakat o derslerinden kaldığı için okuldan atılmıştır.Noel tatilinde evde olacaktır fakat o zamana kadar geçen süreyi dışarıda aylaklık ederek geçirmiştir.Kitap, bu süreci ve yaşananlar ışığında genç,bunalımlı bir “ergen”in olaylara bakış açısını anlatmaktadır.

Couldfield’ın görünürde hayatı ciddiye almayan,sorumsuz bir genç imajı vardır. Fakat satır aralarından karakterin içindeki empati duygusunu görmek, vicdanını hissetmek mümkün.

Kitabın edebi bir dili olmadığı gibi, kitapta kullanılan dil her okurun hoşuna gitmeyebilir. Kahramanımız sürekli “vay canına, buna bitmiştim, felaket gülünçtü, lanet olsun, çılgın, filan” gibi sözler kullanır. Sanırsınız ki Gürse Birsel’in yazdığı bir dizi karakteridir. Neredeyse oha filan olacaktır. Her neyse bu dil kimi okura rahatsız edici gelse de beni rahatsız etmedi. Çünkü bu argo ve küfürlü konuşmalar kullanılmasa sorunlu, ergen Couldfield karakteri bu kadar sahici olmayacaktı, bir yanı eksik kalacaktı sanki. Kitabı okurken on yedi yaşında bir “ergen” konuşuyor gibi hissettiriyorsa bunda normalde duymaya tahammül edemeyeceğimiz o üslubun payı büyüktür. Couldfield karşımıza geçmiş bize “ergen tripleri” atmaktadır. Peki bu triplerin, mızmızlanmaların, herkesi eleştirmenin altında ne yatmaktadır? Buzdağının altında yatan sebep nedir?

Esasen okulundaki gösteriş meraklısı arkadaşlarından, derslerin onun öğrenme isteğine ve biçimine cevap vermemesinden, yetişkinlerin öğütlerinden ve yapmacıklıklarından muzdariptir. Kardeşini lösemiden kaybetmiştir ve ona olan özleminden anlarız ki çok da duygusaldır. Özellikle ölen kardeşini anlattığı bölümler çok etkileyicidir. Zaten çok az kişiyi sevmektedir Couldfield. Çünkü insanların çoğunun yapmacık ve sahte olduğunu düşünür. Bir de kız kardeşi Phoebe’yi sever. Bu bile onun masumiyeti, saflığı sevdiğini bir işaretidir. Yine de kendinin de çok da masum olmayan alışkanlıkları vardır. İçki içer,sigara kullanır serseri ruhludur ve cinsel konulara meraklıdır. Buna rağmen otel odasında hayat kadınıyla sohbet etmeyi ve dertleşmeyi istemiştir. Veya ateist olduğunu söylemesine rağmen tanıştığı rahibeleri sevmiş ve onlarla sohbet etmekten zevk almıştır.Oysa onlarla da dalga geçmesi, onları da eleştirmesi Holden’dan pekala beklenebilir bir davranıştır.

Kitap bütün eleştirilerle, otelde ya da çeşitli barlarda aylaklık etmelerle geçip gider. Kahramanımız evi tamamen terkedip bir benzin istasyonunda çalışarak hayatını devam etmeyi hayal eder ve bunun için evi terk etmeyi planlar. Fakat çok sevdiği küçük kız kardeşi Phoebe’nin onla gelmek istemesi ve kendisini örnek aldığını fark etmesi kahramanımızı kendine getirir. Belki de iyi bir örnek olmadığını düşünür. Ve Noel tatiline kadar geçen birkaç günlük maceranın bittiğini ve psikiyatra gitmeye başladığını kitabın son sayfasında tebessüm ederek öğrenmiş oluruz.

Bütün bunlardan bahsetmişken kitabın adına değinmeden geçmek olmaz. Neden “Çavdar Tarlasında Çocuklar” ? Gelin bunu karakterimizin kendi ağzından dinleyelim.

“Hep,büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim.”

Uçuruma yaklaşan çocukları kurtarmak gibi bir hayali olan Holden’ın yetişkinlerin iki yüzlülüğünden ve yapmacıklıklarından çocukların masumiyetine sığındığını görüyoruz. Zaten küçük yaşta ölen kardeşine bağlılığı ve kız kardeşine olan sevgisi de bunun bir göstergesi sayılabilir.Bu kitap sohbetimi kitaptan çeşitli konulara dair alıntılarla bitiriyorum ki çatışmalarla dolu iç dünyasına onun gözünden bakmış olalım.

“Denizci herifle ben birbirimize, tanıştığımıza memnun olduğumuzu söyledik ki böyle, tanıştığıma hiç memnun olmadığım kimselere, durmadan, ‘Tanıştığımıza memnun oldum.’ demek beni öldürüyor. Ama, hayatta kalmak istiyorsanız, ille de bu zırvaları söylemek zorundasınız.”

”Bir şeylere üzülüyorsam, tuvalete gitmem gerekse bile gitmem. Üzülmekten gidemem. Üzülmeyi bırakıp gidemem.”

“Hayat, tabii ki bir oyundur, evladım. Hayat, kurallara göre oynanması gereken bir oyundur.
Evet, efendim. Öyledir, biliyorum.
Oyunmuş, kıçımın kenarı. Oyun öyle mi? Tüm asların bulunduğu takımdaysan, oyun o zaman, tamam; kabul ederim. Ya öteki takımdaysan, as oyuncu filan yoksa, oyunla ilgisi kalır mı bunun? Hiç yani. Yok oyun moyun.”

”İnsanlar bazen , bir şeyin tümüyle doğru olduğunu sanırlar.”

“Anlatacaklarımı gerçekten dinleyecekseniz, herhalde önce nerede doğduğumu, rezil çocukluğumun nasıl geçtiğini, ben doğmadan önce annemle babamın nasıl tanıştıklarını, tüm o David Copperfield zırvalıklarını filan da bilmek istersiniz, ama ben pek anlatmak istemiyorum. Her şeyden önce, ben bu zımbırtılardan sıkılıyorum. Sonra, onlarla ilgili en ufak bir söz etsem, bizimkilere inmeler iner.”

Teyzem oldukça yardımsever biridir -Kızılhaç işleri için filan pek koşturur- ama çok şık giyimli filandır, yardım için bir şeyler yaptığında hep şık giyimli ve rujunu mujunu sürmüş olur.Yardım için bir şey yaparken onu siyah elbiselerle ve rujsuz olarak düşünemiyorum.

 Herhalde çoğu, sersem heriflerle evlenecek diyordunuz. Hep o lanet arabalarının mil başına kaç litre benzin yaktığından bahseden herifler. Golfte, ya da ping pong gibi salak bir oyunda size yenildikleri için çocuk gibi kızan herifler. Çok ters herifler. Çok sıkıcı herifler. Hiç kitap okumayan herifler.

“Bir kitabı okuyup bitirdiğiniz zaman, bunu yazan keşke çok yakın bir arkadaşım olsaydı da, canım her istediğinde onu telefonla arayıp konuşabilseydim diyorsanız, o kitap bence gerçekten iyidir. Ama öylesi pek bulunmuyor.”

”Sorun da buydu işte. Asla güzel ve huzurlu bir yer bulamıyordunuz, çünkü böyle bir yer yoktu.”

 

 

Özlem Karapınar, Kaçak Yolcu için yazdı…  

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...