20 Haziran 2018 Çarsamba

“Yolun yanlışlığı yazılan şiirin birbirine benzeşmesinden apaçık ortadadır. Bu sözüm ona şiirlerde kişilik buharlaşmakta, sesler yok olmaktadır.”

—————————————————————————————————————————————

Pop, popüler, popülist kelimelerini İslam ile yan yana getirmek fikri bir postkolonyal oryantalistin bile aklına gelmemişti. Gelseydi emin olun bu hususun İslam’ın halk nezdinde oluşan irfanına büyük bir zarar vereceğine hükmeder ve derhal, popülist kültür diye bir şeyi uydururdu. Böylelikle Müslüman gençlerdeki irfanî halk kültürünü, o kültürdeki heyecanı ve mücadeleci erkeksi yanı çok kolay bir şekilde yanlış bir mecraya çekebilirdi. İşin içine şiirsel bir söylemi dâhil etmek, bir oryantalist için hayli zordur ama Gandhi’nin dediği var: “Kötülük, yanına bir parça iyiliği alarak yapacağını yapar.” İşin içine sözüm ona şiirsel bir söylem de kattınız mı artık postmodern popülizmden canı yananlar için kolaycı bir yol, yordam, hayat görüşü buldunuz demektir. Bugün Türkiye’deki şiir ortamında rastlanan kolaycı yaklaşımlardan biri de budur: Uzun yola koyulmak yerine kolayı seçip gündelik olandan şöhrete ulaşmak.

Ne yazık ki 2000 sonrası Müslüman duyarlıklı gençler, geçmişle, gelenekle uğraşacak uzun emekler yerine her şeyin kolayını seçmeye yönelir oldular. Murat Menteş’in yazdığı romanların içeriğini düşünelim bir. Bu içerik, kendine “afili” diyenlerin “afili olmak isteyen gençler”e sundukları bir içeriktir. İyi de “afili olmak” isteğinde ne türden bir “yücelik” düşüncesi vardır? Olmadığı kesin. Aksine sanatta, hayatta, siyasette “yücelikten, sorumluluktan bir kaçış” vardır. Bir eğlence, bir hedonizm… Kendilerine “afili” diyenlerin ve bunu hayatta arayanların, ilk kriz anında mevzii terke edecekleri aşikârdır. Aynı şeyler, Ah Muhsin Ünlü diye anılan, şöhret sahibi sinemacı için de geçerlidir. Ünlü’nün, benzer şekilde Hakan Arslanbenzer’in şiir diye sunduğu şeylerin şiir ile bağı, ona öyle yakıştırılıyor oluşundan başkası değildir. Sıradan bir resim yeteneği olduğu için resme, ressamlara hınç duyan Marcel Duchamp’ın Pisuar’ı getirip resim salonuna koyması neyse bu türden işler de öyledir. Şiir diye şiiri tahrif etmek.

Durum şudur: Karşımızda vasat bir şair ama hırslı bir kişilik vardır. Ve bu kişilik, ne pahasına olursa olsun şöhret istemektedir. Bunun için Murat Menteş, şiirle bağını kesmiştir. Haklıdır ve tutarlıdır, kendi açısından. Onur Ünlü de sinema yolunda kendi mizacına uygun bir çizgi tutturacaktır doğal olarak. O da sinemada kabul görmek isteyecektir. Bizde sinemacıların siyasi çizgileri malumdur. Ünlü’nün ve de Menteş’in şöhretlerini genişletme yolunda artık İslamî çizgiyle sınırlı kalamayacakları bellidir. Nitekim yollarını “nezaketle” ayırmışlardır. Arslanbenzer’in ve ötekilerin durumu daha güçtür. Şiirle varabileceği tanınırlık sınırlıdır.

Fakat şu bir imkân olarak da durmaktadır: 2000 sonrası yükselen İslamcı gençler, önceki kuşaklara benzememektedir. Gelenek, geçmiş bu gençlerin pek çoğu için değersiz değilse bile zor şeylerdir. Onlara postmodern zamanlara uygun bir gelenek, geçmiş vermek gerekir. Arslanbenzer ve bunu keşfeden başka isimler, 2000 sonrası Müslüman gençleri, tahrif edilmiş bir gelenek, geçmiş algısına maruz bırakarak ve kolaycı bir başkaldırı söylemini popülist bir halkçı söylemle birleştirerek çok yanlış bir şiir algısına düşürmüşlerdir. Bu tarz bir şiir algısının postmodern popülist bir algı olduğu açıktır. İslam ile bağı kesinlikle kurulamaz. Aksine İslam’a kastetmiştir. Postmodern zamanların oryantalistlerinin bile aklına gelememiş bir hinlik vardır bu işin içinde.

Müslüman gençler, popülist kültür safsatasıyla yanlış bir tarih şuuruna, ucuz bir erkeksi başkaldırıya düşürülmektedirler. Yolun yanlışlığı yazılan şiirin birbirine benzeşmesinden apaçık ortadadır. Bu sözüm ona şiirlerde kişilik buharlaşmakta, sesler yok olmaktadır. Kırk yaşında ergenlik yaşamak diyebileceğimiz halleri, verili dile karşı olarak kolayına geliştirilen bozuk ağzı ve başka herkese karşı geliştirilen cahil yargıçlığını hiç saymayalım. Bunların İslami olduğunu herhalde kimse söyleyemez.

Nasıl olmuşsa olmuş ve Müslüman gençler, geçmişle, geleneğin türlüsüyle ilgilenmek yerine, kolaycılığa düşürülmüş. Şair diye okudukları, tanıştıkları kişiler onları kendi seviyelerine hapsetmişler. Kendilerinden başkasına yollamamışlar. Hele de geçmişin muazzam birikimine hiç.

Müslüman gençlerin kaderi herhalde bu olmasa gerektir. Allah isterse birini halk ettiklerine sevdirir, şöhretli kılar. Kişinin şöhret olmak için, çok satmak için romanda, şiirde ve hatta siyasette, din işlerinde kendini avami hallere düşürmesine gerek yoktur.

Geçmişte de sanatta vasat yeteneği ve hırslı kişiliği nedeniyle sanatın doğasına zarar verenler çıkmıştı. Ancak bugünlerde bu durum fazlasıyla yaygınlık kazanmışa benziyor. Batı sanatı popülist söylemin türlüsünden kaçmaya başladı bugün. İnanmayacaksınız ama bu kaçış Amerika’da doğdu. Artık ressamlar enstalâsyondan kaçıp tuval resmine dönüyor. Ressam atölyesini istiyor, stüdyoyu değil. İşe bakın ki biz tersine gidiyoruz hem de inancımıza, geleneğimize muhalif olmasına rağmen.

 

Yoruma kapalı.

Etiketler:
Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...