17 Ekim 2017 Salı;
Blok 1 - PORTRELER >> Pascal’ın manevi açlığı
18.Aralık.2014 11:25

İbrahim’in Rabbi, İshak’ın Rabbi, Yakub’un Rabbi; filozofların değil.

İsa Mesih’in Rabbi.

Benim Rabbim.

Senin sözünü unutmayacağım.

— Blaise Pascal —

(Her zaman elbisenin içinde taşıdığı “yadigar”dan.)

———————————————————————————————————————————————–

Türkçeye 1996’da çevrilen ve en son Kaknüs Yayınları tarafından basılan Düşünceler, 20’li yaşlarına kadar fizik ve matematik bilimlerine büyük katkılarda bulunmuş olan Pascal isimli dehanın 20’li yaşlardan sonra ruhunun fizik ve matematik ile tatmin olmamasından ötürü onların ardındaki gerçeği arayışının kâğıda yansımadır. Rabbi tanıma, dünyanın faniliği, ebedi hayatın varlığı, ateist ve deistlerin sapkınlıkları, kendi aciz aklına güvenmenin akılsızlığı, gurur ve şehvetin fıtratı nasıl ifsat ettiği gibi konular da Düşünceler’de yankı bulmuş konular arasındadır.

Siyasi Düşünceler Tarihi’nin klasik eserleri arasında yer alan bu nadide eser elbette günümüze de mesaj(lar) vermektedir…

———————————————————————————————————————————————–

Blais Pascal: küçük yaşta şöhreti yakalamış bir zat

19 Haziran 1623’de Fransa’nın Clermont vilayetinde vergi tahsildarlığı yapan bir babanın evladı olarak dünyaya gelmiştir Blaise Pascal. Herkese eşit şekilde bahşedilmesine rağmen onu etkili kullanabilen insanlardan biri olan Pascal’ın hayatı zorlukla içinde başlamıştır. Öyle ki, annesi Antoinette Begon’u kaybettiğinde henüz üç yaşındadır… Buna rağmen, babası onun kıvrak zekâsını küçük yaşlarında fark edince görevini merkezi bir yere aldırmak için başvurur ve sonrasında iki kızı ve tek oğlu olan Pascal ile başkent Paris’in yolunu tutar.

Pascal’ı bugün ağırlıklı olarak matematik ve fizik bilimlerindeki çalışmalarıyla tanırız. Öyle ki, henüz 12 yaşında sokakta çelik çomak oynarken Öklid geometrisinin ilk 12 esasını kendi başına bulan ve yine bu yaşlarda konikler üzerine de bir çalışma yapan; 16 yaşına geldiğinde ise sırf babasının işini kolaylaştırmak için mekanik bir hesap makinesini icat eden süper zekâdır Pascal. Hatta 20’li yaşlara doğru daha da ileri giderek bugün mesela ülkemizde hala daha lise ve üniversite sınavları başta olmak üzere birçok sınavda öğrencilerin geometri sorularında sıklıkla kullanmış oldukları Pascal Üçgeninin patenti de Blaise Pascal’a aittir.

Bu açıdan Pascal’ın ilk dönemini fizik ve matematikteki çalışmaları oluşturmaktadır.

pascalKitapDüşünceler: Tefekkür zamanı

Gel gelelim, matematik ve fizikteki çalışmaları Pascal’ı maddi olarak tatmin etse de manevi olarak tatmin etmez. Bu sebepten 20’sine gelince hayatının ikinci dönemini Rabbini arama yolunda tefekküre ayırmıştır. Özellikle dini dünyevileştiren Cizvitlere karşı her zaman tedbirli olmuştur. Öyle ki, Cizvitlere karşı Janseciler adına Taşra Mektupları’nı kaleme almıştır. Bu eserinden sonra daha kapsamlı bir eser hazırlamak için yola koyulan Pascal, işe ufak ufak notlar alarak başlamıştır. Kısa zaman sonra kafasındakileri parça parça kâğıda döken Pascal ne yazık ki taslağın son cümlelerini yazarken artık fani dünyadaki zamanının dolduğundan habersizdir. Bitirmeyi çok istediği eseri vefatından ötürü 10 Ağustos 1662’de (39 yaşında) yarım kalmıştır. Ancak, ölümünden sonra dostları onun emeklerini zayi etmemek için bu notları derlemişler ve sonrasında ortaya Siyasi Düşünce Tarihi’nin klasikleri arasında yer alan Düşünceler isimli bu eseri ortaya çıkarmışlardır. Bu açıdan, kitap kısa kısa denemeler ve kısa vecizlerden oluşan bir taslaktır.

Kitabın çevirmeni Metin Karabaşoğlu’na göre, Descartes’in akranı olmasına rağmen onun kurduğu modelin iman aleyhine bir gelişmenin önsözü olacağını sezen Pascal, genç yaşta imansızlarla ilmi bir savaşa tutuşmuştur. Zaman içerisinde Rabbe yaklaşmakta önemli bir mesafe kat eden Pascal, Cizvitlerle birlikte ateistler, deistler ve filozoflara karşı da ciddi anlamda eleştirel yaklaşmıştır. Özellikle filozofları “boş adamlar” olarak niteleyen Pascal, onların en büyük zaafını ise şu şekilde tasvir eder: “Filozoflar, kendilerini Allah’a benzeterek günahlarını kutsal kıldılar.

Bunun yanı sıra, ateistlerle ilgili kullanmış olduğu “Ateizm zihnin gücünü gösterir; ama yalnız belli bir noktaya kadar…” ifadesi onun hem maddi hem de manevi düzeydeki ilerlemesi işaret eder. Yine ateistlerin temel argümanlarından olan Rabbin mahiyetine ilişkin konularda Pascal’ın fizik ve matematikle kuvvetlendirdiği zihni iki güzel örnek verir:

Sonsuz bir sayının var olduğu doğrudur; fakat biz onun ne olduğunu bilemeyiz. Bu sayının çift olduğu doğru değildir, tek olduğu da doğru değildir; çünkü ona bir birim eklemek suretiyle mahiyetini değiştirmeniz mümkün değildir. Yine de o bir sayıdır ve her sayı çift veya tektir. O halde Allah’ın mahiyetinin ne olduğunu bilmeden, var olduğunu bilmek pekâlâ mümkündür.”

Sonlu olanın varlığını ve mahiyetini biliyoruz; çünkü kendimiz sonluyuz ve mekân düzleminde bir yer kaplıyoruz. Sonsuz olanın mahiyetini bilmeksizin varlığını biliyoruz; çünkü onun da bir uzanımı vardır; fakat bu, bizim bildiğimiz hiçbir sınıra benzemez. Fakat Allah’ın ne varoluşunu bilebiliriz, ne de mahiyetini; çünkü O’nun ne bir uzanımı vardır, ne de bir sınırı. O’nun varlığını ancak imanla biliyoruz. Bize O’nun mahiyetini de bildirecek olan izzet ve azameti aracılığıyla biliyoruz. İşte şimdi, bir şeyin mahiyetini bilmeden onun varlığını bilmeden tamı tamamına mümkün olduğunu ispatlamış oluyorum.”

Hak ve bâtıl arasında da önemli bir ayrıma giden Pascal, konuyla ilgili çok zekice bir örnek verir: “Çok sahtesi var diye hiçbir gerçek mucizenin mevcut olmadığı sonucuna ulaşmak yerine, tam aksine şunu söylememiz gerekir: Ancak gerçek mucizeler var olduğundan dolayı ortada sahte mucizeler bulunuyor. Aynı şekilde, ancak hak bir din mevcut olduğundan dolayı bâtıl dinler mevcuttur.” Bu ifadesine ek olarak “Rabbimi bilmek ve O’nu sevmek için mucizelere ihtiyaç hissetmiyorum!” ifadesi ile “Delil insanidir; iman ise Allah’ın bir ihsanı…” ifadesi onun fikri bütünlüğünü yansıtır.

Pascal’ın bütün bu ifadeleri, son elçi Hz. Muhammed’in getirmiş olduğu hak din ile birçok noktada benzerlik göstermektedir. Ancak, İsevilik dininden birçok hakikat dersini alan Pascal, maalesef Hıristiyan dünyaya hâkim olan kimi önyargılardan da yakasını sıyıramamıştır. Karabaşoğlu’na göre, bu önyargıların en önemli kısmını, İslam’a ve Hz. Muhammed’e dair olan önyargılar oluşturuyor. Karabaşoğlu’nun konuyla ilgili devam eden ifadeleri ise şu şekilde: “Pascal’ı, her ne kadar kıvrak bir zekâ ve yürekli bir Hıristiyan olarak görsek de, İslam dâhil bütün dinleri incelediğini söyleyen bu insanın bu noktada “taassup” kurbanı olduğu anlaşılıyor. İsevilikten ve elbette Hz. İsa’dan aldığı derslerle İslam’ı ve Hz. Muhammed’i tanıyacağı yerde, işin bu kısmında kayda değer bir bağnazlığa saplanıyor. İnsan, onun ‘gerçek din’ tariflerini okurken, bu tarifin tanımına uyan İslam’ı yanlış tanımasına esef duymadan edemiyor. Pascal’a göre, hak din, insanları Allah’ı sevmekle yükümlü kılmalı, şehvetin ve acziyetin mahiyetini de anlatıyor olmalı ve insanın manevi yaralarına karşı ibadet ve dua gibi devalar sunmalıdır. İnsana fıtratını tanıtmalı; şerefli bir konumda yaratılmış insanın fıtratını süflilik çukurlarına düşürür ifsat ettiğini göstermeli, ona faniliğini bildirmeli; onu aşağılara iten gurur ve şehvetine karşı ne gibi devalara başvurması gerektiğini öğretmelidir. El hâk doğru bir tanımdır bu; ne ki, bu tanımı yapan kişinin İslam’ın tüm bu konularda verdiği cevaptan mahrum oluşu tam bir bedbahtlık olsa gerek…

Yani, manevi bir arayış için de olan Pascal, hak dine ulaşma yolunda hemen hemen bütün parçaları toplamışken son bir hamle yapıp ahiretini kurtaramamıştır.

Son olarak, teoride ve pratikte Hristiyani bir hayat yaşamaya çalışan Pascal, gene de Engizisyon tarafından sapkınlıkla suçlanmıştır. Bu da herhalde Pascal’ın kaderinin bir cilvesi olsa gerek…

Modern dünyaya mesajlar

Pascal’ın bu kıymetli eserinin günümüze vermiş olduğu birtakım mesajlar da vardır elbette. Zaten, klasik eserlerin en önemli özelliği güncelliklerini yitirmemelerinde saklı değil midir? Örneğin, Pascal’ın “Dini kalplere ve zihinlere kuvvet ve tehdit yoluyla yerleştirme teşebbüsü, esasınsa adım adım dini değil, terörü yerleştirmek anlamın gelir.” ifadesi özellikle, bugün Irak ve Suriye taraflarında yuvalanan olan neo-selefiler için mesajlar içermiyor mu?

Ya da, Rabbe kul olmaktan da öte başka bir kulluğu da kabul edenler için “Kul efendisinin ne yaptığını bilmez; çünkü ona yalnızca yapacağı şeyi söyler, yapma amacını değil. Bu onun niçin köle gibi itaat ettiğini ve niye sık sık güdülen amaç aleyhine günah işlediğini açıklar.” ifadesi yeterli değil midir?

Hakeza, “Her şey aynı zamanda hareket ettiğinde, hiçbir şey hareket etmiyormuş gibi gelir; geminin içinde olduğu gibi. Herkes ahlaksızlığa ve sapkınlığa meylettiğinde, hiç kimse hareket etmiyormuş, herkes ahlakını koruyormuş gibi gelir; ama içlerinden birisi duracak olsun, duran kişi sabit bir nokta olarak iş görür ve aceleyle koşup duran diğer insanların foyasını meydana çıkarır.” ifadesi kalbini sünnetten yoksun bırakanlara yönelik yeterli bir mesaj değil midir?

Özetle, ömrünün yarısı fizik ve matematiğe adamış bu dahi nasıl olur da bu dâhilini ömrünün ikinci kısmında çıkmış olduğu Rabbi arayış yolunda gösteremez, diye soruyor insan kendi kendine…

 

 

Hacı Mehmet BOYRAZ, Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...