17 Ekim 2017 Salı;

“Bu kitap ruhuna yapışan keneyi çıkarmaya çalışan, manevi olarak kendinde barındırdığı kendisine yetmeyenlere ilaç niyetine alınabilir.”

————————————————————————————————————————————

Her şehirden bir yadigar kalır belleğimizde. İyisiyle, kötüsüyle, acısıyla, tatlısıyla… Şimdi sohbetini edeceğimiz Şehrim Aşk kitabında da yazar Leyla İpekçi, şehirler üzerinden bir kadının iç yolcuğunun kapılarını aralıyor bize. Şehirlerin en güzideleri olan Mekke, Medine, Kudüs gibi duraklarda hayat buluyor roman. Hoş, tür olarak roman olsa da kafamızdaki roman çizgisinden biraz ayrılıyor. Anlatılanlar anılarını işaret etse de kitaptaki karakterin kendisi olup olmadığından emin değiliz. Olaylara baktığımızda da karakterler üzerinden ilerlemediğini görüyoruz. Esasen ilerleyen olaylar da değil. Bu hikayede ilerleyen, vücuda bürünen duygular, durumlar, düşünceler; romandaki karakterin ayak bastığı mekanlardan kopup, müessir bir şarkı oluyor kulaklarımıza. Öyle ki bazen bir nesne, kopan bir tespihin dağılan tanesi bir karakterin anlatabileceğinden daha güçlü izah ediyor verilmek istenen mesajı.

Leyla Hanım’ın  kaleminden çıkan kelimeler, cümleler yazarın açık penceresinden çıkıp ılık bir rüzgar oluyor ve bizim penceremizden içeri girip sarıp sarmalıyor bizi. Şayet dini konulara kapımız penceremiz açıksa bu kitap bize bir hediye demektir. Zira biz okuyanlara aşk ve şevk taşıyor. Bizler bir kapının önünde duran tereddütlü kalabalıklardık. Önünde durduğumuz kapının içinde ihtiyacımız olan gıdanın olduğunu biliyorduk. Soğukta kalmış, titreyen kuşlar gibi ısınmaya ve açlığımızı gidermeye ihtiyacımız vardı. Fakat korktuk içeri girmeye. Bize yüklenen korkular, zihnimize yerleştirilen imgeler, o kapıyı açmamıza engel oluyordu çoğu zaman. Seküler yaşamın içinde bize dayatılanlar, ruhumuza yapışmış bir keneydi adeta. Bu kitap ruhuna yapışan keneyi çıkarmaya çalışan, manevi olarak kendinde barındırdığı kendisine yetmeyenlere ilaç niyetine alınabilir. Boşlukta sallanan gelinciklere, tutunsunlar niyetine… Ve belki de bu anlamda kitap herkese hitap etmeyebilir.

sehrimAsk

 .

.

 .

 .

 .

 .

 .

.

Leyla İpekçi, şehirler üzerinden bir kadının iç yolcuğunun kapılarını aralıyor bize. Şehirlerin en güzideleri olan Mekke, Medine, Kudüs gibi duraklarda hayat buluyor roman.”

.

Dini yaşantımız ve manevi değerlerimiz adına bir çok konu, yazarın dokunuşundan geçerek bize ulaştı. İbadetlerin ve ritüellerin maneviyat dilinden tercümesini okuduk. “Yavaş yavaş anlamaya başlıyorum onu seyrederken; öteki diye bir şey yok… Gece gündüzden ayrı değil, yaşam ölümden ayrı değil, sen benden ayrı değil, şer hayırdan ayrı değil… Ayrılık yok birlik var yalnızca. Biz durduğumuz yerden her şeydeki ayrılığı görüyoruz. Bazılarımız, kamil insanlar, yalnızca bu birliği görüyorlar. Kabe’de sembolleşen…”  gibi  “Bakmanın da bir ibadet olduğunu Kabe’yi gördüğümde anlıyorum” gibi “Kabe cennet ile yeryüzü arasındaki bir bağlaç; ne kadar düşersek düşelim ağacın dallarının bizimle birlikte sarkıp uzamaya devam ettiğini simgeliyor. Arştan arza…” gibi cümleler dökülüyor yazarın kaleminden Kabe’yi anlattığında ve bu cümleler çiçek dağının görünen kısmı. Bu güzel anlatım okuyucuda tasvir edilen o bütünlüğün bir parçası olma heyecanı yaratıyor. Gerek hac yolculuğundaki  gerekse ibadetlerimizdeki ritüellerin açılımını yapıyor bize. Örneğin ihramı ve ihramın giyildiği mi’kat denilen yerlerin anlatıldığı bölümü okurken, bu durumun bireyde yarattığı duygunun, kendini bulma yönünde önemli bir adım olduğunu idrak ediyorsun. Oysa kuralların, sınırların bu şekilde okunması pek alışageldik bir durum değildir çoğu insan için. “Yasaklara uymadığın zaman kefaret ödüyorsun. Bazen oruç  ya da sadaka olarak, bazen kurban keserek. İnsanın bunu ömründe mutlaka en az bir kez yaşaması gerek. Başka türlü eylemlerimizin şuuruna varmamız mümkün değil.”  diyor yazar  sınırlılıklardan sınırsızlığa açılmak istercesine. Sadece hac değil, dinde orada öylece duran bazı kuralların kodlarını çözebilirsen kendini de çözmeye başlayacağını gösteriyor. Kurban, namaz, örtünme gibi konulardan gündelik yaşamdaki meselelere kadar, belki hazzına varmadan kuru kuru yaptığımız bir çok eylemin manevi atmosferdeki hali tezahür ediyor kitapta. Bu bağlamda ana karakterin yoğun hissiyatı (muhtemelen yazarın hissiyatı) bize de geçiyor. Kurban ve örtünme konusunda bildiklerimize yenilerini ekledik, evet muhakkak ama manevi boyutta ilave ettiklerimiz kitabın asıl getirisidir bence. Yazar örtünmeyi tavzih ederken, belki çoğumuz yeni bir bakış açısı edindik. Ve hatta yazardaki bu güçlü duygulara imrendik. Yazarın çizdiği karakter, algılayış biçimiyle bizde de hep o çekinilen, gerile gerile yaşanamayan fakat hep içimizde bir yerlerde varlığını sürdüren manevi hayata karşı bir istek yarattı, o özlemi bir kez daha kanattı.

Bulunduğumuz çevre, sosyal konumumuz, belki cehaletimiz ya da zayıflığımız, bazen kendi kendimize uyguladığımız baskı bizi dini yaşamaktan uzak tutabilir. Fakat nedeni ne olursa olsun, içinizde bir yerlerde,kalbinizin tozlu köşelerinde dahi olsa bu hissi tanıyorsanız, bu kitap size o hissi çoğaltmakta aradığınızı gücü verecektir. Çünkü yazar da “cahiliyem” diye adlandırdığı bu yollardan geçti. Nasrettin Hoca misali bizi ancak daldan düşen anlayacaktı. Yazarın reçetesi bizim fıtratımıza uygundu. Maslow’un dediği gibi her birey kendini gerçekleştirme çabasındadır. Bir hiyerarşi içinde temel ihtiyaçlarını giderebilen birey piramidin en tepesine kendini gerçekleştirmeye doğru ilerlemektedir. Şehrim Aşk kendini gerçekleştirmenin İslami yolunu bize sundu. Bu sunumda, halı dokuyan sevdalı bir genç kız gibi duygular dokunmuştu. En güzel ipleri, en güzel renkleri, en güzel desenleri bulmuş onun kirkitinden çıkan ses bizim kalbimize ritm olmuştu. Bütün güzel sözcükleri bizim için seçip desenleyen yazarın yüreğine, kalemine sağlık.

 

 

Özlem Karapınar, Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...