21 Ocak 2018 Pazar
SÖYLEŞİLER >> Mustafa Oral ile söyleşi
10.Mayıs.2014 15:27

Mustafa Oral, “Sana Aşktan Soruyorlar” (2002) ve “Aşktan Öte Bir Yol “(2006) isimli kitaplarından sonra bu kez “Aşk İçre Rüyalar” (Sütün Yayınları, Ocak, 2014) isimli kitabı ile okurunun karşısına çıktı.

Mustafa Oral kitabında aşkın yozlaştırıldığı ve rüyaların küçümsendiği günümüzde okurunu saf aşka ve sahih rüyalara çağırıyor. Hz. Muhammed Mustafa (asm) ile Hz. Aişe, Hz. Zeynep (ra) gibi yalansız, haramsız şekilde birbirlerini seven, rüyalarla dopdolu tertemiz aşkını anlatıyor. Biz de bu aşkın öyküsünü bir de Mustafa Oral’dan dinlemek istedik.

——————————————————————————————————————————————-

Aşk İçre Rüyalar’da ne anlatılıyor? Bu kitabı diğer kitaplardan ayıran şey nedir?

İnsan kâinat içinde birbiri içre binlerce daire ile çevrilmiş. Bütün varlıklarla bir münasebeti var. Bütün varlıklarda bizi ilâhî hakikate çağıran mesajlar var. 80 yıl önce Bediüzzaman Âyetül Kübra Risalesinde bunları özlü şekilde bizlere anlatmıştı. Ayetül Kübra Risalesi kâinattan Hâlık’ını soran bir seyyahın müşahadâtıdır. Biz kitabımızda “hakikat’ülkübra” olan aşkı Risale-i Nurdan devşirdiğimiz sözler, lem’alar, şuâlar ile rüyalarda ve duâlarda arıyoruz. Kâinata, varlığa, eşyaya rüyalarla mi’rac etmeye çalışıyoruz. Bir Nur şakirdinin kalbinden kirlenmemiş, kirletilmemiş aşkı anlatmaya çalışıyoruz.

 

Üç kitabınızda aşk üzerine. Aşka neden bu kadar vurgu yapıyorsunuz?

İnsan kendini mâna âleminde bir varlığa nispet ettirme, özellikle de kalbine karşılık gelecek karşı cinsten birisini arzu etme duygusu ile yaratılmış. Bu nispet ettirme ve arzu etme duygusunu “aşk” olarak tarif ediyoruz.

Aşk üç aşamalı bir süreci izliyor. Aşkta insan ilk önce başka varlık üzerinden kendini tanıyor. Ardından o varlığa kendini tanıtıyor. Son olarak da o varlık üzerinden kendini diğer varlıklara tanıtıyor. İnsan en çok sevdiği halini en çok sevdiği varlığa arz etmek ister. En çok ihtiyaç duyduğu şeyi bunu en iyi karşılayabileceğini sandığı varlıktan ister. Modern insan bencil. Aşkı bir tanınma ve görünme biçimi olarak algılıyor. Kendini beğendirmek için “kendinden” geçiyor. Bu hal önü alınamaz açmazlara sevk ediyor insanı. Beklenti içinde olup da istediği karşılığı görmemek insanı daha da bencilleştiriyor. Risale’deki ifadesiyle bu durum en somut şekliyle hapishanelerde, hastanelerde, kabristanlarda kendini gösteriyor.

Bu gün aşkın bir çok çeşidine tenezzül edilmiyor. Aşk, karşı cinse olan duygusal bir ilgi olmaktan çıkıp, nefsanî hevesata dönüşmüş. Bundan dolayı bu gün sermest-i câmı aşk olan Molla Câmiler, Fuzulîler, Yunus Emreler, Mevlânâlar, Şeyh Galipler yetişmiyor.

Biz aşkın bu gün pek de tenezzül edilmeyen çeşitlerine gönderme yapmaya çalıştık. Aşkın en nezih ve saf aynaları olan Efendimiz (asm), Hz. Hatice (ra), Şeyh Edebali, Bediüzzaman, Zübeyir Gündüzalp, Mustafa Sungur gibi değerler üzerinden aşkı anlatmaya çalıştık.

 

oralGeleneğimizde rüya üzerinde çok duruluyor. “Aşk İçre Rüyalar”da da rüyalara çok fazla yer veriliyor. Gerçekte rüyaların hayatımızdaki yeri nedir?

Rüya insanın hakikatle ilişki kurduğu en “özel” alan. Nar misali yüzlerce tılsımın çekirdeğini taşıyor. İnsanlar uykudadır. Ölünce uyanırlar. Bu uyku halleri rüyalarla doludur. Bunların kimisi gerçek, kimisi sanaldır. Salih kullar için rüyalar sanal değil, sahihtir. Onlar için sahih rüyalar bir mi’raçtır. Hakikî rüyalar misal âleminden ve gaybdan haber verir. Kul rüya ve onun bir üst perdesi yakazalarla şehâdet âleminden misâl âlemine, oradan da ruhlar âlemine yükselebilmektedir.

Peygamberlik hakikati vahiy ile ifade edilen en üst perdedir. Peygamberimizin (asm) vefatıyla bu silsilesi sona ermiştir. Ama bizi hakikate ulaştıran sahih ve salih rüyalar devam etmektedir.

Tasavvufta rüya asırlardır bir terbiye metodu olarak kullanılmaktadır. Efendimiz (asm) Veysel Karani’ye mâna âleminde ders vermiştir. Bu nispet baz alınarak, velâyet sırrı ile bazı kulların geçmişte yaşamış bir velînin ruhaniyeti ile terbiye edilmesi “Üveysilik” makamı olarak ifade edilmiştir. Bediüzzaman da rüya âleminde başta Efendimiz (asm) olmak üzere bir çok hal ehlinin terbiyesinden geçmiştir.

Bir çok şair ve yazar bilhassa Efendimize (asm) duydukları sevgiyi ilk önce rüyalarında yazmışlardır. Hatta bazılarını rüyalarında O’na (asm) okumuşlardır. Günümüzde de birçok yazar aynı yolu takip etmektedir. Biz de kitabımızda bu minvalde aşkı ve rüyayı anlattık. Ucu hakikate çıkan rüyalardan bahsettik. Görmediğim şeyi yazmam, diyen Üstadımızdan aldığımız ders ile “görmediğim rüyayı yazmam; rüyamda görmeyeceğim bir hikâyeyi anlatmam” diyerek rüyalarımızı hikâye formatı içinde anlattık.

 

Öykülerinizde mekânlar da çok farklı. Ne dersiniz?

Rüya ezelden ve ebedden sesler taşıyor. Böyle olunca zaman bereketleniyor. Onun için bu kısa zaman diliminde insan tayy-ı mekân ve bast-ı zaman ile hakikate ulaşabiliyor. Bir anda birden fazla zamanda ve mekânda bulunabiliyor. Bir rüyada Kur’ân’ı hatmedebiliyor. Yıllarca çalışarak elde edebileceği hakikatlere bir rüyada ulaşabiliyor.

Öykülerimizin ana karakteri ve mekânı Barla. Barla kâh mekân, kâh karakter. Karakter olarak Barla Bediüzzaman’dan izler taşır.

Öykülerimiz Ravza ile Barla arasında gidip gelen rüyamsı hakikatlerden oluşuyor. Aşk rüyası Asr-ı Saadetin eşiği Ravza’da başlıyor. Kırklareli’deki Hızır Bey ve İstanbul’daki Eyüp Sultan Camilerinde soluklanıyor. Osmanlının beşiği Edebâli ve Dursun Fakı Türbelerine uğradıktan sonra, bu yüzyılda bizlere ikinci bir Asr-ı Saadeti yaşatan Nur kahramanlarının menzili Barla’ya varıyor. Edebali Türbesi kitabımın doğum yeridir diyebilirim.

 

Uzun süre İstanbul’da Eyyüp El Ensari Hazretleri ile yaşadınız. Şimdi Şeyh Edebâli Hazretlerinin memleketi Bilecik’te yaşıyorsunuz. Öykülerde Eyyüp El Ensâri  Hazretleri ve Şeyh Edebâli Hazretleri Barla ile adı en çok anılan yerlerden birisi. Bu yerlerin hayatınızdaki yeri nedir?

Bediüzzaman 1926 yılında Barla’ya bir sürgün olarak gönderilmiş. İhlâslı Barla dağlarında, derelerinde geçirdiği tazarru, tefekkür, tenezzüh ile dolu geceler Risale-i Nur olarak sürgün vermiş. Barla Sıddıkları ile birlikte insanlığa ikinci bir Asr-ı Saadet yaşatmış.

Üstad’ın Barla hayatına gıpta ediyordum. Onun âhir ömrünü mağaralarda Rabbi ile geçirmek istemesi gibi ben de âhir ömrümü Barla’da Üstadımın ve onun ihlâslı talebelerinin yanında geçirmek isterdim.

Üstad, Barla’da şimdi yüze yakın ülkeye meyveleri uzanan manevî Nur imparatorluğunun tohumlarını atmıştı. Aynı şekilde 7 asır önce Bilecik’te üç kıt’ada hüküm süren Osmanlının tohumları atılmıştı.

Uzun yıllar İstanbul’da yaşadıktan sonra bir menfi gibi memuriyet dolayısıyla beş yıl önce Bilecik’e tayin (sürgün) edildim. Buraya gelmeden önce Rabbime duâlar etmiştim. Rabbim sen Bilecik’i benim için Barla eyle, demiştim. Bilecik’te kendi mânevî imparatorluğumu kurmak istemiştim.

Bilecik’te Edebâli Türbesinin bulunduğu yer bir çok yönüyle Eyüp Sultan’ı ve Barla’yı hatırlatıyor. Üstadın Barla Dağlarında geçirdiği gecelere nispetle bende gecenin bir yarısında kalkıp Edebâli Türbesine gidiyordum. Oralarda, Üstadın Barla gecelerini hatırlayarak duâlarla, tazarrularla, niyazlarla geceleri ihya ediyordum. Barla ruhunu Edebali’ye taşımaya çalışıyordum. Duâlarım kabul oldu. Gerçekten de Bilecik benim için küçük bir Barla oldu.

Bitlis’in Nurs Köyü Bediüzzaman’ın, Barla ise Risale-i Nur’un doğduğu yerdir. Barla benim de doğum yerim. Şeyh Edabâli Hazretlerinin makamı da “Aşk İçre Rüyalar” isimli kitabımızın doğum yeri. Üstad Risaleleri Barla’da telif etmiş. Biz de asıl kitabımızı, yani kendimizi Barla’da neşrettik.

 

Rahlede ve tezgâhta ne var?

Yayımlanmaya hazır durumda Üstadın ve Nur Şakirtlerinin hayatlarından izler taşıyan bir hikâye kitabı var. Bir şiir kitabı da yayınlanmayı bekliyor. Üstad’ın entelektüel hayatını anlatan bir kitabımız da bitmek üzere. Tezgâhta bunlar var. Bu minvalde okunması gereken onlarca kitap rahlede beni bekliyor.

 

Söyleşi, 4 Mayıs 2014 tarihli Yeni Asya gazetesinde yayımlanmıştır.

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...