21 Ocak 2018 Pazar

 

AK Parti iktidarındaki Türkiye’yi doğru okuyabilmek için Ak Parti’nin dayandığı sosyolojik tabanı ve kadrolarının siyasi arkaplanını tanımak gerekiyor. Türk siyasi hayatının en önemli oluşumlarından Milli Görüş, işte bu açıdan incelenmesi gereken en önemli hareket. Bugünü anlamanın kodları bu harekette çünkü.

Hacı Mehmet Boyraz, Milli Görüş üzerine en kapsamlı ve nitelikli kitaplardan birini kaleme alan Serkan Yorgancılar ile bir söyleşi gerçekleştirdi. İlk kitabında 1969-1980 dönemini incelediği Milli Görüş’ün seksen sonrasını da ikinci kitap olarak hazırlayan Yorgancılar, önemli tespitlerde bulunuyor.

——————————————————————————————————————————————————

serkan-yorgancilar

Serkan Yorgancılar

1977 Konya/Doğanhisar doğumlu. Liseyi Konya’da Sağlık Meslek Lisesi’nde okudu. Ardından Dokuz Eylül İlahiyat Fakültesine gitti. Sosyoloji ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihinde yüksek lisans yaptı. Halen Siyaset Bilimi alanında doktora çalışmalarını sürdürüyor. Yakın tarih ve İslamcılık üzerine çalışmaları bulunan Yorgancılar, bir dönem Türkiye Yazarlar Birliği yönetiminde yer aldı. Bir kamu kurumunda yönetici olarak çalışıyor.

 

Milli Görüş üzerine yazılmış nadide çalışmalardan birine imza atmışsınız. Neden böyle bir kitap yazma gereği duydunuz? Ayrıca, “Türkçülükten İslamcılığa Milli Türk Talebe Birliği” ve “Cumhuriyet İslamcılığının Seyri” gibi iki önemli esere daha imza atmışsınız. Bu hareketin içinde bulunmadan böylesi çalışmaları hazırlamak çok zor? Bu yorumumuzun doğruluk payı var mıdır?

Milli Görüş Türk siyasal tarihini anlamamız açısından çok önemli. Ayrıca Türk siyasal yaşamının en netameli konularından olan din-devlet ilişkilerini de anlamamız için bilinmesi gereken bir hareket. Dindarların devletle/siyasetle barışmalarının sürecini anlamamız için de bu hareketi ve bu hareketin lideri Erbakan’ı bilmemiz gerekli. Milli Görüş hareketi bilinmeden Türkiye’de demokrasi tarihi bilinemez, eksik kalır. Bütün darbeleri doğru okuyabilmemiz içinde Milli Görüş geleneğini sağlam bilmemiz gerektiği düşüncesindeyim.

Şimdilerde Akıncılar hareketi ile ilgili eserim de tamamlanmakta. Akıncılar içerisinde de yer almadım. Bir siyaset bilimci, bir tarihçi ya da bir araştırmacı çalışmakta olduğu bir yapının içerisinde bulunma zorunluluğu yok, hatta –ben dışardan birisi değilim ama – bazen dışardan değerlendirmeler çok daha objektif olabiliyor. Bir diğer önemli husus ise İslamcı gelenekte hatırat yazma alışkanlığı pek fazla değil. Bu hareketlerin aktörleri bir biçimde kendi tecrübelerini kaleme alsalardı bizimde işimiz kolaylaşırdı. Onlar yazmadıkları için ben bir zorunluluk olarak yazdım.

Kitabınızda uzunca açıklamaya çalıştığınız Milli Görüş nedir? Temel unsurları, kuruluşu, mimarları, sistematiği, vizyonu, misyonu..?

Türk siyasal yaşamında sağcılık ve solculuk dışında, milli ve manevi değerlere dayalı, küresel emperyalizme ve sömürü düzenlerine karşı, siyonizmin ve kapitalizmin yeni dünya düzenine karşı olan bir tutum, tavır ve duruştur. Milli Görüş kendine güveni son derece yüksek olan bir düşüncedir. Osmanlı mirasına sahip ve gücünü ve kendine özgüvenini tarihi başarılardan alan yerli bir tarzdır.

Milli Görüş dönemi itibariyle ağır sanayiyi savunmuştur ama şimdi daha güncel kalkınma ve gelişme modellerinin yollarını aramalıdır. Bu anlamda Erbakan Hoca 70’lerin Türkiye’sinde savunduğu ve hayata geçirmeye çalıştığı düşünceler çok ilericidir. Özellikle Ecevit ve Demirel bu durumu hiç kavrayamamış ve Erbakan Hoca’yı hep hayalcilikle suçlamıştırlar.

Milli Görüş düşüncesinin kökeninde “önce ahlak ve maneviyat” vardır. Yani önce bireyi inşa etme amacı taşır. İnsan temelli, ahlak temelli bir dünya görüşüdür. Ardında yeni bir dünya ve Müslüman birliği inşa etme hedefi taşır. Irkçı emperyalizmin dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda savaş alanına çevirmesi karşısında barış ve kardeşliğe dayanan bir dünya hedefi vardır. Bundan dolayı da Türkiye’nin içerisinden geçtiği en zor günlerde, solcuların ve sağcıların ideolojileri için birbirlerini öldürdükleri dönemlerde, Milli Görüşe karşı yapılan darbelerde bile şiddete ve silaha hiçbir zaman pirim verilmemiştir.

114580Hareketin ismi nereden gelmektedir? Neden Milliyetçi Görüş ya da İslamcı Görüşdeğil de Milli Görüş?

Milli Görüş kavramı aslında her iki kavrama göre daha kuşatıcı. Birçok dindar insan kendini İslamcı olarak görmüyor, bu tanımlamaya sıcak yaklaşmıyor, ayrıca İslamcılık hala içerisi doldurulabilmiş değil. Bu anlamda İslamcılık yerine Milli Görüş seçilmesi çok manidar. Milliyetçi Görüş ise bence bambaşka bir anlam dünyasını ifade ediyor. Erbakan ve hareketi, yerlidir, millidir ama literatürde belirtilen anlamda milliyetçi değildir. Hatta milliyetçiliğin karşısında İslam birliğinden bahseden daha ümmetçi bir duruşa sahiptir. Dolayısıyla her iki kavramda bu hareketi tanımlamada eksik kalır.

Milli Görüş hareketinin 1980 yılına kadar olan serüvenini incelediğiniz çalışmanızın devamı babında“Milli Görüş 1980 Sonrası” için bir çalışma üzerine çalışıyor musunuz?

Milli Görüş’ün ikinci kitabını da hazırlamaktayım. Refah Partisi, Fazilet Partisi ve Saadet Partisi’ni de bu ciltte inceleyeceğim. 28 Şubat süreci de ikinci kitabımda ayrıntılı olarak ele alınacak. Ama biliyorsunuz ki, henüz bu olaylar yeni ve henüz olayın tüm ayrıntıları ortaya çıkmış değil. 28 Şubat davası başladı ve 28 Şubat süreci ile ilgili birçok ezber bozuldu, bence 2013’den önce yazılan 28 Şubat kitapları çok çelişkili bilgiler içerir konuma düştü.

Siyasi tarihimizde çok farklı oluşumlar meydana geldi. Milliyetçiler, Muhafazakârlar, Kemalistler, Ortanın Solcuları bunlardan sadece bir kaçı. Milli Görüş’ün vurguladığı en önemli argümanlardan birisi hiç kuşkusuz “ne sağ ne de sol” sloganı idi. Ancak, Erbakan hoca ömrü vefa ettiğince Milli Görüş’ün İslami değerleri temel alan bir oluşum olduğunu vurguladı. Bu açıdan Milli Görüşünenstrümanı olan partileri (MNP, MSP, RP, FP, SP) hangi çerçevede değerlendirmek lazım? Liberal, muhafazakar, İslamcı..? Ayrıca, bu görüşü diğer yakın hareketlerden ayıran özellik(ler) neydi/ nelerdir?

Milli Görüş hareketi tüm siyaset bilimcilerin tasniflerinde sağcılar arasında yer alır. Milli Görüşün içerisinde muhafazakârlık belli ölçülerde mevcut. Örneğin Refah Partisi iktidarı döneminde yani hareketin kitleselleştiği dönemlerde ki söylemleri ile örneğin MNP dönemindeki söylemleri arasında farklar var. Bu son derece doğal olduğu gibi söylemin zaman içerisinde evirilerek çağını yakalaması aynı zamanda bir gerekliliktir. Burada önemli olan hareketin ana eksenden kayıp kaymamasıdır. 70’lerin Türkiye’sinde ağır sanayiyi savunmak bir ilericiliktir ama 2014’lerin Türkiye’sinde ağır sanayiden bahsetmek sorunludur.

Ahlaki ve temel dünya görüşünde bir süreklilik var ama doğal olarak gündelik sosyal ve ekonomik gelişmelere karşı gösterilen tepkiler zamanın ruhuyla doğru orantılı.

Milli Görüş Hareketi’ni salt siyasi bir hareket olarak görmek doğru mu?

Bence doğru değil elbette. Milli Görüş sadece bir siyasi partiler teşekkülü değildir. Sadece siyasi parti ve siyasi iktidara talip olduğu dönemlerde Milli Görüş zayıflamıştır zaten. Öğrenci teşkilatları (MGV, AGD) , sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları (ESAM) ile geniş bir sosyal hareketliliktir. Milli Görüş ne bir cemaat yapılanması ne de bir tarikat yapılanmasıdır. Ama Milli Görüş yapılanması, teşkilatlanması, örgüt kültürü olarak baktığımızda bütün İslami yapılardan etkilendiği hatta onları da bir biçimde etkilediğini görüyoruz.

Bir önceki soruyla bağlantılı olarak Türk – İslam Medeniyetinde kadının siyasi rolünün erkeğe göre daha zayıf olduğuna dair yaygın bir kanı olsa daMilli Görüş Hareketinde vefakâr hanımların özel bir yeri vardı.Bu açıdan Milli Görüş’ün kadına tahsis ettiği rol nedir?

Milli Görüş partilerinde ve sivil toplum kuruluşlarında kadınlar her zaman aktiftir. Özellikle Refah Partisini iktidara taşıyan süreçte kadınların rolü çok büyüktür. Ama belki dönemin siyasi şartlarının olumsuzluklarının da sonucu olarak kadınlar ikinci planda kalmıştır. Bir diğer neden de İslami yapılar içerisinde kadının toplumsal hayata katılımı ve siyaset alanında yer alması ile ilgili sorunlu bir bakış açısı vardı, gözle görülür rahatlamalar olsa da hala da tam olarak bu sorunun çözüldüğünü söyleyemeyiz. İslamcı kadınların güçlü durmaları sonucunda İslamcı erkekler mecburen geri adım atmak zorunda kalmıştır. Yoksa kafalarında bu sorunu çözebildiklerini düşünmüyorum.

İslami camia kadın sorununu da bir biçimde Milli Görüş hareketi sayesinde daha insani bir noktaya getirmiştir diyebiliriz. Erbakan İslami yapılar içerisinde Refah Partisi’nin bu tutumunu acımasızca eleştirenler olmuştur zamanında. Erbakan Hoca’yı kim ne ile eleştirdiyse güç, para, iktidar ellerine geçtiğinde onlar daha beterini yaptı.

Milli Görüş’ün yapılanmasında Milli Türk Talebe Birliği’nin rolü neydi/ nedir?

Milli Görüş ve MTTB arasında değişken bir ilişki olmuştur. MTTB gençliği her zaman MNP ve MSP’yi desteklemiştir. Erbakan Hoca, MTTB için yol gösterici olmuştur. Milli Görüş gençliği MTTB içerisinde yer almıştır. Sonra da Akıncılar çizgisinde bu devam etmiştir. Ama MTTB’de tarikat ağırlıklı bir yapılanma sonrasında MSP ile yollar ayrılmaya ve rahatsızlıklar oluşmaya baş göstermiş. Tarikat yapılanması MTTB’yi de güçsüzleştirmiş, diğer oluşumlar dışlanmaya başlamıştır. Akıncıların doğuşunu da bu yapının MTTB içerisindeki tutumu sağlamıştır.

Milli Görüş Hareketi’nin en önemli figürlerinden birisi hiç kuşkusuz rahmetli Erbakan hoca idi (Allah rahmet eylesin). Her ne kadar birilerine göre “takunyalı” da olsa Türkiye’ye Cumhurbaşkanı ve Başbakan kazandırmış bir isim. Ancak, Erbakanhocadan sonra Milli Görüş’ün adını daha az duymaya başladık. Yani, “Milli Görüş = Necmettin Erbakan” gibi bir algı var(dı). Bu tür oluşumların kişilerle özdeşleşmeleri doğru değil ama siz ne düşünüyorsunuz?

Milli Görüş bir lider hareketidir. Erbakan olmadan Milli Görüş tabi ki de olamaz. Abartı gibi gelebilir ama bu Mark’sız bir Marksizm gibi bir şey olur. Ama şunu anlamak lazım, Milli Görüş bir hedefler, amaçlar ve yeni bir dünya görüşü idealidir. İmanlı bir gençlik ve toplum yetiştirme hareketidir. Kudüs’ü özgürleştirme hareketidir. Irkçı emperyalizmle hesaplaşma hareketidir. Dünya siyonizmin karşısında Müslümanların özgürlüklerini savunma hareketidir. Faizci ve rantiyecilerle aynı yerde durmama hareketidir. Kapitalizme, liberalizme ve diğer izm’lere karşı yeni bir bakış açısı geliştirme çabasıdır.

Demokrasimizin tanklarla ve silahlarla tecavüze uğradığı 12 Eylül Askeri Darbesi, Milli Görüş’ü nasıl etkiledi?

Her darbede Milli Görüş etkilenmiştir. 71 muhtırası sonrasında MNP kapatılmış, 80 ihtilali sonrasında RP kapatılmış, 28 Şubat sonrasında RP iktidardan indirilerek kapatılmıştır. Her parti kapatılmadan sonra Milli Görüş söylem ve eylemlerini gözden geçirerek bir takım değişimler yaşamıştır.

12 Eylül kadar siyasi tarihimize “post-modern darbe” olarak geçen ve doğrudan Milli Görüş’ün o dönemki iktidar partisi Refah Partisi’ni hedef alan 28 Şubat Süreci,Milli Görüş Hareketi’ni nasıl etkiledi?

28 Şubat Türkiye tarihinin geleceğini etkilemiştir. Türkiye’nin yeni bir dünya düzeni kurmakla, mevcut dünya düzeninin bir parçası olmak arasında yapacağı tercihi etkilemiş ve Türkiye dünya düzenine eklemlenmiştir. 28 Şubat üzerine çokça konuşuldu daha da konuşulacak.

Bu süreçte bildiğiniz gibi Refah Partisi kapatıldı, İmam Hatiplere üniversite yolları kapatıldı, başörtülülere sistematik baskılar ve dışlamalar yapıldı, Erbakan Hoca’ya siyaset yasağı getirildi, insanlar fişlendi, tutuklandı daha bir sürü şey sayılabilir. Bütün bunların sosyolojik ve ekonomik sonuçları oldu. Tek tek bireyleri etkilediği gibi ekonomik açıdan Türkiye’yi etkiledi. Din-devlet ayrışması arasındaki makasın arası ilk aşamalarda büyümüş olsa da geldiğimiz süreçte bu tam tersine dönmüş durumda. 28 Şubat’ın darbecilerinin hedeflemediği, tamamen İslamcıların işine yarayan, öylesine farklı çıktılar da oluştu ki bunu kimse öngöremedi.

Malumunuz 2000’li yılların başında Milli Görüş Hareketi “Gelenekçiler” ve “Yenilikçiler” olmak üzere ikiye ayrıldı ve o gün her ne kadar Gelenekçiler galip çıkmış gibi gözükse de aslında galip çıkan Yenilikçiler oldu ki bu vesileyle 12 yıllık AK Parti iktidarının temelleri atıldı. Bu noktada şunu sormak istiyoruz. AK Parti’yi doğuran 28 Şubat mıydı; yoksa Milli Görüş Hareketi’ndeki bu ayrışma mıydı?

Bu ayrışmalar hakkında çok spekülasyonlar yapıldı, yapılmaya da devam ediyor. O yıllara geri dönersek, bu bölünmenin bizzat Erbakan Hoca tarafından yapıldığına inananların sayısı azımsanmayacak kadar çoktu. İnsanlar bu ayrışmayı anlamlandıramadılar. Onun için böyle bir anlam yükleyerek durumu kurtardıklarını düşündüler. Ama parti içerisinde bir fokurdama oluşmaya başlamıştı. Erbakan Hoca’da bu durumun farkındaydı. Çok çaba sarf etti ama olmadı.

AK Parti’yi doğrudan 28 Şubat’ın bir sonucu olarak görmek eksiktir. Ama var olan bir enerjinin dışa çıkmasını ve kendini yeniden tanımlamasını hızlandırdığını söyleyebiliriz. 28 Şubat olmasaydı da Milli Görüş içerisinden farklı oluşumlar çıkabilirdi.

AK Parti ve Milli Görüş’ün partileri arasında bir paralellik ya da zıtlık görüyor musunuz?

AK Parti’nin Milli Görüşle olan ilişkisini birden farklı dönem olarak değerlendirmek lazım. AK Parti’nin ilk dönemi “gömlek çıkarma” dönemidir. Kendini tanımlayabilmek için Milli Görüşten tamamen ayrışmıştır. AK Parti iktidarında Milli Görüş için eskiden MHP için söylenen bir cümleyi söyleyebiliriz; “iktidar olmadan devlet olmak”. Siyaseten ilişkiler koptu ama kitle arasında hiçbir zaman ayrışma olmadı. AK Parti’nin Cemaatle kavgasından sonra Milli Görüş’le yeni bir dönem başlamıştır. Her iki parti arasında siyaset yapma ve söylemler arasında farklar var.

AK Parti’nin kuruluşundan sonraki seçim sonuçlarınabaktığımızda Milli Görüş’ün bugünkü mirasçısı olan Saadet Partisi’nin seçimlerde ciddi bir varlık gösterdiğini söylemek zor. Ayrıca, her hareket sonsuza kadar başarıya ulaşacak diye bir kaide de yok. Bu açıdan siz ce birilerinin iddia ettiği gibi Milli Görüş Hareketi mazideki yerinialdı mı?

Milli Görüş zaman zaman güçlenmiş zaman zaman güçten düşmüştür. Siyaseten erimiştir doğru ancak Türk toplumuna derin etkileri devam etmektedir. Eğer Milli Görüşün bugünkü resmi temsilcileri toplumu okuyamazlarsa, gençliğin sorunlarına doğru cevaplar üretemezlerse, kadınların, işçilerin taleplerini karşılayacak politikalar üretemezlerse geleceği tehdit altındadır. Dolayısıyla hassas ve dikkatli olmak zorundalar. İslam düşünce tarihinde ve Türk siyasal yaşamında doğup-büyüyen sonra da yok olan birçok akım, ekol, mezhep, parti vardır. Bu bakımdan toplum hayatında, siyasi arenada var olması ve büyümesi için yerine getirmesi gereken işler var. Şu anki şartlar içerisinde Milli Görüş mazide ki yerini almadı henüz, sadece bir dinlenme ve geri çekilme yaşıyor, içe kapanma süreci yaşıyor bence.

Demirel, Erbakan hocaya yönelik her zaman küçümseyici bir tutum içerisindeydi ki Milli Görüş’ün inşa aşamasında Demirel – Erbakan sürtüşmesinin önemli olduğu iddia ediliyor. Bu görüşe katılıyor musunuz? Ayrıca, 2 kez “darbe” yemişDemirel’in 28 Şubat’taki pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Demirel, Türkiye’nin başına gelmiş ve gelebilecek en büyük talihsizliklerden biridir. Dünya siyaset tarihinde “Bir ülke nasıl yönetilemez” dersi okutulduğunda sanırım Demirel ve Ecevit okutulacaktır. İslamcılık yazıları yazan biri Erbakan Demirel’in partisinden aday olsaydı Milli Görüş olmazdı diye bir tez attı. Son derece sorunlu bir yorum bence! Erbakan Hoca Demirel’in partisinden aday olup, seçilmiş olsaydı neler olurdu, nasıl bir sonuç bizi beklerdi bunu bilemeyiz. Tarih için böyle sorular ve böyle yorumlar “Fatih İstanbul’u feth etmeseydi ne olurdu?” gibi bir anlam ifade eder. Tarihe böyle bakamayız. Tarih olanların üzerinden inşa edilir.

Milli Görüş’ün tarihi serüveni içerisinde “Yeşil Sermaye” ile ilişkisi nasıldı?

Yeşil Sermaye diye bir tabiri kabul etmiyorum öncelikle. Bu isimlendirme dışardan ve öteki tarafından yapılmış ve içerisinde bir tahkim ve taciz içeren, bir küçümseme içeren bir isimlendirme. Türkiye’de Kırmızı sermaye, beyaz sermaye mi var ki Yeşil sermaye olsun. Burada kast edilen dindar insanların ticarette büyümeleri ise bu doğal bir süreçtir. Sermaye ile ilişkimizin içeriği ve geldiğimiz nokta sorgulanmalı elbette. Ama bu başka bir şey…

Milli Görüş tabanı esnaf ve Kobilere dayanan bir hareketti. Kombassan, Yimpaş, Umpaş vs. grupların holdingleşmesi ile bu kavram gündeme girdi. Bütün bu holdingleşmelerde çift taraflı bir etkileşim var. Erbakan Hoca’nın aklı ve desteği var bu holdingleşmelerde, ama Anadolu sermayesinin ve girişimciliğinin de başarısı var.

Sayın Yorgancılar değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederiz…

Ben teşekkür ederim…

 

 

Konuşan; Hacı Mehmet Boyraz

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...