17 Ekim 2017 Salı;

Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat dergilerinde ise kelimenin tam anlamıyla tekelleşme/çeteleşme yaşanıyor. Yığınlarca dergi var ama hiç elle tutulur bir dergi yok! İnsafsızlık mı ediyorum sizce?

————————————————————————————————————————————

Her mevsimin farklı bir rengi ve kendine özgü bir halet-i ruhiyesi vardır. Mesela sonbaharın rengi sarıdır ve hüznü barındırır yüreğinde.  Sonbaharın bendeki bir başka çağrışımı da kitaptır. Kitabın sonbaharlaşan yüzüne şahit oluruz bu mevsimde. Yani kitapla birlikte som bir yüzü vardır sonbaharın.

Yaprakların sararmaya, güneşin nazlanmaya, havaların soğuma emareleriyle birlikte bulutların gürlenmeye başladığı zaman diliminde yeni kitaplar sıcacık yüzüyle kucağımıza doluverirler.  Toprağa düşen yağmur damlalarının insanın içini mest eden kokusu matbaadan yeni çıkan kitabın heyecanıyla birleşince biline ki mevsim sonbahardır.

Evet, sonbaharın rengi sarıdır lakin içinde bütün renkleri barındırır. Bir gökkuşağı gibi kitaba sarmalar yüreğinizdeki hüzünleri. O zaman bir bir namluya sürersiniz aşkın kitaba dönüşen siluetini. Bir kitapçıya düşerse yolunuz ilk önce aşk kitapları çarpar yüreğinize. Komplo teorileriyle dolu savaş kitapları arka raflarda kalsın. Mevsim sonbaharsa kitap aşktır.

Sonbaharın en çok da kitap, dergi fuarları heyecanlandırır bizi. Bir yaz boyunca demlenen kitaplar bu mevsimde sevenleriyle buluşur. Hayal kırıklıklarını bir kenara bırakacak olursak; aşıkına koşan maşuk gibi koşarız kitap, dergi fuarlarına.

Bu mevsim yeni bir heyecana daha sahne oldu kitabın sonbaharlaşan yüzü. Yani kadim yüzünü gösterdi kitaplar Üsküdar sahil şeridinde. Bu sefer sahildeki çay ve deniz kokusuna kitap kokusu da eşlik etti. Bir taraftan kitabın eski ama eskimeyen kapaklarına göz gezdirirken, öte taraftan denizin engin sularında eriyip gidiyorsunuz. Kitap ve deniz ayrılmaz ikili olarak fotoğraf karelerine düşüyor bu sefer. Kitabın sonbahar yürüyüşüne kız kulesinin ev sahipliği bir başka tat bırakıyor damaklarda. Anlaşılan sonbaharın gelişiyle birlikte bir hoş geldin seremonisi… Adeta bir festival…

Bu duygularla geçtiğimiz hafta sonu edebiyat ve düşünce geleneğimizde derin izler bırakan derginin direnişine şahit oldum. Üsküdar’da sahile konuşlanmış, müdavimlerine selam çakar gibiydi. Matbu dergilerden bahsediyoruz. Son zamanlarda “sanal dergicilik” aldı başını gidiyor. Gerçi eskiden her ay başında dört gözle beklediğimiz dergilerin heyecanını söndürdü sanal yayıncılık.  Özellikle de edebiyat dergilerinin… Çünkü fikir-düşünce dergilerinin yolu da edebiyat dergilerinden geçmiyor mu? Ama şimdilerde değil!

Sırası gelmişken; Cemil Meriç’ten nakille öğreniyoruz: “derginin vatanı İngiltere’dir. İngiltere’de ilk dergi 1749’da Montly Review adıyla çıkmıştır.” Dergiyi, mecmuanın kötü bir tercümesi olarak değerlendiren üstat Cemil Meriç’e göre dergi; korkak, pısırık bir kelimedir; düşünmez, haykırmaz, dövüşmez. Mecmua kelimesi ise bir asalet, bir edep taşır. Bu bir not olarak dursun kenarda!

Devam edelim:

Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayarak günümüze gelinceye kadar bir çok cemaat, cemiyet, fırka, siyasi oluşum, fikir akımı…v.s. dergiler aracılığıyla  düşüncelerini yaymaya ve bu vesileyle kamuoyu oluşturmaya çalışmışlar. Genç Kalemler, Hareket, Diriliş, Şura, Büyük Doğu, Dergâh… vs. benzer amaçlarla ortaya çıkan ve hem düşünce, hem de edebiyat tarihimizde kalıcı izler bırakan dergilerden birkaçıdır. Bazı dergi isimleri de vardır ki; onu çıkaran şahıslarla özdeşleşmişlerdir adeta. Mesela Büyük Doğu’nun Necip Fazıl Kısakürek, Diriliş’in Sezai Karakoç, Hareket’in Nurettin Topçu isimleriyle özdeşleşmesi gibi. Her biri ayrı bir ocak.

Peki şimdi? Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat dergilerinde ise kelimenin tam anlamıyla tekelleşme/çeteleşme yaşanıyor. Yığınlarca dergi var ama hiç elle tutulur bir dergi yok! İnsafsızlık mı ediyorum sizce?

İlerleyelim: Avami bir tabirle; kendi çalıp kendi oynuyorlar. Beş bin satan bir edebiyat dergisi var mı? Okuyucuların çoğunluğu birbirini okuyan yazarlar ne yazık ki. Anlaşılan fikir, düşünce ve edebiyatta kabızlık çekiyoruz.

Var mı şiiri manşete taşıyan bir gazete? Ya da manşete çıkacak bir şiir var mı günümüzde? Hangi öykü gündem belirliyor? Ya da hangi roman bu toplumun dokularıyla uyuşuyor?

Bağlayalım; dergi sayısının çokluğu, fuarların bolluğu ve TÜİK’in kitap satışı verileriyle şiir, öykü ve romanların kalitesi ölçülemez. Bir de her yıl muhtelif kuruluşlarca verilen yılın kitap ve yazarları ödülleriyle!

Vesselam!

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...