25 Haziran 2018 Pazartesi
KAYITLARA GEÇSİN >>
1.Ekim.2015 18:32

Aşağıda, şair-yazar Celâl Fedai tarafından kaleme alınan ve yayınlanmak üzere sitemize gönderilen bir açık mektup yer alıyor. Hem yazarı hem de muhatabı gözönüne alındığında, habercilik açısından önemli bir değer taşıyan mektup, içeriği itibariyle de önemli bir tartışmayı başlatmaya aday. Zira nicedir kültür sanat ortamlarında kısık seslerle yapılan kimi eleştiri ve yaklaşımları açıkça dile getiriyor. Bu önemli; çünkü siyasi, toplumsal, kültürel bir çok mesele vaktinde tartışılmadığı için tartışma zamanını ve zeminini yitiriyor. Sonrasında da meseleler içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Daha önceleri de çeşitli yazılar ve soruşturmalarla meseleleri tartışmaya açan bir site olarak, taraf olmaktan ziyade bizatihi bu tartışmanın yapılmasından yanayız. Bu cümleden olmak üzere başta mektubun muhatabı sayın Karagül olmak üzere, tartışma bağlamındaki tüm cevabî yazılara açık olduğumuzu da bildiririz.  

Kaçak Yolcu

————————————————————————————————————————————–

 

Sayın Karagül,

Yeni Şafak Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni olmanız hasebiyle burada mevzu bahis edeceğimiz meselelerin doğrudan muhatabı olarak sizi seçmemiz kaçınılmaz hale gelmiştir. Zira söz açacağımız hususların müsebbibi olan isimlerin, Müslüman çevrelerin edebiyat, düşünce ve sanat alanlarında, artık “yanlış” kelimesiyle ifade edemeyeceğimiz eylemlerine dair tüm eleştirilerimiz, kulak ardı edilmekle kalmayıp nobranlıkla da karşılanır olmuştur. Fark ettiğimiz şey şudur ki, bu isimler, eylemlerindeki imtiyazı ve gücü sizin yönettiğiniz gazetede onlara iyi niyetle açtığınız alanlardan devşirmektedirler. Dolayısıyla yapılan yanlışlar manzumesinde sizin de varsa payınız, giderek artmakta ve gelmekte olan nesillerin yazgısına etki edecek denli telafisi güç neticeler doğurmaya doğru gitmektedir. Belki de hiç mi hiç ilginiz, bilginiz dâhilinde olmayan konulardan oluşan yanlışlar, zararlar var: Ne yazık ki bugün Müslümanların düşünce atmosferinde Yeni Şafak gazetesinden güç devşirerek var olan, adeta bir “paralel” çete, şebeke söz konusudur. Şantaj, darp, tehdit vesaire ile işlerini yürüten bu çetenin düşünce planındaki hatalarını aşağıda izah etmeye çalıştık. Bunlar önemlidir. Ancak daha acil ve önemli olan, bugünkü durum değil geçmişten beri süren bir durumun bugün aldığı “kaba” haldir. Bu nedenle mesele indirgemeye tabi tutulmamalı ve söz gelimi, “Cins” dergisinin adı geçiyor diye mesele sadece ondan ibaret sayılmamalıdır. Resim olanca açıklığıyla, tüm boyutlarıyla görülmelidir. Durumun vahameti büyüktür. Sadece edebiyat, düşünce, sanat alanını ilgilendirmeyen, “etik bir yozlaşma”dan bahsetmekteyiz. Meselenin estetik boyutu ayrıca ele alınmayı gerektirmektedir. Durumun vahameti büyüktür. Sonuçları da o nispettedir…

Gazetelerin köşelerinde yazar ve şairlerin olması gayet tabiidir. Sadece bizim değil dünya basınının tarihi de bu tür örneklerle doludur. Türk basın tarihine yazar ve şairlerinin katkısı her zaman değerli olmuştur. Yeni Şafak gazetesi de, şimdilerde kırklı yaşlarını idrak eden bendeniz için benzer niteliğiyle tebarüz etmiştir. Yeni Şafak’ı çıktığı günlerde çifter çifter alarak destek olmaya çalışan onlarca eli kalem tutandan biri de benimdir. Ancak üzülerek söylemek durumundayım ki yönettiğiniz gazete, uzun zamandan beri kendilerine emanet edilen köşeleri Türkiye’deki Müslüman edebiyat, düşünce ve sanat çevrelerinin gelişmesi için kullanmak yerine bir “iktidar aracı”na dönüştüren isimlerin tahammülfersa girişimlerinin membaı olmaktadır. Bu isimlerin kimler olduğu bir parça araştırmayla öğrenilebilir. Zira İstanbul’dan başlayarak sürdürebileceğiniz insaflı bir soruşturma, bu resmi açıkça ortaya koyacaktır. Mesele şudur:

Gazetenizin kimi köşeleri, o köşelerin sorumluluğunu taşımak yerine popülizm ideolojisinin peşine takılmış, yazılarıyla hep aynı kavrayışsızlığı ilerletenler eliyle Müslüman edebiyat, düşünce ve sanat çevreleri için bir baskı aracı haline gelmiştir. Meselenin size ait olan kısmı sizi ilgilendirir elbet. Fakat bilmenizi isterim ki bizi ilgilendiren kısmı da artık bizden çok sizi ilgilendirmektedir. Zira Müslümanca edebiyat, sanat, düşünce meydana getirme derdinde olanlar, ciddiyetle oluşturmaya çalıştırdıkları emeklerine kulak, göz bulamamaktadırlar. Gücünü gazetenizden devşirenlerin yayınevleri ve dergilerinden doğan düşüncelerden ötürü Müslüman gençlerin zihinleri, geçen zaman içinde adeta iğdiş edilmiştir. Bu durum şu günlerde artarak devam etmektedir.

Bunun nasıl olduğunu müsaadenizle size kısaca özetlemek isterim: Yaklaşık on yıl öncesinden başlayarak Müslüman çevrelerin gençleri üzerinde “afili filintalar style” hükmünü yürütmeye koyuldu. Müslümanlar güzidelerine değil kafaları bir tuhaf işleyen “cool tip”lere alıştırılmaya başlandı. Malumunuz bu tiplerin şahsî maceraları bir faciayla sonuçlandı. Bu ayrı konu… Ama asıl görülmesi gereken, bu isimleri gazete ve televizyonlarda takip eden gençler üzerinde meydana gelen neticedir. Ne yazık ki Müslüman gençler, iki sayfadan fazla düşünce yazısı okuyamaz durumdadır. 1990’lı yılların gençleriyle kıyas edilemeyecek bir seviye kaybı söz konusudur bugün. Bunun da bize kalırsa en önde gelen sebeplerinden biri, sizin yöneticisi olduğunuz gazetenin uzun zamandan beri yürüttüğü ve şu gün, 1 Ekim 2015 tarihi itibariyle de sürdürdüğü kültürel tutumdur. Dışarıdan görülen tablo, “sizlerin Türkiye’de Müslüman çevrelerin edebiyat ve düşünce gücünü, gazetenizin çevrelerine kümelenen yayınevi ve dergilerden ibaret saydığınız” şeklindedir. Bu yayınevi ve dergilerin entelektüel seviyeleri yüklendikleri sorumluluklar için yeterli olsa diyecek söz yoktur. Ancak durum hiç de öyle değildir. Bir “niteliksizlik dayanışması”, bir “çıkar dayanışması”na dönüşerek etrafınızı sarmıştır.

 

Sayın Karagül,

Kendilerini eleştirenlerin kitaplarının basımını engelleyen, çalıştıkları yayınevi patronlarını arayıp işlerinden el çektirilmelerini sağlamaya çalışan hatta ve hatta azmettirici olarak darp girişimlerinde bulunan, örtülü ve ya açık tehditler yönelten bir “kötülük şebekesi”nin gazetenizden güç aldığının bilmem farkında mısınız? Siyasi iradenin Türkiye’de Müslümanlara kazandırdığı imkânları çarçur edenleri desteklemek size yakışmamaktadır. Bugün ilk sayısını çıkardığınız “afili filintalar” girişimiyle zihinleri aynı işleyen “Cins” dergisine lütfen yeniden bir dönüp bakınız. Türkiye’deki sol kültürel iktidar böyle bir girişimle söz edildiği gibi yıkılamaz. Bu derginin çıkış mantığı desteklenebilir evet; lakin bu işi yürütenlerin ciddiyeti, müktesebatı buna asla ve kata uygun değildir. Türkiye’de sol kültürün iktidarını yıkmak isteyen bu arkadaşların hiçbirinden iki sayfadan fazla düşünce yazısı okumak bugüne dek mümkün olamadı. Gazetenin popülizmi benimsemesi tabiidir ancak bu türden dergi girişimlerinde popülizmin dozu çok önemlidir. Siz, İstanbul’da “gazetenizin insanlar üzerindeki itibarını kullanarak baskı ve iktidar oluşturan bir grup”a, Müslüman çevrelerin sahip olduğu büyük birikimi hiçe sayarak bu işi tevdi etmişsiniz. Bunların ellerinden gelen tek şey, gazeteniz köşelerinden yürüttükleri hegemonyayı daha da genişletmek olacaktır bu saatten sonra. Açık söyleyeyim: Mezkûr oluşum, neredeyse on beş yıldır, sadece İstanbul’da değil edebiyatın, düşüncenin neşvünema bulduğu her yerde ya ulufe dağıtarak çoğalmakta ya da baskı kurarak sindirmektedir. Bu isimlerin son on beş yılda Türkiye’de Müslümanca düşünceye yaptıkları hiçbir katkı yoktur. Aksine gençleri güzidelerden uzak tutmakta kendi seviyelerine mahkûm etmektedirler. Bunu da sizin şu an yöneticiliğini yaptığınız gazete ve ona ve çevresine bağlı televizyonlar üzerinden sağlamaktadırlar.

Bilemiyorum, size burada ifade ettiğim mesele bir şey ifade ediyor mu… Bunu anlamak gerçekten zor. Çünkü çokları, Yeni Şafak’ın böyle bir oluşumun yarattığı resimden memnun olduğunu, planlarının zaten iğdiş edilmiş Müslüman bir nesli avamî bir çerçevede tutmak şeklinde oluşturulduğunu iddia ve ispat için uğraş vermektedir. Doğrusu bunun böyle olmadığını düşünmek istiyoruz. Sunduğumuz mesele çok boyutludur. Umuyoruz ki bunu, sizler ve kamuoyumuz, “Cins” dergisine indirgeyerek anlamak kolaylığına kapılmazsınız. Zira o, pek çok sonuçtan yalnızca sonuncusudur.

Burada genel bir çerçeve çizilmiş, isim, dergi, yayınevi adları verilmemiştir. Ciddiye alınıp alınmayacağı doğrusu merak konusudur. Evvelce izah girişimlerimiz ciddiye alınmadığı hatta son derece yakışıksız karşılıklar bulduğu için böylesi bir mektubu yazmak zorunluluğu doğdu. “İbrahim Karagül’e Daha Açık Mektup” yazmak durumunda kalmayacağımız umudunu taşımakta da zorluk çektiğimiz bir gerçektir. Umuyoruz ki bu iyi niyetli çabamız zorunluluklara, taşımakta zorlandığımız umuda değecek bir ma’kes bulur…

Saygılarımla

Celâl Fedai

 

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...