25 Haziran 2018 Pazartesi

“Kroyçer Sonat.. Dinlemeye başladığınız andan itibaren size ne Beetohoven’ın olağanüstü yeteneğini, blue-blood ailesini, çıkmazlarını ne de Tolstoy’ un dehasını ya da arzularını hatırlatır…” 

—————————————————————————————————————————————-

Başlangıç için yapılması gereken tek şey telefonu sessize almaktı. Başlamaktan korktuğundan mı yoksa yeni bir kitabın ilk sayfalsının soğukluğundan mı kaynaklanıyordu bu erteleme hâli kendisi de tam karar veremedi. Cevap veremeyecek ve dahi düşünemeyecek kadar yorgundu. Zorundalık dürtüsünün ardına saklanarak masanın başına geçti. En azından bir şey başarmış olurum düşüncesi ile seyretmeye başladı kitabı. Kroyçer Sonat. Önceleri belki lazım olur araştırmaları esnasında arka beyine tıkıştırdığı bir Beethoven Senfonisi’ nden başka bir şey ifade etmiyordu bu isim. Bu kadarını yeterli gördüğü kitabı eline aldığında oluşan isteksizlik halinden açıkça anlaşılıyordu. Pek de afili sayılmayan bir kapak ardına iliştirilmiş farklı dünyalar, yaşantılar ve yaşanmışlıklar.. Kapağın iddiasızlığından aldığı cesaret ile başladı okumaya. Tolstoy gibi aykırılıkları pek de sevmeyen iyi aile yazarlarının daha kitaba başlamadan verdikleri güven duygusu bambaşkaydı ne de olsa.

Bu kadar yanılmış olacağını bilse bu süreci çok daha uzun tutardı sanıyorum. Bir kitap bir insanı ne denli etkileyebilir? Toplum normlarının dışına çıkmayı pek de sevmeyen bu yazar- hele ki iddiasız bir eseriyle- nasıl dokunabilir iliklere? 2 saat sonrası durum biraz farklıydı.

Evlilik kelimesi üzerine yüklenmiş büyük beklenti yığını, bu kelimenin ve elbette ki müessesenin bu ağırlık altında kalışı, suçun/suçlunun nerede aranması gerektiği konusunda açık bir adres içermiyor. Kimileri alıştıkları üzre kolayı tercih edip toplumu suçlarken, küçük bir kısım kendi beklentilerini bununla birlikte bencilliklerini sorgulayabilmeyi akıl ediyor. Bu düşünceden yola çıkarak iki farklı sonuca varıyoruz. Birinci grup kolay yolu tercih etmiş olmanın verdiği rahatlık ve göstermelik huzur ile yaşantılarına devam ediyor. Göstermelik diyorum çünkü bu kesim öyle olmalı düşüncesi ile hareket ediyor. Biraz daha açacak olursak; kendinden taviz vererek istemediği ancak yapmak zorunda olduğu şeyleri, kendini ve elbette ki toplumu inandırabilmek için böyle olmalıydı kalıbı ardına sıkıştırıveriyor. Bir şeyler böyle olmalı, olamadığı için doğal seyrinde ilerlemiyor düşüncesi ruhlarımızı incitmekten başka neye yarıyor bilmiyorum. Doğallığı ve samimiyeti bizlerden hızla uzaklaştırmaya kati surette niyetli olduğu açık bir şekilde gözlemlenebiliyor. İkinci gruba değinecek olursak; kendilerini sorgulamaya çalışan, dönemsel olarak bu durumdan zarar görseler de uzun vadede getirisinin çok daha fazla olduğunu fark edebilenler. Beklenti adı altında yatan bencillikleri ile yüzleşebilenler.

tolstoyKroyçer Sonat bu iki grup insanın temsil edildiği bir eser. Öze yahut diğer insanlara duyulan nefretin saklanmaya çalışılmasının doğurduğu büyük yıkım ve bir daha etki edilemeyecek büyüklükteki sonuçları.

Play tuşunun ardına saklanmış hayatlar vardır. Ne olduğunu anlamaya çalışmaktan yorulduğunuz anlarda play diyerek kendi hayatınızı durdurmuş olursunuz. Bunun farkındasınızdır çoğu zaman. Kendinizi kaptırdığınızı hissedersiniz bir müddet sonra. Fısıltı ile yaklaşır önce. Bir çığlığa dönüşeceğinden haberdar değilsinizdir elbette. Kroyçer Sonat.. Dinlemeye başladığınız andan itibaren size ne Beetohoven’ın olağanüstü yeteneğini, blue-blood ailesini, çıkmazlarını ne de Tolstoy’ un dehasını ya da arzularını hatırlatır.. Play’ e basar ve beklersiniz. Bir süre sonra Akçay anılarınızı hatırlarsınız belki, belki de canınızı çok acıtan analitik sınavı sonucunuzu. Hatırlamış olmak huzursuz eder sizi. Siz siz olmaktan kaçarsınız. Yüzme bilmediğinizin aklınıza gelme zamanı değildir şimdi. Bu 13 dakika entelektüel birikiminize yaptığınız katkının düşüncesi ile gururlanma zamanıdır. Annenizin fırlatılan terliğinin yeri yoktur bu parçada. Havlusuz banyoda ıslak ellerin sağa sola sallanışlarının, her karıştırışta ısrarla bardağa çarpan çay kaşıklarının da. İlk presto biter. Salondan gelen televizyon sesine kulak asmazsın. Aklın hep o dizide kalır ancak o 13 dakika boyunca tüm gerçekliği play tuşu ardına gizlersin. Ertesi gün anlatacakların vardır artık.

Kroyçer Sonat dinler misiniz ? Ben pek severim…

 

 

Cansu Çiftçi, Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...