21 Ocak 2018 Pazar

Okur;  karanlık, şüpheci ve umutsuz karakterin iç dünyasına yolculuk yaparken kitaptaki simgeleri çözmeye çalışacak ve yarı hayal yarı gerçek olaylar silsilesinin içinden geçerken, bu yolculuktan haz alacaktır. Ve hatta onu daha iyi kavramak için kitabı ikinci üçüncü kez okumak isteyecektir.

——————————————————————————————————————————————

Bir kitapsever Sadık Hidayet’in Kör Baykuş kitabını okuduğumu görünce “Kitapta ne anlatıyor? Bitince yazar mısınız?” diye sormuştu. Ne anlattığı sanırım sizin beklentinizle ilgili. 5N1K sorularına kolayca cevap bulduğunuz, klasik olay örgüsü içeren anlatımlar arıyorsanız elinizdeki Kör Baykuş’u hemen bırakın ve koşarak uzaklaşın.

Şimdi kalanlarla birlikte gelin, anlaması çaba isteyen fakat edebi olarak doyurucu bu yolda birlikte yürüyelim. Doyurucu dedim çünkü bu sıra dışı anlatımda okur;  karanlık, şüpheci ve umutsuz karakterin iç dünyasına yolculuk yaparken kitaptaki simgeleri çözmeye çalışacak ve yarı hayal yarı gerçek olaylar silsilesinin içinden geçerken, bu yolculuktan haz alacaktır. Ve hatta onu daha iyi kavramak için kitabı ikinci üçüncü kez okumak isteyecektir.

Karamsar kahramanımızın ölüp gitmeden önce düşüncelerini kendine saklamak istememesi ve gölgesine olup biteni yazmak istemesi ile yolculuk başlıyor.

“…ve şimdi yazmak istememin tek nedeni gölgeme kendimi tanıtmak isteğidir. Duvardan uzanıp yazdığım her şeyi iştahla silip süpürmek isteyen gölgeme”

“Ben yalnızca lambanın duvara yansıttığı gölgem için yazıyorum”

Gölge romanda sık tekrar eden öğelerden biri. Kendini gölgeye anlatmak için yazdığını söylüyor. Gölge kendi gölgesi mi yoksa “Yalnızca beni maskara etmek, aldatmak amacındaki bu insanlar,üç beş gölgeden ibaret değil mi?” cümlesindeki gibi başkaları mı? Birazdan değineceğim gibi, kitapta geçen karakterler yine kendisinin başka başka halleridir adeta. Örneğin anlatıcı evine gelen amcasını tasvir ettikten sonra onun için şunu söyleyecektir.

Uzak ve gülünç bir benzerlik var aramızda. Sanki o dev aynasındaki yansımamdı benim.”

Ya da “Beni dün çelimsiz sağlıksız bir genç adam olarak görenler bugün görecekleri saçları ağarmış,gözleri kızarmış,yarık dudaklı kambur bir ihtiyardır.”

kor-baykusKitapta geçen amca, ihtiyar satıcı, mezarcı gibi karakterleri tasvirleri ya da tavırları neredeyse birbirinin aynıdır. Hint fakirine benzerler,boyunlarına şal dolanmıştır, yüzleri açıkta değildir ve çirkin yüksek sesli gülüşleri vardır. Bu karakterler bir nevi ana karakterimizin farklı yansımalarıdır. Bu yansımalar bize hayal ve gerçek arasında sunulmuştur. Kitabı okumaya başladığımızda bunu bilmeyiz.

Amcasının eve gelmesi ve ona şarap ikram etmek için başka bir odaya geçtiğinde pencereden dışarıda gördüğü kıza aşık olmasıyla başlar hikaye. Kızı sokaklarda evin etrafında her yerde arar ve en sonunda başta onu hiç fark etmeyen kız, sisli bir günde kendiliğinde onun evine gelir ve yatağına yatar. Karakterimiz genç adam onu zehirli şarapla öldürür.Cesedini parçalar.

“Hayatımda ilk kez bir huzur hissetim.Bu kapalı gözlere bakarken, bana eziyet eden şeytandan ve demirden göğsüme bastıran o kabustan bir parça kurtulmuştum”

“Yanılmıyordum, ölmüştü”

Bir arabacının yardımıyla bavula koyduğu cesedi taşır, ihtiyar arabacı bavulu gömer.Bir mezarcı ona bir testi hediye eder. Buraya kadar aynı zamanda afyon kullanan ve sanrılar gören genç adamın yaşadıklarının gerçek mi rüya mı, ikisinin arası bir hal mi yaşadığını bilemeyiz. Fakat ilerleyen sayfalarda “Uyandığımda yeni dünyada çevremde gördüğüm her şey bütünüyle tanıdık ve yakın geldi bana… diye başlayan ikinci bölümden itibaren gerçek hayatı ile ilgili bilgiler almaya başlarız. Ve ilk bölümde anlatılan olay ve karakterler zihnimizde biraz daha oturmaya başlar. Kendine geldiğinde eli, şalı kan içindedir. Çünkü karısını öldürmüştür. Ve gözünü çıkarmıştır. Kahpe diye adlandırdığı karısı ile normalde süt kardeştirler fakat karısının hileli oyunlarından sonra evlenmek zorunda kalmıştır. Oysa karısının kendisini hiç sevmediğini ve saygı duymadığını, kendisini başka erkeklerle defalarca aldattığını düşünmektedir. Karakterin yaşantısından aldığımız bilgilerden faydalanarak baştaki genç kızın da karısının bir tekrarı olduğunu düşünebiliriz. Kendisini bir türlü sevemeyen, onu küçük düşüren ve ta baştan İran toplumuna göre sağlıksız bir başlangıçla evlenen adam karısını öldürmüştür. Bunun sembolü olarak da hayalindeki veya düşündeki kadını da öldürmüş ve hayalinde hep aynı şeyi resmettiğini düşünmüştür. Belki de resmetmiştir. Dediğim gibi hikaye gerçekle rüyayı çok güzel harmanlamış olduğu için bazı durumları kesin olarak ayırt etmemiz çok zor. Zaten bunun da önemi yok. Kahramanımızın dediği gibi;

“Rüya mı görüyordum yoksa gerçek miydi bu? Kimsenin bunu bana sormasını istemiyorum çünkü asıl mesele onun yüzü, hayır gözleriydi ve ben şimdi o gözlere sahiptim, o gözlerdeki ruhu kağıda geçirmeyi başarmıştım ve bedeni artık ilgilendirmiyordu beni.”

“Gördüğüm kâbuslarda hep bu adamına yüzü vardı”

Kitaba; hem kahramanımızın hem kadın karakterin gerçek ile rüya arası bir döngüde farklı yansımaları düşer. Kitabı okurken ister istemez “bu amca, hurdacı, arabacı tasvirleri hep aynı” diye düşünüyoruz. Zaten Sadık Hidayet’in yakın arkadaşı Bozorg alevi Kör Baykuş üzerine şunları not düşmüştür:

Kör Baykuş`un eylemi, olayları, zaman ve mekân dışında kalır. Olayları bölüşenler tipik kimselerdir, daha doğrusu bir tipin değişik kişilerdeki varyasyonlarıdır, bu kişiler mitik bir psikoloji kanunlarına göre birbirlerine dönüşürler. Baba, amca, arabacı, mezarcı, ihtiyar hurdacı ve nihayet romanın “kahraman”ı, aslında tek kişidir, esrarengiz genç kız, bayader ile kahramanın karısı kahpe de öyle. Normal zaman düzeninin kalkışı bununla bağlantılıdır; şimdiki zamanla geçmiş zaman; anı, rüya ve hayal olarak birbiriyle kaynaşmıştır. Sebeple sonuç arasında bir nedensellik yoktur, onları birbirine masallardaki mantık bağlar. Ama buna rağmen olay, şüphe yok ki gerçek bir hayatı saptar. Korkular, özlemler, ümit, ümitsizlik, bu olay içine, öteden beri insan kaderinde olduğu gibidir.”

Peki yazar bu afyon bağımlısı yarı esrik, hasta, şüpheci, kıskanç karakterli  adamı neden kurgulamıştır? Bize temelde anlatmak istediği nedir? Her ne kadar kitabın içinde ölüm, insanların sahtekarlığı, insan ilişkileri, din gibi konulara zaman zaman değinse de kitabın bende bıraktığı ana duygu aidiyet. Evet bütün o esrik haller, karamsar ruh hali, karanlık oda, sisli sokakların bende yarattığı etki aidiyet duygusu. Öncelikle karakterin annesini nerede olduğunun belli olmayışı, hatta babasının gerçek babası mı amcası mı olduğunu hiçbir zaman bilemeyişi (ki bu da üzerinde konuşulması gereken ilginç bir hikayedir), karısının onu hiçbir zaman sevmemesi, onu küçük düşürmesi, karısının aldattığı insanlara gidip kendini beğendirme çabası;  bütün bunlar kocaman bir yalnızlığın, bir yere ait olamamanın sonucunda çıkabilecek kurgular gibi görünüyor. Yazarın İranlı olduğunu fakat bir dönem Hindistan’da yaşadığını, Paris’te öldüğünü biliyoruz. Ülkesine karşı çeşitli eleştiriler getirdiğini biliyoruz.İçinde bir memleket sevgisi olan başka memlekette intihar eden bir yazardan böyle bir kitabın çıkmasına şaşırmamak gerek. Sadık Hidayet’ten kitaba dönelim ve artık sohbetimizi noktalayalım.Kör Baykuş öylesine okunacak, kolay bir kitap değildir. İnsanı düşündüren, yoran, zekice kurgusu adeta bir labirent gibi örülmüş ve çıkışı bulmak isteyen okura hem düşünsel hem sanatsal olarak bir doyum yaşatan bir kitaptır.

 

Özlem Karapınar yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...