25 Haziran 2018 Pazartesi
ANA MANŞET - Blok 1 - ORTAM >> Kolombo’da üç durak
19.Nisan.2017 14:06

Kolombo sokaklarında dolaşırken insanların yüzlerinde ülkelerinin harita üzerindeki görüntülerine benzeyen bir hâl seziliyor. Kopmuş bir hâlleri var. Serbest kalmışlığın getirdiği bir rahatlama ama bu serbestlikle ne yapacaklarına karar verememişliğin getirdiği bir tedirginlik.

————————————————————————————————————————————————-

Sri Lanka haritadaki görünüşü itibariyle Hindistan’ın güney ucundan bir gözyaşı damlası gibi ayrılmış okyanusun ortasında yüzen bir ülke. Güney Hindistan’ın 31 kilometre güneyinde. 1972 yılından önce adanın adı Seylan çayından tanıdığımız Seylan olarak bilinirdi. Hint Okyanusu’nun incisi olarak da adlandırılan ülkede yaklaşık 21 milyon kişi yaşamaktadır. Çay tarımı ve balıkçılık ülkenin önemli gelir kaynaklarından. Özellikle cambaz balıkçıların okyanusun derin sularına sokulup büyük sopaların üzerinde oturarak balık tutmalarını gösteren balıkçı fotoğraflarıyla ünlüdür.

Sri Lanka, Doğu Afrika ve Güney Asya arasında, okyanus yolunun üzerinde bulunduğu için tüccarların tabii bir uğrak yeri olmuş. İslamiyet de bu yolla adaya ulaşmış. Ülkenin tarihi M.Ö. 3000 yıllarına kadar uzamaktadır. Adanın ilk olarak ismi Yunanca “bakır renkli” demek olan ‘Toprobane’ imiş. Arap fetihlerinden sonra, Arapça “beklenmedik şeylerin ülkesi” anlamına gelen ‘Serendip’ denilmiş. Sonra 1972 yılına kadar kullanılacak olan Seylan ismini almış. Bu tarihten itibaren “debdebeli, şaşaalı ülke” anlamına gelen Sir hale dilindeki Sri Lanka, ülkenin bugünkü resmi ismi olmuş. Ülkenin resmî dili Sinhalî (Sinhalese “Seylanca”), ikinci resmî dili Tamilce’dir.

Sri Lankalı erkekler genellikle ‘sarong’ adı verilen giysiler, parlak gömlekler, sandal ayakkabılar ve özel günlerde ‘shervanı’ denilen bir ceket giydikleri biliniyor. Kadınların elbisesine ‘cambaya’ deniyor.  Kaynaklarda geçen bu bilgileri Kolombo sokaklarında dolaşırken erkeklerin ve kadınların giyim kuşamlarına bakarak teyit etmek mümkün.

Âdem Tepesi denilen yüksek konik dağ, Müslümanlar, Budistler ve Hindular tarafından kutsal kabul ediliyor. Zira bu tepede değişik dinlerin mensupları tarafından Âdem’in, Budha’nın veya Şiva’nın ayak izi bulunduğuna inanılıyor. Özellikle Budistler yılın belli günlerinde dini merasimler gerçekleştiriyor.

İngilizlerin o ünlü çay keyfi, özellikle beş çayı kültürleri bu ada sömürülerek oluşturulmuş. Ada, İngilizlere uzun yıllar çay depoluğu yapmış. Mevsimleri yağmurlu yazlar ve yağmursuz yazlar diye ayrılıyor. Yakın tarihlere kadar camilerde Osmanlı padişahları adına hutbeler okunuyormuş. Osmanlı fesi de özel günlerde takılıyormuş. Düğünlerde damatlar fes geleneğini hâlâ sürdürüyormuş. Müslümanların evlerinde özel günler için en az bir fes bulunduruluyormuş.

Kolombo sokaklarında dolaşırken insanların yüzlerinde ülkelerinin harita üzerindeki görüntülerine benzeyen bir hâl seziliyor. Kopmuş bir hâlleri var. Serbest kalmışlığın getirdiği bir rahatlama ama bu serbestlikle ne yapacaklarına karar verememişliğin getirdiği bir tedirginlik. Devasa kara parçasından kopmuş gibi duran bu ada karadan uzaklaşarak okyanus ortasında yüzen nereye gideceği belirsiz büyük bir gemi gibi. Kaptan köşküne önce Portekizliler ardından Hollandalılar sonra İngilizler geçmiş. İstedikleri yöne kırmışlar dümeni. Ada 48’de okyanusun ortasında bir başına kalmış. Ada halkı başta Hintlilerolmak üzere başkalarına benzetilmektenoldukça rahatsız oluyorlar.

Başkent Kolombo’nun ismi bir rivayete göre mango yapraklarıyla kaplı liman anlamına gelen Kola-amba-thota kelimelerinin birleşmesiyle türetilmiş ve ilk olarak, adaya 1505 yılında gelen Portekizliler tarafından kullanılmış.

Kolombo’da İngilizlerden kalma eski binalar yaygın. Portekizlerden kalma eserlerde kendini gösteriyor. 17. yüzyılda Hollanda’nın egemenliği zamanında kurulan eski Hollanda hastanesi (Old Dutch Hospital) şimdilerde Kolombo’nun en önemli alışveriş ve yaşam merkezlerinden birisi. Restoran kısmında yenilebilecek en önemli yiyecek ise elbette balık. Restoran kısmı tek katlı ve bahçenin etrafına çevrilmiş avlunun içinde. Çatısının altında restoranın dış mekânı genişçe yer kaplıyor. Sorduğunuz kişilerin çoğu yemek için burayı tarif ediyorlar. Şehrin siluetinde önemli ölçüde farklı kültürlerin izleri görünüyor.  Bu yüzden karışık bir zihni var şehrin.

Tuktuk denilen ve taksi niyetine kullanılan araçlar üç tekerlekli ve motosikletin kapalı hâli. Uzak doğu ülkelerinin pek çoğunda ulaşım aracı olarak kullanılıyor. Taksiden çok daha ucuz. Öne şoför arkaya iki ya da üç müşteri binebiliyor. İngilizlerin ülkeye bıraktıkları bir miras olarak trafik soldan akıyor.

Kolomboluların ilk görünüşte nazik insanlar olduğunu hemen fark edebiliyorsunuz. Gülümseyen, başka bir dünyadan geldiğin için sana meraklı gözlerle bakan ve ürkekçe yaklaşan insanlar.

Zahira Koleji

İslam tarihinde Emevî yönetiminden kaçan bazı Araplar’ın adanın sahil şehirlerine gelip yerleştikleri iddia edilir ve Beruwela’da bulunan beyaz minareli caminin oraya gelen ilk Müslümanlar tarafından yapıldığına ve yanındaki mezarın da onlardan bir veliye ait olduğuna inanılır. Kolombo’da mahallî eşraftan birinin konsolos olarak bulunduran Osmanlı Devleti’ne karşı manevi bir bağlılıklarının olduğu kaynaklarda geçmektedir. Sultan-Halife II. Abdülhamid’in doğum yıl dönümü ve tahta çıkışı Kolombo’da kalabalık ve gösterişli merasimlerle kutlandığı Hicaz demiryolu ve Balkan Savaşı’nda mağdur duruma düşen Müslümanlar için adada yardım toplandığı ve Osmanlı simgesi sayılan fesin yaygınlaştığı ve adada Müslüman kimliğinin bir göstergesi hâline geldiği kaynaklardageçmektedir.

zahiraBir rivayete göre İngilizlerin Mısır’dan adaya sürdüğü Urâbî Paşa’nın teşvikleriyle 1892 yılında Kolombo’da Al-Madrasatul Zahira isminde modern bir okul açılmış. 1913’te Zahira College adıyla yüksekokul statüsü kazanan ve daha sonra çeşitli illerde şubeleri açılan bu kolejden günümüzde de Müslüman aydınların yetişmesi sağlanmaktadır. Zahira Koleji’nin başkent Kolombo’daki kampüsü oldukça geniş bir araziye kurulmuş ve okul öncesi eğitim, ilkokul, ortaokul ve lise bölümleri var. Beş yaşlarında eğitime başlayan bir öğrencinin lise bitimine kadar kolejde devam edebiliyor. Lise sonrası için durum biraz sıkıntılı. Ülkenin üniversitelerini kazanmak oldukça zor. Müslüman öğrenciler üniversite eğitimi için -imkânlar ölçüsünde- başta Hindistan ve Pakistan olmak üzere Bangladeş, Malezya ve Türkiye’yitercih ediyorlar.

Biz de Kolombo ziyaretimizin uzunca bir bölümünü Zahira Koleji’nde geçirdik. Türkiye’den geldiğimizi söylediğimizde okulun öğretmenlerinin yüzündeki ferahlama görmeye değerdi. Merkez binanın İlk katından ikinci katına çıkılan genişçe merdivenlerin ortasındaki duvarı boydan boya kaplayan panoda okula gelen önemli ziyaretçilerin isimleri ve ziyaret tarihleri yazıyordu. 1927 yılında okulu Gandi ziyaret etmiş. Bu tarihten bir yıl önce 1926 yılında Türkiye’den Ali Bey, okulu ziyaret etmiş. Kim olduğunu bilen yok. Öğretmenlerden biri bu ziyaretten sonra okulu Türkiye’den ilk bizim ziyaret ettiğimizi söyledi. Lise öğrencileriyle giriş merdivenlerde memnuniyetle fotoğraf çekildik. Gözlerindeki memnuniyeti ve o müthiş şaşkınlığı görebiliyorduk. Öğretmenlerden biri hızla bize okul müdüründen randevu aldı. Müdür bizi memnuniyetle karşıladı. Büyük bir masaya buyur edip yardımcılarını topladı. Samimiyetle geçen görüşmemiz sonunda Türkiye’den bir beklentilerinin olup olmadığını sorduk. Bizden Suriyeli misafirlerimize iyi bakmamızı rica ettiler. Okulu gezmek üzere öğretmenler refakat ettiler. İlkokul öğrencileri kampüsün en kenar binasının önünde ip gibi dizilmişlerdi.  Okul çıkış merasimlerini öğrencilerle birbirimize tebessüm ederek seyrettik. Cıvıl cıvıldılar. Ortaokul bölümünde sınıflara buyur edildik. Derslerini engellememek için sınıflarda uzun süre kalmak istemiyorduk. Ama öğrencilerin ilgileri bu süreyi uzatmamıza sebep oluyordu. Beyaz gömlekleri ve beyaz pantolonlarıyla melek gibiydiler. Beyaz takkeleri ilkokullardâhil erkeklerin tamamı takmışlardı. Kızlar beyaz başörtüleri takmışlardı. Okulun kütüphanesi sınıflara göre daha yeniydi. Muhtemelen araştırma yapan son sınıf öğrencilerinin önünde büyük ansiklopediler açıktı. Selamlaştık. Onlara Türkiye’den geldiğimizi söyledik. Kelimelere sığmayacak muhabbeti birbirimize derinden bakarak yapıyorduk. Kelimeleri çok da ihtiyacımız yoktu.

Çıkış saati geldiğinde bahçe tuktuklarla kaynıyordu. Öğrenciler onları evlerine götürecek servis araçlarına hep birlikte kalabalık bir şekilde koşturuyorlardı. Hepsi beyaz giyinmiş olduklarından okulun bahçesini baştanbaşa beyaz bir yoğunluk kapladı. O beyaz yoğunluğun içindeki ışıldayan gözleri görmek her şeye değerdi.

Siri Lanka’da 1939 yılından itibaren Müslüman çocukları için ilk ve ortaöğretim okullarında Arapça ve din dersleri başlatılmış. 1942’de Seylan Üniversitesi kurulduğunda Müslüman liderlerin talepleri üzerine Arapça, daha sonra da Jaffna ve Peradaniya üniversitelerinde İslâm Medeniyeti ve Arapça bölümleri açılmış. Geçmişte tarikatlara ilgi Müslümanlar arasında oldukça yaygınmış. Ama bu ilgi günümüzde eskiye nazaran azalmış. Şâzeliyye, Aleviyye, Çiştiyye, Nakşibendiyye, Rifâiyye ve Kadiriyye başlıca faal tarikatlar arasında yer almaktadır.

Kırmızı Camii

Pettah Çarşısı içinde aniden bir Kızıl Meydan eseri gibi karşımıza çıkan Kırmızı Camii, olağanüstü bir güzelliğe sahip. İnşa edilirken; üst üste konulan her tuğlanın, biri kırmızı, biri beyaz renkte kullanılmış. Nar şeklinde kubbeleri ve Hint tapınaklarını andıran mimarisi ile 19. yüzyıla imzasını atan en önemli İslam eserlerinden biri kabul ediliyor. Cami kalabalık ve karmaşık bir sokakta. tuktuktan indiğimizde sokağı canlandıran kırmızı beyaz görüntüsüyle Kırmızı Camii karşımızdaydı. İlk iki katında duvarların dışındaki sütunlar kırmızı ve beyaz kuşaklarla kaplı. Üçüncü katında iki büyük yarım soğan şeklindeki kubbeler de soğan başından başlayıp indikçe genişleyen kırmızıyla ayrılmış sekiz bölmeden oluşuyor. Kubbelerin arka tarafında onlara göre daha sivri ve ince iki ya da üç kubbe daha bulunuyor. Onlar da farklı desenlerde ama kırmızı beyaz renginde. İlk katla ikinci katı ayıran kuşak biraz kabartılarak saçak görevini de üstlenmiş. Mimarisi ve kırmızı rengiyle dikkati çeken “Kırmızı Cami”, Sri Lanka’da İslam’ın sembolü olarak kabul ediliyor. Hindistan’ın güneyinden Sri Lanka’ya gelen seyyah Müslüman tüccarlar tarafından 1908 yılında inşa edilen (JamiUl-Alfar) Cami renginden dolayı halk arasında “Kırmızı Cami” olarak adlandırılıyor.

Caminin girişi adeta bir apartman girişi… Tahmin edildiği gibi terlikler ve ayakkabılar darıma dağınık.  İçerden bakıldığında bir binanın sonradan camiye dönüştürülmüş hâli var. Dışarda 3, içerden 6 ya da 7 kat olduğu görülebiliyor. Bazı katlar sonradan ilave edilmiş. Çok katlı olduğundan Kolombo’daki Müslümanların çeşitli ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte. Camiinin içerisindeki sütunlara dayanmış sessizce zikrine devam eden Müslümanlarda bir sükûnet hâkim. İç sütunlar da kırmızı beyaza boyanmış. Namazımızı kılıp görevlilerden camiyle ilgili bilgiler alıyoruz. İç bahçeye çıkıyorum tekrar. Abdesti havuzdaki sudan alıyorlar. Tıpkı Hindistan’daki camilerde olduğu gibi.

Okyanusta taş sektiren çocuklar

Serinlemek için geldikleri okyanus kenarındaki kordon boyunda insanların bazıları tek bazıları gruplar hâlinde yürüyüşler yapıyorlar.  Taktukunu kenara çekmiş dalgın dalgın ufka bakan şoförler, okuldan yeni çıkmış öğrenciler, çocuklarını yanında getirmiş aileler ve ellerinde makinalarla gülümseyerek her anı fotoğraflamaya çalışan rengârenk turistler. Okyanusa bir dil gibi uzanmış iskeleden dev dalgaları seyrederken bir okyanus ufkunun ne anlama geldiğini düşünüyorum. Kıyafetleri Zahira Kolejinin öğrencilerine benzeyen bir grup geliyor yanımıza. Başlarında beyaz takkeleri var. Onların da bizim gibi okyanusun dalgaları arasına karışıyor bakışları. Yanımıza, aramıza gelen turistlerin bizi neredeyse itercesine fotoğraf çekme ısrarları öğrencilerle yakınlaşmamıza sebep oluyor. Konuşmuyoruz fakat bize diğerlerinden farklı baktıklarını hissedebiliyorum. Yanımızdaki arkadaşlardan biri muhabbete başlıyor. İşte bunun fotoğrafı çekilir. Birbirimize tebessüm ederek uzunca muhabbet ediyoruz. Arkadaşlarımızdan birisi işçi bulmaya gelen bir Arap tüccarla konuşmaya başlıyor az ilerde.

Beach_ColomboKordan boyuna koğuşlanmış büfeler plastik futbol topundan yemeğe kadar her türlü ihtiyaca cevap veriyor. Suların karanlık yüzü sahili de bir parça karartıyor. Sahildeki bu karanlık içerisinde beyaz gülümseyişleriyle gezinen Zahira Kolejinin öğrencilerini görmek belki de Hind Okyanusunu görmekten daha değerliydi benim için.

İki tanesi gruptan ayrılıp yerden topladığı taşları okyanusta sektirmeye başlıyorlar.  Taşlar sektikçe gülümsüyor biri. Nereye bakıyor? Neye gülümsüyor bilemiyorum. Calvino’nun da dediği bu değil miydi?

‘Bir kentte hayran kaldığın şey onun yedi ya da yetmiş yedi harikası değil, senin ona sorduğun soruya verdiği yanıttır.’  

 

Ali Işık yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...