17 Ağustos 2018 Cuma

Özellikle İslamcı diye tabir edilen kesimde okunan eserlerin, birbirinin aynı ve benzer konuların tekrarı olduğu görülür.

—————————————————————————————————————————————

 

İnsanın kendisini muhasebeye tabi tutuğu anlar olmalı. Hem kendisini hem de içinde bulunduğu toplumu iyi analiz etmek ve  yeni bir yol haritası oluşturmak için bu muhasebe fevkalade önemli. Yaptığımız muhasebenin durumuna göre değişik yöntemleri vardır.  Buna tefekkür de demek mümkün. Son zamanlarda bu muhasebe ve tefekkürü istatistiklerle yapıyoruz. Anket ve istatistikler bazı hususlarda ipuçları verse de yaptığımız işin ruhunu yakalamak konusunda yeterli değildir şüphesiz.

Bunlardan biri de; her yılın başında bir önceki yıla ait yapılan kitap istatistikleridir. Nitekim Türkiye Yayıncılar Birliği’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı ISBN Ajansı ile Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü’nden elde ettiği bilgiler ışığında böyle bir istatistik yapıldı buna göre:

2013 yılında Türkiye’de 47.352 çeşit (başlık) kitap yayınlandı.

2013′de toplam 536.259.040 adet kitap üretildi (MEB tarafından okullara ücretsiz dağıtılan ders kitapları dâhil). Bu kitaplar için 330.017.405 adet bandrol satın alındı. Milli Eğitim Bakanlığı 2013 yılında ilk ve orta öğretim öğrencilerine 206.241.635 adet ücretsiz ders kitabı dağıttı. TÜİK rakamlarına göre Türkiye’nin nüfusu (01.01.2013 itibariyle) 75.627.384. Toplam kitap sayısının nüfusa oranına göre, 2013 yılında kişi başına 7,1 kitap düştü.2012′de Türkiye’de 42.337 çeşit (başlık) kitap yayınlanmış, 480.257.824 adet kitap üretilmişti. Kişi başına düşen kitap sayısı 6,4′dü. 2013 verileri göz önüne alındığında, geçen yıla göre yayınlanan kitap çeşidinde % 11,6, üretilen kitap adedinde % 12 artış olduğu görülüyor. UNESCO verilerine göre Türkiye 2013 yılında 42.337 çeşit (başlık) kitapla dünyada 13. sırada. Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin (IPA) 2013 araştırmasına göreyse Türkiye 1 Milyar 682 milyon Euro ciro ile dünyanın en büyük 13. yayıncılık sektörüne sahip.

Books

Bu rakamlara bakıp sevinmemek elde değil. 2012 yılına göre bir ilerleme söz konusu. Ancak basılan kitap sayısındaki artış okuyucuya da aynı şekilde yansıdı mı? Okuyucu sayısında da aynı oranda bir artış söz konusu mu? Maalesef bu husus bir temenniden ibaret. Ya da okunan kitapların içeriği açısından ne kadar ilerleme ve gelişme var? Asıl cevap bulması bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkün. Toplumun, özellikle gençliğin genel gidişatı bu yönüyle pek iç açıcı değil!

Francis Bacon’un tespitini burada aktarmamız gerekiyor:  “Bazı kitaplar atmak için,  bazısı yutmak için geriye kalan birkaçı ise çiğnemek ve sindirilmek içindir.” Evet, geriye kalan o birkaç kitap bu rakamların ne kadarına tekabül ediyor acaba?

Biliyoruz ki; okuma serüveni çok az kişinin hayatında heyecanlı ve verimli bir yürüyüş olarak devam ediyor. Az okuyan bir toplum olarak, her tarafımız cehalet kokuyor. Okuma, sadece öğrenci/öğretmen/öğretim görevlisine has bir eylem olarak algılanıyor çoğu kesim tarafından.  Maalesef söz konusu kesimin de yeterli düzeyde bir okuma yaptığı söylenemez. Mecburi olarak yapılan okumalar da çoğu kere amacına ulaşmıyor.

İşin doğrusu çocuklarımıza ortaokullu yıllarda okuma alışkanlığının kazandırılması gerekiyor. Ancak, eğitim sisteminin yetersizliği ve özellikle öğretmenlerin yanlış tutum ve davranışlarından dolayı birçok genç, daha ortaokul sıralarında okumadan soğuyor. Oysa okumanın yaşı olmamakla birlikte, ilk okuma aşısının bu gençlik yıllarında yapılması gerekiyor.  Öğrencilere, okuma perspektifinden uzak ve ezberciliğe dayalı yapılan kitap okuma teşvikleri de pek bir fayda sağlamıyor. Çünkü anlama ve düşünme perspektifinden yoksun yapılan okumalar, yeni bir ufuk vermediği gibi; bir süre sonra bilinçaltından kaybolup gidiyor. Bu nedenle gençlerin çoğu,   okuldan ve dersten arta kalan zamanlarının büyük bir çoğunluğunu eğlence merkezlerinde tüketiyorlar. Özellikle Internet cafe ve diğer eğlence merkezlerinde heba edilen bu sermaye, zamanla zihni yozlaşmış ve içi kof bir gençlik çıkarıyor karşımıza. Ta ilkokul sıralarına kadar sızan uyuşturucu ise işin cabası…

Her neyse!… Amacımız okullardaki eğitim- öğretim sistemini irdelemek/sorgulamak değil… Toplumbilimcilerin ve eğitimcilerin ayrıca bu konu üzerinde yoğunlaşmaları ve hal çareleri aramaları gerekiyor şüphesiz. Ancak, bizim dikkat çekmek istediğimiz; yukarıda rakamlarla ifade edilen kitap sayısındaki artışa rağmen gittikçe kitaptan, okumaktan, derinlemesine öğrenmekten ve araştırmaktan kopan yeni neslin acınası haline bir nebzecik de olsa ayna tutmak…

book2

Yeni neslin bu hazin durumuyla birlikte, bu satırların yazanıyla aynı kuşaktan olan –ki ben bu nesle kayıp kuşak diyorum – ve bir zamanlar hızlı okuma furyasından geçmiş kayıp kuşağın da, artık okumadığı ve okumadığı için de tıkandığı, yer yer bunalım yaşadığı, kaybolmayla yüzyüze geldiği gerçeği de aşikâr…1960-1970 arası doğumlu bu kayıp kuşak; özellikle 1980’li yılların da beraberinde getirdiği açılımla birlikte çok okuyor ve çok düşünüyorlardı. Telif eserlerden çok, tercüme eserlerle beslenen bu orta kuşak, hızlı bir değişim yaşadı bu okumaların da etkisiyle. Derken; telif eser, dergi ve gazetelerde bir artış başladı bu yıllarda. Dini kitaplardaki patlama da aynı yıllarda görülür. Ancak önemli bir ayrıntı; özellikle İslamcı diye tabir edilen kesimde okunan eserlerin, birbirinin aynı ve benzer konuların tekrarı olduğu görülür. Okunan eserlerin çoğunun tercüme olmasının getirdiği bir olumsuzluk da; coğrafya tecrübelerinin birbirine karıştırılması ve ithal bir düşünce yapısının oluşması olmuştur.

Söz konusu ithal handikap, beraberinde hem aksiyonda, hem de fikirde tıkanıklığa bir parça sebep olduğu söylenebilir. Tabii ki amacımız; kayıp kuşağın yaşadığı süreci yargılamak değildir şüphesiz. Sadece bu dönemdeki okumalara atıfla, geleceğe daha aydın bakabilmeyi sağlamak istiyoruz. Her şeye rağmen, okuyan bir gençlikle yapılan tartışmalar da daha hararetli ve anlamlı oluyordu.  Çünkü gençlik (özellikle üniversiteli gençlik), okuyordu ve bu okumalar da beraberinde topluma dönük tartışma ve aksiyona yol açıyordu. İşte bu düzenli/düzensiz okumalar, birçok insan için vazgeçilmez bir alışkanlık oldu ve zihinlerde yeni bir dünyanın kapılarını açtı. Çünkü okumak, başlı başına bir tutku, ince bir haykırış ve uzun bir yürüyüştür. Ancak bu tutku, birçok insan için ya yarıda kesildi, ya da öldü. Bazılarının hayatında ise bir nostalji olarak yedekte kaldı.

1990’lı yıllarda hem dünyada, hem de Türkiye’de yaşanan bunalım ve kaos birçok şeyi değiştirdi. Gündemler değişti, ilgiler farklılaştı, fikirler değişti ve bunun sonucu olarak da;  insanlar yön değiştirmeye başladı.  Kimi geçmişi kötüledi ve hatırlamak istemedi; kimi vasat bir yaşantıya daldı; kimi de kırık- dökük de olsa benzer tarzını devam ettirdi. Bu kritik süreçte dikkatleri çeken ise; klasik bir tabirle iş-aş-eş üçgenine hapsolan gençliğin artık kitap, dergi, gazete okumadığıdır.

Bir dönemin hızlı okuyucularının okuma faaliyeti, bıçakla keser gibi kesildi. Ancak, az bir kesim farklı okumalarla yeni bir açılım kazanmaya başladı. Kendi iç dünyasında yaptıkları hesaplaşmalara, bu okumalar katkı sağladı denilebilir. Kimi insanlarda ise ciddi okumalar, yazıyla kalıcılaştırılmaya ve tarihe adanmaya başlandı. Geçmiş dönemi değerlendiren/eleştiren yazılar, kitaplar ve dergi dosyaları yazıldı.

Bütün bu birikimler ciddi bir tecrübeye dönüştü. Bu tecrübe birtakım imkanlarla birleşince de önemli bir devinime imza attı. İşte bugünlerde geçmiş tecrübe ve çabaların semeresini ve aynı zamanda zahmetini yaşıyoruz. 1980’lerde boy gösteren bu vicdanlı yürüyüş bugün devletin tepesinde dünyayla yarışır hale geldi. Önemli olan bu tecrübe ve birikimin insanlığa faydalı bir şekilde hizmete dönüşmesidir.

İşte, bütün bu aksiyon ve evrimlerin önemli etkenlerinde biri de verimli  okumalardır. Bu arada bir parantez açıp, okumanın sadece basılı eserleri okumak olmadığı; hayatı, tabiatı, kâinatı gözlemlemenin/ irdelemenin/ tefekkür etmenin de okuma eylemi içerisine girdiğini, ancak bizim sadece okumanın fiziki boyutunu ele aldığımızı yeniden hatırlatmakta fayda vardır.

Kitap okuma, hayati bir faaliyet olarak algılanmadığı ve uygulanmadığı sürece cehalet, yobazlık ortadan kalkmaz. Ancak yapılacak okumaların bilinçli olması ve sindirile sindirile yapılması şarttır. Belki de günlük, haftalık, aylık programlı okumalar yapılmalıdır. Konu tasnifli, araştırma amaçlı okumalar da yapılabilir. Kitap okuma, insan için hayati öneme sahip hava, su gibi süreklilik ister. İnsanlığın çıkış yolu aradığı böylesi kırık bir zamanda, yapılabilecek en güzel tavsiye ve faaliyet; kitap okumak ve yeniden silkinmektir. Özellikle de kayıp kuşak, bu güzel meziyetini yeniden kazanmalı ve geleceğe yeni okumalarla güzel bir miras bırakmalıdır. Çünkü kitap okumakla, kendine yeniden gelecek ve daha bilinçli, eğitimli nesillerin doğmasına vesile olacaktır. Böylece, hem yeni bir zihin inşası, hem de yepyeni bir dünyanın kapıları aralanacak ve engin dünyaların uçsuz bucaksız semalarında kutsal bir raksa dönüşecektir yaşam.

feature-brand-book

Kitap okuyamamanın mazeretleri ise çoktur. Kimine göre zaman, kimine göre para, kimine göre ise ne okunacağını bilememek mazeret olarak öne sürülür. Ancak bilinmelidir ki; kitap okumamanın en önemli ve gizli düşmanı tembelliktir. Çünkü tembellik, başarının önündeki en büyük engeldir. Ali Fuat Başgil,  “Gençlerle Başbaşa” adlı önemli yapıtında tembelliği, muvaffakiyetin önündeki en büyük engel olarak görür. Bu nedenle; kitap okumak için zaman, zemin aramadan okumayı şiar edinmek lazım. Yanımızda sürekli kitap bulundurmayı ihmal etmemeliyiz. Arabada, durakta, işte, evde, ders arasında… vs. okumayı alışkanlık haline getirmeliyiz.  Ve en önemlisi de; sadece atıl zamanlarımızda değil, zihnimizin zinde olduğu zamanlarda (özellikle sabahın ilk saatlerinde) kitap okumalıyız.

Kitap okumayanların veya az okuyanların önündeki önemli bir handikap da,  ne okuyacaklarını bilememeyi mazeret olarak ileri sürmeleridir. Oysa dikkatli ve düzenli bir kitap okuyucusu bilir ki; her okunan yeni kitap, beraberinde yeni kitapların kapılarını açar. Öyle ki; sabırsızlıkla okuyacağı kitapları sıralar. Yapılan düzensiz okumalar bile, bir süre sonra yerini düzenli okumalara bırakır.

Kitap okumanın önünde parayı, kitap fiyatlarını engel olarak görenlerin mazereti ise, ciddiye alınmayacak kadar basittir. Günümüzün önemli hikayecilerinden Mustafa Kutlu, her kiraz mevsiminde bir  kitap fiyatını, bir kilogram kiraz ile karşılaştırarak; bir kilogram kiraz yerine bir kitap okumayı önerir. Doğrusu önemli bir ayrıntı… Kitap fiyatlarını mazeret olarak öne sürenler, sıra başka şeylere gelince para harcamaktan geri durmazlar şüphesiz. Dolayısıyla, kitap fiyatları da okumanın önünde bir engel olarak görülemez.

Kitap okumak süreklilik ister. Tıpkı yeme-içme gibi bir süreklik… Ara verilmeden yapılan okumalar ancak fayda sağlar. Kitap okumayı bir iş değil, asli bir ihtiyaç gibi algılayarak kesintisiz okuma yaptığımız zaman, ancak amacına ulaşır okumalarımız. Meşhur;  “Bir kitap okudum ve hayatım değişti.” sözü,  sadece okunan bir kitap için yapılan bir tespit değildir.  Belki de, hayatı değiştiren o kitap, değişimi sağlayan son halkadır. Evvelce okunan kitaplar ise, son halkaya ulaştıran basamaklardır. Bu nedenle okuma, bir bütün olarak ele alınmalı ve süreklilik arzetmelidir. Okumanın beylik laflarından ve popülist söylemlerinden de uzak durmak gerekir.

Sonuç bağlamında; bütün yazılan kitapları mutlak doğru olarak kabul etme yanılgısından süratle sıyrılmalıyız. Tek mutlak kitap, O’nun kitabıdır. Mutlak doğrular da oradakilerdir. Ancak, beşer zihninin ürünü olan bütün eserlerin görünen ve görünmeyen kısımları vardır. Böylesi bir eleştirel gözlükle kitaplar okunursa, daha anlamlı/verimli/faydalı olur. Bu nedenledir ki; “bütün kitaplar, yazılı eserler yazarlarının zihinsel şekilleridir.” sözünün altını çizmek gerekir.  İyi ve dikkatli bir okuyucuya düşen ise; söz konusu zihinsel şekillerden, eleştirel ve objektif gözlükleri takarak istifade etmektir.

 

Kaçak Yolcu; Yusuf Tosun

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...