16 Aralık 2017 Cumartesi
İlkeler

 

Firarîyim, firarîsin, firarî…

 

Cemal Süreya’nın Kısa Türkiye Tarihi şiirindeki “celaliyim, celalisin, celali” mısralarından ilhamla söylüyoruz bunu. Her birimizin bu dünyada, yaşadığımız hayatlarda birer “Kaçak Yolcu” oluşumuzun ruh tedirginliği ve fakat aynı zamanda gönül dinginliği, serbestliği ile söylüyoruz. Çağın boyunduruğundan âzâde, insanı belli bir zaman ve mekanla mukayyet kılmaya çalışan yapısına karşın, resmi kayıtlarda “kaçak” diye düşülse de kaydımız, hakikatte biz bu kaçışın “yol”da olmak olduğunu biliyoruz. Kaçak oluşumuz, ‘her yol’a gelmeyişimizden…

Kültür, sanat ve düşün hayatımızda olup bitenler memleketin diğer üst yapı kurumlarında olup bitenlerden bağımsız değil. On yıllardır ergenlik sancıları çeken bir ülkenin kimliği, kişiliği tam otur(a)mamış, zihnî olgunluğa erişememiş ve dolayısıyla rüşdünü ispat edememiş çocuklarıyız. Denilebilir ki sanatçılar ergenliği uzun süren, yapıp ettiklerinden dolayı bir ergene gösterilen hoşgörünün ardına saklanmanın işlerine geldiği kişilerdir çoğunlukla. Ama biz uzun ergenlikten sıkıldık artık ve rüşdümüzü ispat için kaçıyoruz.

 

Bu kaçışın raconları şunlardır:

Kaçak Yolcu; söz hakkını kul hakkı gibi kutsal bilir ve sözünü sakınmadığı gibi söz hakkı vermekten de kaçınmaz.

Kaçak Yolcu; hiçbir cemaat, cemiyet, grup ve oluşuma yakın ve uzak değildir. Dolayısıyla hiçbir cemaat, cemiyet, grup ya da oluşumun yapıp ettiklerini toptan iyi ya da kötü kabul etmez.

Kaçak Yolcu; sözün gücünden çok, sözün namusuna itibar eder. Yani “söz”ü bir güç gösterme malzemesi olarak kullanmaz; yazıdaki her karakterin, failinin karakterine işaret ettiğine inanır.

Kaçak Yolcu; yer verdiği yazılar için “yazılardan yazarları sorumludur”culuk yapmaz. Altında bizzat imzası olmasa da yer verdiğine göre altına imzasını atmış demektir. Yani Kaçak Yolcu, kaçak güreşmez.

Kaçak Yolcu; bu sorumluluk bilinci gereği kendisine ulaşan yazıları okurken bir de niyet okuması yapar. Maksatlı, güdümlü, açık konuşalım; tetikçilik gereği kaleme alınmış hurufatın dolaşıma girmesine vesile olmak istemez.

Şükür ki kurumsal hiç bir aidiyetimiz, bağlantımız yok. Zira olsaydı, başta ismimizle çelişirdik. Dolayısıyla bir gizli ajandamız, rezervimiz de yok. Menzile ulaşmak için her yolu mübah belleyenlerin hınç ve ihtarasa ayarlı sözleri karşısında, bizatihi yolun kendisine kıymet vererek, “yol”da olmanın güzelliği ve tüm samimiyetiyle sözü yormadan bir yürüyüş bizimkisi.

Ola ki bir gün biz yorulur ya da yolumuzdan dönersek, bizi hizaya getirecek bir kaçak yolcu çıkacağı muhakkak. Çünkü şükür ki bu yol sahipsiz değil…