20 Haziran 2018 Çarsamba

“Okumaların en verimli yöntemlerinden biri, bir toplulukla birlikte, tartışılarak mütalaa yöntemiyle yapılan okumalardır. Böylece düşüncelerimiz henüz yazıya aktarılmadan test edilmiş, şekillenmiş olur.”

—————————————————————————————————————————————–

Bu haftanın sloganı; “Hayat Boyu Kütüphaneler”.  Malum bu hafta “Kütüphaneler Haftası”. Ellinci kezdir bu buluşma gerçekleşiyor. Peki, bir mesafe alındı mı? Bu resmi gün ve haftalardan ne kadar mesafe alındıysa ancak o kadar… Olsun gene de tekrarda fayda var. Çünkü et-tekreru ahsen velev kane yüz seksen (tekrar etmek iyidir, yüz seksen kere de olsa) kabilinden iyidir. Elimizdeki veriler Türkiye’de 1118 adet kütüphanenin olduğunu gösteriyor. Gerçi teknolojinin ilerlemesi ile birlikte artık kütüphaneler elimizin altında. Gene de kütüphane farklı bir ortam ve mutlaka istifade edilmesi gerekiyor. Bu vesileyle okuma-yazmanın arka planını irdelemeye çalıştık.

Nesilden nesile bir “tutanak” özelliği taşıyan yazmalarımızın kalıcı ve faydalı olmasını nasıl gerçekleştirebiliriz? Başka bir deyişle, yazmanın en önemli ham maddesi ve verisi nedir? Yazı, nereden beslenir? Bu anlamda bütün yazarlarda ortak bir davranış ve eylem olan okumanın yazma ile bağlantısı üzerinde durmakta fayda vardır. Başka bir tabirle “okuma, yazmanın neyi olur?” istifhamına açıklık getirmek gerekir. Okumayan bir yazar, ne kadar faydalı ve verimli ürünler verebilir?

kutupÖncelikle, okumanın sadece kitap, gazete, dergi v.s. basılı ürünleri okumak olmadığını; insanı, kâinatı, doğayı ve olayları gözlemlemenin, onları değişik cepheleriyle fotoğraflamanın, irdelemenin de bu okuma eylemi kapsamına girdiğini hatırlatmakta fayda vardır. Belki de en önemli okuma türü, böylesi okumalardır. Çünkü insan, sürekli gözlem halindedir. Bir başka ifadeyle;  “canlı ve cansız her varlık bir kitaptır.” sözü,  tam da anlatmak istediğimizi ifade ediyor.

Basılı kitapları okumaya negatif yaklaşımlarıyla dikkatimizi çeken Alman yazar Schopenhauer ise; eğitimli insanları kitapların içindekileri okuyanlar olarak ele alırken; düşünürler, dahiler ve insan soyunu aydınlatıp ilerlemesine katkıda bulunanları doğrudan doğruya tabiat kitaplarından yararlananlar olduğunun altını çizerek dikkatlerimizi aynı noktada yoğunlaştırır. Gündelik hayatta gördüklerinin ve yaşadıklarının yazarın hayatı üzerinde etkileri gibi, yazdıkları üzerinde de çokça etkisi vardır.  Bu yönüyle yazarlar, aslında farkında olmadan kendilerini yazarlar. Dolayısıyla da tabiatta müşahede ettiklerini yazarlar ve sentezler oluştururlar.

Muazzam bir ahenk ile ayakta duran kâinatın gizini keşfetmeye çalışmak beraberinde yeni kazanımlar, perspektifler de bize kazandırır. Elde ettiğimiz bu kazanımlar sayesinde gözümüzün önündeki sis perdeleri dağılır ve ilahi gerçeklere vakıf olma imkânı kazanırız. Vakıf olduğumuz bu ilahi gerçekleri tutanağa döküp kalıcılaştırdığımızda da yazma eylemini gerçekleştirmiş oluruz.

Gördüklerini aynen yazanlar ise bir ansiklopediden farksızdırlar. Bir nesneye dokunmak ile, resimde görmek arasındaki uçurum gibidir bu yazma eylemi. Çünkü yazdıklarımız öncelikle kendi içimize sinmeli ve var olanın üzerine özgün bir ilavede bulunabilmelidir. Bu durum da ancak kâinat kitabını iyi bir şekilde hıfzedip özümsemekle alakalıdır. Bu yönüyle Schopenhauer önemli bir tespitte bulunmuştur. Bu tespiti iyi okumak gerekir.   Aksi davranış sergileyen ve yazma eylemini bir papağan misali devam ettiren yazar ve düşünürleri tarih içinde barındırmaz, tam tersine zamanla eskitir ve yok eder.

Geçmişte olup bitenleri ve geçmiş dönem insanlarının eylem ve düşünüş biçimlerini bize en güzel aktaran, kitaplardır şüphesiz. Çünkü kitaplar, geçmişteki kültür mirasının en önemli taşıyıcılarıdır. Kitaplar sayesinde -ki bu kitaplar roman, hikaye, şiir, deneme, bilimsel kitaplar, düşünce kitapları vs..- zihin dünyamız genişler ve yeni ufuklar kazanır. Daha hızlı düşünmemizi ve ilerlememizi sağlar. Tarihte söylenen ve yazılan şeylerin aynen tekrar edilmemesi ve insanlığın gelişerek, evrimleşerek, değişerek ulaştığı düşünce dünyası ve medeniyete yeni ve faydalı katkılarda bulunabilmesi için, okumanın bu fiziki bölümü de çok önemlidir. Bu nedenle, her kalem tutan sorumluluk sahibi yazar, düzenli bir okuma programından geçmelidir. Bu okuma programı, her kalemin ilgi alanı ve yeteneğine göre farklılıklar arz edebilir. İlk zamanlar, bu okuma programının oluşturulmasında acemilik çekilebilir. Ancak, yine okumayla bu sorunun çözülmesi mümkündür. Çünkü İsmet Özel’in deyişiyle; “okumanın rehberi yine okumaktır.”  Okumanın bu fiziki bölümünün yorumlayıcı ve sorgulayıcı bir bakış açısıyla okunması gerekir. Kitapların sayfaları arasına hapsolmadan açık bir şuurla okumayı sürdürmemiz gerekir. Aksi taktirde okumanın bu fiziki kısmının da faydasından çok zararı olabilir.

Ayrıca tecrübe sahibi insanlardan da istifade etmek mümkündür. Çünkü ilim sahibi insanlar sayesinde okumalarımız, derinlik kazanır ve bu okumalardan daha çok istifade ederiz.  Okumaların en verimli yöntemlerinden biri, bir toplulukla birlikte, tartışılarak mütalaa yöntemiyle yapılan okumalardır. Böylece düşüncelerimiz henüz yazıya aktarılmadan test edilmiş, şekillenmiş olur. Bu ortam sayesinde henüz dışarıya yansımayan düşüncelerimizin olumlu-olumsuz tepkisini almış oluruz. Bu durum da, yazılarımızın daha kaliteli ve kalıcı olmasına yol açar. Çünkü birçok profesyonel yazar, yazdıklarını yayınlamadan önce, mutlaka bir başkasına okutturur ve eleştirilerini alır. Aldığı tepkilere göre yazısını yeniden gözden geçirir ve nihai şeklini verdikten sonra yayınlar. Çünkü her insanın farklı bir bakış açısı olabilir ve bu nedenle de mümkün oldukça toplumun değişik kesimlerine yazdıklarımızı okutup tavsiye ve eleştirilerini almak gerekir.

Okumanın; evreni, insanı, olayları v.s. algılama boyutu ise, her akıl sahibinin yazma ihtiyacı hissetmeden de yapması gereken bir eylemdir. Kendimizi tanıyabilmemiz için, öncelikle çevremizi, içinde yaşadığımız toplumu ve evreni iyi tanımak ve onlara olması gereken anlamı yüklemek gerekir. Yüce Yaratıcının kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’de dikkatleri bu yöne çekmesi manidardır: “Düşünmez misiniz?”, “Dağlara, göklere bakıp akıllanmaz mısınız?” mealinde doğaya ve doğadaki dengeye atıfla, insanı bu hadiseleri okumaya, düşünmeye sevk etmesini iyi irdelemeliyiz. Özel olarak, bu okumayı yazıyla kalıcılaştırmaya aday kalem sahipleri için ise bu kâinat, insan ve olayların okunması, matbu kitapları okumaktan daha önemlidir. Çünkü her kitap, aslında o kitabı yazanın zihinsel şeklini ortaya koyar. Bu maksatla okunan basılı eserlerin de, böylesi bir zihin süzgecinden geçirilmesi gerekir. Bu da ancak, bütün kitapları kapsayan tek bir kitabın iyi ve doğru anlaşılmasıyla mümkündür. “Bütün kitaplar tek bir kitabın anlaşılması içindir.” sözünü bu gözle okumak gerekir.

Okuma kavramını bu anlamda ele aldığımızda, yazmak daha manidar bir şekle bürünür. Çünkü “…bir kitap artarda dizili cümlelerden değil, bir benzetme yapmak gerekirse, kemerlere, kubbelere dönüştürülmüş cümlelerden meydana gelir.” sözleriyle W. Woolf’un bir mimariye benzettiği yazıyı oluşturabilmek için, bir arı gibi kitaplardan özü toplamak gerekir. W. Wolf’ün yerinde tespitiyle bir mimariye benzettiği yazıyı oluşturmak için hem ilahi buyruklardan, hem kâinat kitabından hem de beşeri evraklardan istifade etmek gerekir.   Okuma bir bütündür ve çevremizde algıladığımız/algılamadığımız her şeyi kapsar. Okumaya bu bilinçle yaklaşımda bulunduğumuz zaman ancak yazı da bir değer kazanabilecektir. O zaman da, “Okuma, yazmanın neyi olur?” sorusuna daha düzgün cevap verme imkânına kavuşmuş oluruz:

Okuma; yazma balını yapmak için arının konduğu çiçeklerdir. O çiçeklerden bin bir emekle özü alır ve yeni, özgün faydalı bir gıda olarak yaratır. Ortaya çıkan o muazzam ürün sayesinde varlığımızı daha iyi kontrol etme şansına kavuşuruz.

Yine okuma; yazmanın esrarengiz arka planıdır. Arka planı güçlü kalemler,  her zaman için verimli olurlar.  Tarih, onları silinmeyecek harflerle hafızasına kazır ve insanlığın vazgeçilmezleri arasına kor.

Sonuç olarak yazmak; yeni bir bina inşa etmekse; okuma, o binanın temelidir. O nedenle yazmanın temeli olan okuma, kuvvetli ve sağlam olmalı ki; yazma da tarihe yeni bir beyaz sayfa ekleyebilsin.

 

 

Kaçak Yolcu; Yusuf Tosun

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...