25 Haziran 2018 Pazartesi

Dergilerin yönetici makamında olan kişilerin, ürün yayınlama mesuliyetini iyi idrak etmeleri gerekiyor. Çalışmasını sundukları isimle oturmalılar, sohbet etmeliler, yemek yemeliler, yürümeliler uzun uzun…

—————————————————————————————————————————————————-

Yazının başlığıyla direkt mesajı ilettik aslında. Ama bu mesajı, biraz daha etraflıca tasvir edip, problemin dışarıdan idrakine kolaylık sağlamak dileğindeyim.

Genç şair sorunlarından bahsedeceğiz yazımızda… Bunu elbette sadece şair olmakla sınırlandırmak doğru olmaz. Gençliğin genel problemleri hayatın her alanına yansıdığı gibi sanata da sızmaktadır. Ve bu bir süreç meselesidir… Bir anda çözülecek bir durum asla değildir…

Kanımca sanat sepetle uğraşan gençliğin en büyük sorunu hamlık sorunu. Bunu başka bir kelimeyle çiğlik olarak da adlandırmamızda bir beis yok. Peki nedir bu hamlık ya da çiğlik olarak kelimeye dönüştürdüğümüz hâl? Bunu, hayatın içinden bir örnekle anlatmak istiyorum…

Üsküdar’da bir mekanda oturuyoruz… Arka masada da üç hanım oturuyor. Öncelikle sesleri öyle yüksek çıkıyor ki, bunun diğer masalardan duyulsun diye böyle yapıldığını anlamamak elde değil… Nedir duyurmak istedikleri şey?

Ağızlarından sürekli gündemde olan edebiyat dergilerinin ve gündemde olan yazar ve şair takımının adları vuruyor mekanın camlarına… Burasını da geçiyorum, birazdan dönmek üzere elbette… Sonra mesele şuraya geliyor: Hanım arkadaşlardan birinin, vasat edebiyat dergilerinden birinde şiiri yayınlanmış… Ne güzel! Ama bakın bu yayın işi nasıl bir krize kapı açmış?

Yine aynı dergide şiiri yayınlanan bir başka hanım arkadaş, derginin kapağını ve şairlerini sosyal medya araçlarından paylaşmış… Oh, ne güzel… Ama gelin görün ki, ikinci arkadaş, paylaşırken, birinci arkadaşın ismini söylememiş!

Olay burada kopmaya başlamış… Sosyal medya üzerinden uzun uzun atışmışlar, birbirlerine şiir mısralarıyla laf sokmuşlar… Biri diğerinin hakkından gelememiş tabii… Olayın içerisinde erkek şairler de karışmış… Hanım şairlerimizi teskin etmek için, erkek şairlerimiz ne güzel mısralar döktürmüşler…

Bu mesele arkadaşların tüm gündemiydi tabi… Şu kulaklar daha neler duydu neler… Daha sonra, sıra zamanımızın önemli isimlerini masaya yatırmaya geldi… Mesela, bir büyüğün, sosyal medyada yazdığı mesajları değerlendirdiler! İsim vermeden cümle aynen şöyle: “Falanca şair çok aptal. Başka işi yokmuş gibi, ona buna cevap vermeye çalışıyor. Sanki o düzeltecek meseleleri…” Diğeri lafı devralıyor: “Aynen aynen… Zaten ne dediğini de anlamıyorum ki….”

Bu ve buna benzer örnekleri kısa süre içerisinde çokça duydum, gözlemledim. Bana sorarsanız bu genç sanatçı (!) arkadaşlarımızın hiç mi hiç kabahatleri yok. Sanatın insanı iğdiş eden bir yanı var çünkü… Eğer zırhınızı kuşanmadan sanat alanına girerseniz, yüksek ihtimal önce zihniniz sonra da bedeniniz iğdiş olacaktır. Bunu koyalım bir yana…

Gençlerimizdeki bu hamlık, çiğlik devam eder gider… Benim asıl aklımın almadığı ve bilhassa eleştirmek istediğim, bu arkadaşlara şairlik, sanatçılık payesi veren dergi yönetimlerine… Oysa bir insanla beş dakika oturmak, onun ham mı çiğ mi yoksa olgunlaşmış bir beni mi olduğunu ortaya koyar. Bunu anlamak için çok yüksek meziyetler gerekmiyor…

 

Öyleyse…?

Demek ki dergi yönetimleri, yürüyüşlerine ortak ettikleri / edecekleri kişilere dair hiçbir kaygı taşımıyorlar. Afili cümle yazmanın artık dünyanın en kolay işi olduğu şu zaman içre, herkese kolayca şair ve sanatçı payesini verebiliyorlar. Ne de olsa bunun için onlardan da bir bedel çıkıyor değil…

Ne yapılması gerekiyor?

Öncelikle gençlerin ham ve çiğ olduklarını tez elden kabul edelim… Bu, daha önce de dediğim gibi zamanın bir problemi. Hayatın her alanında gençler üzerine kara bulut gibi çöken böylesi bir hastalık mevcut. Ama dergilerin yönetici makamında olan kişilerin, ürün yayınlama mesuliyetini iyi idrak etmeleri gerekiyor. Çalışmasını sundukları isimle oturmalılar, sohbet etmeliler, yemek yemeliler, yürümeliler uzun uzun…

Bu, muhataplarının karakterine dair güzel bilgiler sunar. Böylesi bir eylemden üşenen dergi yönetimleri, dış ortamlara nasıl bilenmiş, şişmiş bir ego yolladıklarını fark edemiyorlar. Ki bu kişiler çoğu kez, dönüp dolaşıp kendilerini ısırıyor… Bunun da örnekleri çoktur son zamanlarımızda…

Hamlık ve çiğlik… Sanat sepetle meşgul olan gençlerin en büyük kusuru… Bu aynı zamanda elbette tedavi edilmesi gereken bir durum. Maalesef tedavi kurumları ortada yok… Dolayısıyla gençlerin işi zor… Bu hastalıklı gençleri görüp, sanattan uzak duran gençlerin, kendi köşelerine dönen gençlerin mesuliyetleri de dergi yönetimlerinin sırtında…

Varsın sonrasını onlar düşünsün…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...