17 Ekim 2017 Salı;

Kitapta, kendi seçemediği bir hayatı yaşamaya çalışan bir adamın yüreğinde taşıdığı Dünya Ağrısı’na tanık olduk, ilacı olmayan bir ağrıydı bu.

————————————————————————————————————————————————

Bir yerlerde birileri öldürülür. Toprağa gömülür cesetleri. Unutulur bir süre sonra. Üzerine saraylar, çiçekli bahçeler, fıskiyesinden sular çıkan havuzlar yapılır. Fakat kimse keyfini süremez bu bahçenin, sarayın. Ölenlerin hayaletleri çıkıp çıkıp gelecek, huzursuz edecektir zira.

Ayfer Tunç’un son kitabı “Dünya Ağrısı” da ülkenin cürmünü gömen bizler için ötelerden bir hayalet gibi çıkıp geldi. Kitapta, ana karakter Mürşit, ruhunun en alt katına attığı, üstüne kat kat kilit vurduğu günahının üzerine içine sindire sindire bir yaşam kuramıyordu. Oysa toplum hesabı verilmemiş, bedeli ödenmemiş günahlarının üzerine çoktan saraylar dikmişti bile. Kitap, özelde Mürşit ile Madencinin dostluğu çerçevesinde hayatı, insanı, insan ilişkilerini sorgularken genelde toplumun bir çok sorununa işaret ediyordu. Bu bağlamda psikolojik roman iddiasıyla ortaya çıkmasa da Mürşit’in insanlara, olaylara, topluma bakış açısı; bunalımları, hesaplaşmaları, sadece olaylarla kalmayıp olayların ruhunda açtığı gedikleri göstermesiyle de psikolojik roman türüne yakındır.

Daha geniş bir perspektiften baktığımızda ise olayların geçtiği adı bilinmeyen Anadolu şehri, insanların inançları, gelenek ve görenekleri, ahlakı, ahlakı algılayış biçimleri, farklı ahlak düzeylerindeki karakterleri, kitle psikolojisi ile ilgili verdiği örnekleri ile de sosyal roman özelliği taşımaktadır. Zaman zaman şehirden çıkıp ülkenin de fotoğrafını çekmiş, hatırlamak istemediğimiz kareleri yüzümüze çarparak toplumsal konuları ele almıştır. Özellikle kitle psikolojisi ile ilgili verilen örneklerde, önce peynircinin linç girişimi ile okuyucu konuya hazırlanmış, linç girişimine dışarıdan bir bakış sağlanmış ardından Mürşit’in kendini yiyip bitiren günahını Madenciye anlattığı bölümlerde ise bizzat linç eden kalabalığın içinden bireye inilerek, bireyin bakış açısından linç olayı anlatılmıştır.

ayferBilinçli kişiliğin kayboluşu, bilinç altı ile hareket eden kişilerin bir araya gelmesi, mantığın yok olması, duygu ve telkinle hareket edilmesi kitle psikolojisini harekete geçiren unsurlardır. Muhakeme yeteneklerini kaybetmiş kalabalıklar bir olup adeta bir canavar gibi mübalağalı duygularıyla suçlu ilan ettikleri kişiye cezasını verme arzusuyla dolup taşarlar. Kitapta ise yazar mahalli örnekler verdikten sonra ilaveten 1978 Maraş olaylarına değinir ve bunamış ülke hafızamızın içine elini sokup, üzerine düşünmediğimiz, kendimize dert etmediğimiz, sadece o derdi çekenlerin sorunuymuş gibi görmezden geldiğimiz konuları çekip alır. Sadece Maraş’ı değil toplumun bir kısmının henüz benimseyemediği farklı kimlikler ve onların sorunlarına da ışık tutar.

Mürşit’in yıllardır tanıdığı birinin ölümünden sonra Ermeni olduğunu duyması mıdır acı olan, yoksa şehirlerindeki kilisenin üzerine spor salonu yapılmış olması mı? Bu duygunun bir benzerini yabancı bir ülkede yalnızlık çeken bir camii için de hissedebiliriz fakat kitapta ele alınan konu bakımından üzerinde duracağımız konu bizim şehirlerimizde yalnızlık çeken farklı kimlikler ve onların değerleri. Ermeniler, aleviler, Çingeneler ve hatta engelliler Mürşit ile Madencinin sohbetinin içine yerleşmiş, toplumun onlara bakış açısını, zaman zaman yok sayışını, çok isabetli örneklerle irdelememizi sağlamıştır.

Toplumsal meseleler dışında, Mürşit’in babası, oğlu, eşi, kızı, otelinde çalışan görevli ve hatta müşterileri ile ilişkileri ışığında bireysel ilişkilerimizi ve rollerimizi de sorguladık. Hepimiz hayatta çeşitli rollere sahibiz. Bu rolleri kendi isteğimizle mi seçtik yoksa birilerinin bizim için seçtiği rollere mi sahibiz? Mürşit, babasının, ailesinin ondan beklentisi olan herkesin onun için biçtiği rolleri giymiş bir karakter fakat kendine biçilen rolü de benimsemediğinin bilincinde. Üzerinden çıkarıp atacak kadar da cesareti yok, belki bir boş vermişlik içinde… Kitapta, kendi seçemediği bir hayatı yaşamaya çalışan bir adamın yüreğinde taşıdığı Dünya Ağrısı’na tanık olduk, ilacı olmayan bir ağrıydı bu. Kanıksayan, alışan, duygusal taşlaşmaya tutulmuş binlerce insana inat ağrı çeken bir adamın hikayesi.

 

Dünya Ağrısı, Can Yayınları, Ocak 2014

 

Özlem Karapınar, Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...