17 Ekim 2017 Salı;

Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden çıkan kitabı “Dördüncü Dilek” biraz geç kalmış olsam da muhakkak incelenmesi gereken, bahse değer bir kitap olduğu için, kayıtsız kalamadım ve eski okumalarımı düzenleyerek hakkında yazmak istedim.

Roman türündeki bu kitapta karakterler ve olaylar masal formunda anlatılmış. Klasik olay örgüsüne kısaca değinmek gerekirse iki farklı zamanda yaşayan bir karakter aracılığı ile bu git gelli zaman ve mekânlardaki yaşanan olayları anlatıyor. Fakat böyle söylemek bu eseri birçok bakımdan küçültmek olur. Kitaplarda anlatıcı kimi zaman bir kahraman, kimi zaman dışarıdan bir kişi, kimi zaman yazarın kendi olabilir. Bu kitapta birkaç anlatıcı türüne rastlıyoruz.Bazen kalemi yazar alıyor bazen de anlatıcı karakter oluyor. Karakterler,  Sofie’nün Dünyası’ndaki karakterler gibi bir kitap karakteri bilinciyle hareket ediyorlar. Yazar araya girdiğinde ise biz okurlarla sohbet kıvamında konuşmaya, bizi şaşırtmaya devam ediyor.

Kitap bir masal şeklinde yazılmış, demiştik fakat kitabı farklı kılan özelliği bu masalın bildiğimiz masallar gibi olmaması ve tamamen yazarın kendine ait üslubunun olması. Konu bakımından “zamanda yolculuk” çok bildiğimiz bir tema gibi görünse de kitabın hiçbir sayfasında klişeye yer yok, üslup ve metinler, metinler arası ilişkiler çok özgün. Anlatılanlar bir masal formunda okura sunulmuş olsa da bazı gerçeklerin tuhaflığının ancak bir masalla daha iyi ortaya çıktığını gösterir nitelikte.Çünkü o gerçekler ancak ve ancak masallarda rastlayabileceğimiz türde tuhaflıklar barındırıyor.Kitapta dendiği gibi “İçinde yaşıyoruz tarih denen masalın”

Bu masal aynı zamanda ve belki de özellikle modernizm, teknoloji, savaşlar, ve tarih eleştirisi barındırıyor. Masal içinde eleştiri olur mu demeyin. Adam yapmış. Bu çağ eleştirilirken çağın tuhaflıklarını bu günden biri gibi değil de geçmişte yaşayan biri gibi hissederseniz ancak o zaman daha iyi görebilirsiniz.Örneğin; karakterimiz Ali Bey, günümüzde bir tarih öğretmeniyken geçmişe gittiğinde Barbaros Hayrettin’in gemisinde yaşıyor ve orada Köse Ali olarak anılıyor.Köse Ali günümüzde tıraş olan biriyken, eski zamana vardığında tüysüz göründüğü için Köse lakabını alıyor.Köse Ali tıraş olmayı unuttuğu gün şunları düşünüyor.

İşim gereği her gün traş olmam gerekiyor. Sadece bu da değil. Yaşım gereği sadece bıyık bırakamıyorum. Top sakal ise tapındığım yüksek sicilime bir şirk niteliğinde. Bu yüzden sizin erkekliğe yaraştıramadığınız bir biçimde kılsız tüysüz geziyorum ortalıkta. Bunu da şimdiye kadar köseyim diye sakladım,artık saklamıyorum.Orada bizi kişiliksizleştiriyorlar, yanak derimiz kadar adam oluyoruz”

Tek tip, aynı giyinen, aynı saç tıraşı olan fabrikasyon insanın düştüğü bu tuhaf durumu masal içinde okuyunca daha iyi idrak ediyoruz belki de.

Savaş ve teknoloji çağına ise “Motorlu taşıt masalı” bölümünde belirgin bir şekilde gönderme yapılıyor. İnsanoğlunun teknolojiyi kullanmaya başladığından beri çığırından çıktığını ve teknolojinin nimetlerinden ve buluşlardan savaşmak için faydalanıldığı okura hatırlatılıyor. İnsanların,bütün icatları kötülük için ve birbirini öldürmek için kullanması, savaşların anlamsızlığı ancak böyle absürd bir masala uygun sanki.Fakat bu absürtlük bizim etrafımızda,her yerde ve ilginçtir kanıksamışız. Yazar belki de gerçek hayatta var olan bu bitmeyen savaş ve can alma saçmalığına bir masalda yer vererek normal karşılamamız gereken durumları bize göstermek istiyor.

“Bu diyeceklerdir, bu kötü olan her şeyin başlamasına sebeptir.İnsanoğlu bir kez yerimizi öğrendikten sonra, bizi zorla işe koştular, gelip bizi köleleştirdiler,bunca yıllık tembellik uygarlığımızdan ayırdılar,bizi en güç işlerde çalıştırdılar”

“Buralarda devasa bir savaş olmalı dedi, ama bir yandan da ürktü, çünkü pişirme ve ısıtma dışında bir işlevini düşünmemişti hiç ateşin.Anlaşılan savaşta da kullanılabiliyordu ve bu modern zaman tanrıları ateşten daha ölümcül bir şeyler bulmakla harcıyorlardı zamanlarını”

“Savaş çok uzun sürdü. Ne için savaşıldığını unutacak kadar uzun sürdü”

Yine ilerleyen bölümlerde Köse Ali’nin manevi annesinin günümüze gelmesi, Ali’nin evinde bulunan gereksiz eşyaları atması(teknolojik araç gereçler), teknolojiyi gereğinden fazla kullanma ve günümüz insanının yaşantısındaki fazlalıklarına bir gönderme gibi adeta.

Ali Bey her ne kadar günümüz ve Osmanlı’nın bir dönemi arasında gidip gelse de, yazar bizi Ali karakterini hastalandırarak ve ona düşler gördürerek okuru bazen eski Türk yaşamının içine sokuyor bazen Bin Bir Gece Masalları’nın içine. Fakat her ne olursa olsun her bir alt metinde yazarın bize göstermek istediği noktaları fark ediyoruz. Yani ana metinden sıyrılsa da her bir alt metnin de kendi içinde değindiği konular var. Kitabı okurken özellikle düz anlatıma alışkın okur için zorlayıcı, çok parçalı ve dağınık görünse de eğer kitap çok ara vermeden büyük bir dikkatle okunursa kendine ait bir felsefeyi ve mesajları barındırıyor. Yazar elbette bunu okura dikte eden bir pozisyonda değil. Yazar kendi imgeler dünyasını ve müthiş hayal gücünü çok güzel bir masalla kâğıda aktarmış. Okura düşen ise bu masal içinde bazı satırların altını çizmek, bazı satır aralarını okuyabilmek. Her bir bölümün kendine özgü anlatısı olsa da benim favori bölümümün Çift Sütunlu Aşk Masalı olduğunu söylemeliyim. Bu bölümde iki sütuna ayrılan sayfanın bir tarafında Köse Ali, Barbaros ile sohbet ederken diğer tarafta öğretmen Ali günümüzden biri ile konuşuyor. Yani aynı Ali karakteri, aynı konuyu farklı dönemlerde yaşayan iki farklı kişiye onların anlayabilecekleri cümlelerle hitap ediyor. Anlatılanlara verilen tepkilerden iki dönemde yaşayan bu iki insanın algı farklılıklarını görüyoruz. Ve geçmişten günümüze ne kadar yenilmiş olduğumuzu! Teknoloji ilerliyor, bilim ilerliyor, rakamlar iyiye gidiyor fakat geçmişte gördüğümüz değerleri şuan göremiyoruz, manevi değerlerden uzaklaşıyoruz. Kitapta Barbaros’un dediği gibi “Yenildik mi?”

Dördüncü Dilek, genç yazar Emre Ergin’in muhteşem hayal gücünü, kurmaca metinlerde yansıttığı farklı bir kitap. Klişelerden sıkılan, farklı okuma deneyimleri yaşamak ve zihnini biraz zorlamak isteyen okurlar için bir alternatif olarak edebiyat dünyasında yerini alıyor.

 

dilekk

Özlem Karapınar, Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...