19 Nisan 2018 Perşembe


“İhsanoğlu, Erdoğan’ın karşısına kendisini rakip çıkaranın Kılıçdaroğlu ya da Bahçeli olduğunu sanıyor bir şair olmadığı için.”

—————————————————————————————————————————–

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Yeni Yüzyılda İslam Dünyası (İslam Konferansı Teşkilatı 1969-2009) kitabı Türkçeye çevrildiğinde, kitaptan çok İhsanoğlu’nun kişiliğinden, müktesebatından uzun uzun övgüyle bahsetmiş ve şunları yazmıştım: “Ekmeleddin İhsanoğlu, sadece İslam dünyasında değil her dinden, ırktan, çevreden insanlarca tüm dünyada adı saygıyla anılan biri. Gördüğü takdirler, aldığı ödüller, verilen fahri doktoralar ilgili herkesin malumu. İstanbul Üniversitesi Bilim Tarihi kürsüsündeki hocalığını, öğrencilerine gıpta ederek dinlemişliğim var. Kahire’de doğmuş, akademik hayata El Ezher’de başlamış, Ankara Üniversitesi’nde doktorasını yaptıktan sonra İngiltere’de doktora sonrası çalışmalar yapmış. Bu kadar biyografik bilgi bile onun Türkiye, İslam dünyası ve Batı arasında kritik bir yerde konumlanacağını göstermeye yetiyor. Nitekim kendileri, yirmi küsur yıl öncesinde göreve başladığı İslam Konferansı Teşkilatı’nın 2005 yılında “seçim”le göreve gelen ilk genel sekreteridir. Bu görevini bugün de yürütmektedir. Bunun hiç de kolay bir şey olmadığını bilhassa vurgulamak isterim. Yirminci yüzyılda aralarında uzlaşı yolları bulma konusunda en sıkıntılı olanlar Müslümanlar olmuştur. Halifeliğin kaldırılmasıyla zaten horlanan tespihin imamesi de koparılmış ve taneler oraya buraya savrulmuştur. “Her tespih tanesi kendi kaderini bir başkası olmadan duymak acısını yaşamıştır” diyebilseydik keşke. Öyle de olmamıştır. İslam ülkeleri refleksif düşüncelere mahkûm kalmış, Müslümanlara has müstesna bilgelikler, gayretler, vizyonlar, acılar yığınlaştırılan ümmetten alınmıştır. İslam umdelerini karikatürize ederek tüm dünyaya yeni bir şeymiş gibi sunan sosyalizmin yaptığı tahribatı anlatmak apayrı bir bahis ister. Kapitalizm her çağda vardı, olacak da. Sosyalizm, bugün açıkça görülmektedir ki neredeyse sadece İslam’a kastetmiştir. İslam ülkelerinde diktatörler doğurmuştur. 21. yüzyılın başında Arap toplumlarında yaşananlar ortada… Müstesna acıları çekenler birbirlerini anlayabilirler. Müslümanların kendilerine has acıları çekmeleri gerekiyor. Bunun için siyasetçiye, tacire, entelektüele vazifeler düşüyor. Semt pazarlarının dağılma saatlerinde tezgâhta arta kalanları, güçleri ancak onu almaya yettiği için satın almaya gayret eden kadınlar vazifeleri nezaket ve zarafetle, eksiksiz yerine getiriyor çünkü.”

İhsanoğlu’yla ilgili yazdıklarımın üzerinden çok geçmeden, “Başkanlık” gücüne kavuşmadıkça Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasının doğru olmayacağı da dile getirmiştim. Erdoğan’ın kişiliğiyle başarılabilen işler vardı. Ve o kişilik olmadıkça biliyordum ki o işler aksamakla kalmayacak, akamete uğrayacaktı. İşlerin kaderinin o işi eyleyenlerin kaderiyle derinden ve kesin bir irtibatı vardır. İhsanoğlu ve Erdoğan’da benzer yanlar görmüştüm: İşlerini kaderleri idare ediyordu. İçlerindeki musiki, etraflarındaki sahne müziğinden etkilenmiyordu. İşe bakın bu iki isim şimdi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rakip.

Bu duruma bakıp benim şaşırmam, hangisine rey vereceğim hususunda tereddüt geçirmem beklenebilir. Öyle ya bu iki isimden İhsanoğlu’na bakıp “işlerin kaderi kişilere bağlıdır” deyip övmüş sonra da aynı düşünceyi Erdoğan için dile getirmiştim. Oysa benim bir tereddütüm yok. İhsanoğlu, Erdoğan’ın karşısına kendisini rakip çıkaranın Kılıçdaroğlu ya da Bahçeli olduğunu sanıyor bir şair olmadığı için. Mefisto’yu bilim tarihi içinde bir yere oturtamıyor. Şeytan’ı da öyle görünüyor ki dinsel bir figür görüyor en azından bir zamandan beri. Thomas Mann’ın Doktor Faustus’unu keşke bir hatırlatan olsaydı ona: Adrian Leverkühn, bir gün çalışma odasına girer. Aklı fikri, meftunu olduğu sanatsal yaratımındadır. Kendini bir resimde görüp de o resmin öncesini, sonrasını kurgulayan insanlar gibi hırsla yanıp tutuşmaktadır nicedir. Adını musiki tarihine silinmez şekilde kazıyacak bir yenilik için geceli gündüzlü düşünmektedir. “Peki, o, bunu hak etmemiş midir?” Kuşkusuz ki evet. Ama neden arzu ettiği yeniliği bir türlü keşfedememektedir?

 

Tebarüz Var İki Çeşit

Achilleus’un fikrinden geçenler ile Adrian Leverkühn’ünküler aynıdır. Achilleus da “tebarüz etmek” için her mübarezede en öndedir. En güçlü, teknik savaşçıdır o da. Donanımlıdır. Adının öldükten sonra da kalmasını ister. Gayet doğal insani bir zaaf değil mi? Her insan tekinin benliği bu zaafa sahiptir. Bazılarındaysa bu zaaf, başka her şeyin önüne geçmiş ve karşı konulmaz şekilde güçlenmiştir. Nefsimiz bizden bunu ister. Achilleus tarzı bu tebarüz isteğinin tam karşısında Hazreti Ali Efendimizinki vardır: Kendi adı için değil yapılması gereken işler için tebarüz etmeyi dilemektir bu. Ve siz istediniz diye de size verilmez. Ne yaparsanız yapın, bir Müslüman’sanız her tebarüzünüz zorlu bir imtihandır. Bu yüzden de pek çok Müslüman tebarüz etmeyi sorumluluklar olmadıkça dilemez. Ama sorumluluk zamanı geldiğinde cengâver kesilir.

Gelelim çalışma odasına geldiğinde koltukta arkası dönük halde oturan Mefisto’yla karşılaşan Doktor Faustus’a… Onun için tasarladığı sanatçı kişilik için bir yeniliğin adı olmak, olmazsa olmaz bir gerekliliktir. Bununla yanıp tutuşmaktadır. Yıllardır tüm çabası bunun içindir. Elbette, kendini böyle tasarlayan da mükâfatını alacaktır. Nitekim Mefisto, müzik alanında başarı için Leverkühn’e bir şart koşar: Ona sevgi onu ısıttığı sürece yasaklanacaktır. Karşılığındaysa sanatsal başarı verilecektir. Mefisto istediğini ona verir ama sevebilme yeteneğini alır ondan. Şairler bu meseli yakından bilirler. Kimisinin kaderinde bu imtihan vardır. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu şimdi böylesi bir imtihanla karşılaştığı anlaşılıyor. Birileri onu yıllardır tasarladığı benliğiyle, bir akademisyen olarak tebarüz eden adıyla imtihana sokmuşa benziyor. Ona bir resim gösterilmiş o da o resimdeki kendini sevmiş. Ailesiyle başlayan “kaderi” ne yazık ki kendi ellerinde bir “tasarı”ya dönüşmüş bir yerden sonra. Belki İslam Konferansı Örgütü’ne başkan olarak seçilmesini Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünden değil de kendi “temaslarından” bilmekle malül bir tasarıdır bu. Belki öncesi de vardır; nezaketin, ölçülü tartılı onca protokolün altında. Bilemiyorum. Bildiğim şey, tebarüz etme isteğinin tebarüz ettikten sonra ne yapabilecek olduğunla bir ilgisinin olduğudur.

Protokolde Bir Cumhurbaşkanı

İhsanoğlu cumhurbaşkanı olduğunda ne yapabilecektir? Her şeye rağmen, tüm eksik, gediklerine karşın, samimiyetinden başka bir yabancı lisan bilmeyen bu milletle anlaşması mümkün değildir. Protokol bilmeyen insanların onu benimsemesi, seçilse bile zordur. On beş yıldan fazla bir zaman oluyor. Kuvvetli kartlarımla yanlarına vardığım devlet erkânı, tayinimi öğretmen olarak yapmakta zorlanınca, okul müdür yardımcısı olarak istediğim yere atayabileceklerini söylemişlerdi de korkmuştum. Daha çiçeği burnunda bir öğretmendim ve beni müdür yardımcısı yapmak istiyorlardı. Kartlarımın buna gücü vardı. Madem tayinimi istiyordum. İşte yolu buydu. İhsanoğlu’nun durumu benim stajyer öğretmenliğime benziyor. Bir farkla… Kartları ona cumhurbaşkanı olacağını söylüyor. Ama o, olduktan sonra ne yapabileceğini hiç düşünmüşe benzemiyor. Demek ki bu konuda da ona ne yapacakları söyleyerek yardımcı olacaklar var. Bense müdür yardımcısı olduğumda hakkını yediklerimin bana söveceklerini ve dahası başka öğretmenlerin beni asla dinlemeyeceklerini, bunda da haklı olacaklarını söyleyerek tayinimden vazgeçmiştim.

Buradan başlayıp onca başka engeller sıralayabilirim İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanlığı sonrası için. O nazik, donanımlı yapısı, iktidar Ak Parti’yken nasıl cumhurbaşkanlığını yürütebilir ki… Bildiğim şey, bu konuda İKÖ’de onun arkasında duran bir Türkiye Cumhuriyeti’ne ihtiyaç duyacağıdır. Böylesi bir güç, seçilse bile yanında olmayacaktır lakin. Onunsa bu gücü değil Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve daha başkalarını da manipüle eden bir başka gücü arkasında gördüğü bir gerçektir. Buysa bir yanılsamadır. Yerel seçim öncesinde rüyasında Ak Parti’yi yüze yirmi sekiz görenler nasıl yanıltılıp manipüle edildilerse, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de İhsanoğlu yanıltılıp manipüle edilecektir. Seçilse de seçilmese de…

Mefisto, işlerinin kaderini kendi kaderiyle örtüştürmelerine karşın bunu kendinden bilenleri çalışma odalarında bekler her zaman. Onlara arzuladıkları şeyi vermek için bir antlaşma metnini sunar. Gerçekten çok ama çok zor bir durumdur bu. Metnin neresini siz düzenlediğinizi vehmederseniz edin, gerçek şudur ki kaderiniz artık sizin değildir artık. İlahi olmayan bir güç kaderinizi sanki ilahi bir güçmüş gibi evirip çevirir. İşleriniz ayarlanır, konuşmalara gidersiniz, sizin için planlanan şeylere uyarsınız. Sonra başarılı da olabilirsiniz. Adrian Leverkühn gibi bir müzisyenseniz de Baudelaire gibi bir şairseniz de durum değişmez: Achilleus gibi adınız tarihe yazılır ama o tarihin hakikatte bir hatırı var mıdır? Can alan ama aldığı cana canını da katabilen soru buradadır.

İhsanoğlu bir şair değil. Bir şair olsaydı, eminim Mefisto’yu derhal tanır ve korkardı. O bir bilim adamı ve Mefisto’yu seçimleri çekip çeviren yegâne güç olarak tanıyor. Zannediyor ki İslam Konferansı Örgütü seçimleri gibidir Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçimleri. Bu seçimlere seçmen olarak katılmaktan başka bir yolun onu, bugüne kadar her zaman getirdiği “kaderi”nden uzaklaştıracağını düşünemiyor. İbretlik bir durum çıkıyor Türkiyeli Müslümanların karşısına. Âlimleri, din adamları çalışma odalarında Mefisto’yla karşılaşıp antlaşma imzalıyorlar. Son altı ayda ikinci defadır olan şey bundan başkası değil. Başka imtihanlar elbet sıradadır.

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...