16 Aralık 2017 Cumartesi

7-8 Mart 2015 tarihlerinde Diyarbakır’da; İslami sivil toplum kuruluşlarından, cemaat ve camialardan, medrese âlimlerinden, manevi önderlerden, 3500 STK bileşenini temsilen 600 civarında delegenin katılımıyla Kürt Meselesine İslami Çözüm Çalıştayı yapıldı.

Çözüm sürecinde yapılan yanlışların, meydana gelen tıkanıklıkların nedenleri ve sürecin daha sağlıklı bir zemine oturması, yanlışların düzeltilmesi, tıkanıklıkların giderilmesi için önerilerde bulunmak; adil bir çözüm ve kalıcı bir barışa ulaşmanın nasıl olabileceğini tartışmak amacıyla bir araya gelen delegeler aşağıdaki sonuç bildirgesini yayınlamak konusunda mutabık kalmışlardır.

 

KÜRT MESELESİNE İSLAMİ ÇÖZÜM ÇALIŞTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

 

Bismillahirrahmanirrahim

“Kürt meselesi güvenlikle alakalı tek boyutlu değil; tarihi, siyasi, sosyolojik, ekonomik, bölgesel ve uluslararası boyutları olan bir meseledir. Doğru hedefler tespit edilerek doğru usuller kullanılmadığından çözüm gecikmekte, bu nedenle sorun derinleşmektedir. Gelinen noktada kangrenleşmeye yüz tutmuş, öncelikli ve acilen çözüme kavuşturulması gereken bir meseledir.

Kürtler,  İslam’ın ilk asrında İslam’la şereflenmiş ve İslam ümmetinin asli bir unsuru haline gelmiştir. Kürtlerin yoğun ve toplu olarak yaşadığı Kürdistan, ümmet coğrafyasının merkezindedir. Kürt meselesinin çözümsüz kalması bütün coğrafyayı ve ümmeti menfi olarak etkileyecek, adil bir çözüm ise İslam ümmetini ve coğrafyasını rahatlatacaktır.

Kürdistan coğrafyasına komşu kavimler olan Türkler, Araplar ve Farslarla Kürtlerin en önemli ortak paydaları İslam’dır.

Dillerimizin ve renklerimizin ayrı olması Allah’ın ayetlerindendir. (Rum:22)

Farklı halklar ve kabileler halinde yaratılmış olmak, birbirimizle tanışmamız, karşılıklı olarak birbirimizi tanımamız içindir. (Hucurat:13)

1839 Tanzimat Fermanı ile ortaya çıkan merkezileşme rahatsızlıklar oluşturmuş; Cumhuriyetin kuruluş felsefesinin özeti olan laikçilik ve ulusçuluk sorunu büyütmüş, ulus devlet pratiğinin doğal sonucu olan Türkleştirme (ya da asimilasyon) politikalarıyla farklı kimlikleri inkâr, imha ve tenkiller şeklinde icra edilen zulümler, tahammülü imkânsız bir hal almıştır. Faturayı, kendileri de resmi ideolojinin mağduru olan Müslüman Türk halkına çıkarma yanlışına düşmeden; devletin tekçi, ulusçu, laikçi politikalarının mahkûm edilmesi gerekir.

Bugüne kadar Kürt ve Türk halklarının karşı karşıyı getirilerek çatıştırılması planlarının tutmamasının en büyük nedeni her iki halkın da Müslüman oluşudur. Kürtler ve Türklerin İslam’dan uzaklaştırılmaları halinde, örgüt ve devletin silahlı güçleri arasındaki çatışmanın, iki halk arasında çatışmaya dönüşmesi riski doğacak ve bu durum hem Kürtlerin hem Türklerin felaketi olacaktır.

Türkiye’nin en önemli ve acil meselesi olan Kürt meselesinin adil bir çözüme kavuşması için meselenin doğru bir zeminde tartışılması, çözüm sürecinin daha şeffaf bir şekilde yürütülmesi, silah ve şiddetin bir hak arama yöntemi ve alan hâkimiyeti sağlama aracı olarak görülmesinden vazgeçilmesi gerekir.

Meselenin uluslararası boyutu, siyasi ve jeopolitik dengeler, sorunun çözümünü zorlaştırmaktadır. Ancak bu etkenler belirleyici bir etkiye sahip değildir. Uluslararası güçlerin ve özellikle emperyalizmin temsilcilerinin masaya davet edilmesi, meseleyi daha da içinden çıkılmaz hale getirecektir. Meselenin çözümü iç dinamikler üzerinden olmak zorundadır.

Hedefin doğru tespit edilmesinin yanında, takip edilen yol ve yöntemin de doğru olması zorunludur. Bu nedenle “ûsul esasa tekaddüm eder” kaidesini akıldan çıkarmamak gerekir. Aksi halde hedefe varmak mümkün değildir. Bu meselenin çözümünde tek tarafın muhatap alınması çözümü zorlaştırmakta ve ciddi tıkanıklıklara yol açmaktadır.

Kürt meselesinde çözüm, ulus devlet paradigmasının ve milliyetçi, liberal bakışın dışına çıkılarak mümkün olabilir. Meselenin adalet temelinde çözüm yolu İslami bakış açısı ve tarihi tecrübesinde aranmalıdır. Maalesef şu ana kadar bu bakış açısından uzak durulmuş, tarihi tecrübelerden istifade edilmemiştir.

Türkiye’de tüm kimlikler ve kültürler, kendi renkleriyle aynı tuvalde buluşmayı; kendi desenleriyle aynı ebru içinde yer almayı, kendi enstrümanlarıyla aynı ezgiyi seslendirmeyi istiyorlar. Aynı zamanda, aynı karede, aynı ufka birlikte bakmayı arzu ediyor, ortak bir kaderi paylaşacakları güzel bir geleceğin rüyasını görüyorlar.

Bizler 600 delege ve yaklaşık 3500 bileşeni ile İslami Sivil Toplum Kurum ve Kuruluşları olarak, İslami sorumluluğumuz gereği yaptığımız çalıştay sonucunda, “Kürt meselesinin çözümü, kalıcı barışın sağlanması ve çözüm sürecinin daha sağlıklı biçimde sürdürülmesi için atılması gereken adımlar” hususunda ortaya çıkan aşağıdaki tespitlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz:

1-     Müslüman Kürt halkı, kendisi üzerinden yürütülen çatışmanın en büyük mağdurudur.  Bu nedenle Kürdistan’da yaşayan tüm insanlar bölgede çözüm ve huzur istemektedirler.

2-     Müslüman Kürt halkının hak talepleri ve hassasiyetleri dikkate alınmadan yüzyılların oluşturduğu sorunları çözmek mümkün değildir. Bu hassasiyetlerin başında İslam gelir ve İslami değerlere aykırı hiçbir çözüm modeli Kürt halkı nezdinde karşılık bulmaz. 

3-     Kemalist resmi ideolojinin dayatmaları neticesinde ortaya çıkan ve bugüne kadar binlerce insanın ölümüne ve büyük acıların yaşanmasına yol açan Kürt meselesinin çözümü bağlamında, silahın ve şiddetin bir çözüm enstrümanı olmaması gerektiği ortaya çıkmıştır.

4-     Kürt meselesinin siyasi yollarla çözümü savunulmalı ve bu yönüyle başlatılan çözüm süreci desteklenmelidir.

5-     Çözüm süreci; ulusçu resmi ideolojinin inkâr ve asimilasyon politikalarının terk edilmesini, temel hak ve hürriyetlerin genişletilmesini, eşit vatandaşlık yoluyla ayrımcılığın sonlandırılmasını, 30 yıldır bu ülkeyi çok yönlü sıkıntılarla baş başa bırakan ve askeri vesayetin güçlenmesini sağlayan çatışmaların sonlandırılmasını, silahlı yapıların silahsızlandırılıp sivil siyasete katılımının sağlanmasını ve son tahlilde akan kanın durdurulmasını kapsamalıdır.

6-     Çözüm sürecinin sosyal, siyasal, ekonomik ve psikolojik altyapısı kurulmalıdır.

7-     Statükonun devamından yana olan ve vesayet sistemini ayakta tutmak isteyenler için Kürt sorunu bugüne dek hep kullanışlı bir araç işlevi görmüştür. Bu yönüyle gerek militarist vesayetten yana olanlar, gerekse de Kürt sorunundan nemalanan tüm kesimler sorunun devamını istemiş, çözüme yönelik çabaları sonuçsuz bırakmaya çalışmışlardır.

8-     Süreç tüm provokatif saldırılara rağmen toplumsal destek sayesinde devam etmektedir. Defalarca provokasyonlarla sabote edilen çözüm sürecinin şeffaf bir şekilde ve sağlıklı bir zeminde ilerleyebilmesi için “üçüncü göz” gibi devletle silahlı yapılar arasında hakemlik yapabilecek, süreci sekteye uğratanı, sözünü tutmayanı deşifre ederek sürece olumlu müdahalelerde bulunacak, “toplumsal güvene sahip kişilerden ve siyasi parti temsilcilerinden oluşan bir heyet yapısı” tesis edilmeli ve sürece dâhil edilmelidir.

9-     Kürt meselesi ile PKK sorunu tefrik edilmeli, otuz yıldır devletin güvenlikçi ve ulusçu uygulamaları nedeniyle iç içe geçen iki sorunun ayrıştırılarak çözülebileceği bir siyasal zemin geliştirilmelidir.

10-   Devlet yetkilileri Kürt meselesini silah bıraktırma veya çatışmasızlığa indirgememelidir. Çözümün asli konusu olan Kürtlerin Kemalist sistem tarafından gasp edilmiş İslami ve insani hakları, asla hiçbir pazarlık konusu yapılmadan ve geciktirilmeden iade edilmelidir.

11-    Kürt halkının büyük bir saygıyla andığı Şeyh Said-i Palevi gibi Kürt âlimlere yapılanlar başta olmak üzere bu güne kadar yapılan zulümlerden dolayı devlet adına özür dilenmeli ve iade-i itibarda bulunulmalıdır. Şeyh Said’in, Üstad Bediüzzaman’ın ve Seyyit Rıza’nın mezar yerleri ivedilikle açıklanmalıdır.

12-   Kürtçe ikinci resmi dil olarak kabul edilmeli, anadilde eğitimin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.

13-   Çözüm sürecinde hükümetin yalnızca bir tarafı muhatap olarak kabul etmesi, Bölgede sosyolojik ve siyasal karşılığı olan kişi, grup ve yapıları dikkate almaması, önemli bir eksiklik ve büyük bir yanlışlıktır. Çözüm sürecinin tüm toplumsal tabanı kuşatabilmesi için, başta İslami kesimler olmak üzere toplumun bütün kesimleri sürece dâhil edilmeli ve hassasiyetleri dikkate alınmalıdır.

14-   Siyasi sahada, Devlet sadece HDP ile değil, başta HÜDA PAR olmak üzere, HAK PAR ve bölgede etkin olan diğer siyasi partilerle de sorunun çözümü noktasında görüşmeli ve onların da çözüme katkı sunmaları sağlanmalıdır.

15-   Hükümetin Kürt meselesini çözme adına geliştirdiği siyasi perspektif, sivil siyasetin gelişmesi açısından olumlu bir aşama olmakla beraber, süreç, halkın huzurunu ve güvenliğini tehlikeye atan sonuçları açısından yeniden gözden geçirilmelidir.

16-   Bugüne kadar neredeyse on yıldır aralıksız devam eden dernek, parti ve işyerlerini kundaklama hadiseleri hakkında, ciddi soruşturmalar yürütülmemiş ve birçoğu hakkında dava bile açılmamış olması kamu güvenliği açısından bir zafiyet tablosu oluşturmuş ve toplumun güven duygusunu zedelemiştir.

17-   Özellikle 6-8 Ekim olaylarında Kobani bahanesiyle sokaklara dökülen militanların, vandalizmin zirvesine vardırdıkları eylemleri karşısında ve daha sonra Cizre’de yaşanan olaylarda kolluk güçlerinin sivillere yönelik saldırılara müdahale etmemesi, can ve mal kayıplarının önüne geçmemesi, çözüm sürecinin sorgulanmasına yol açmıştır. Bu ve benzeri saldırılar sadece bölgede yaşayan İslami kesimlere değil, topyekûn İslam’a ve Müslümanlara saldırı olarak değerlendirilmektedir. İslami değerlere yönelik saldırılar asla kabul edilemez.

18-   Çözüm süreciyle birlikte, bölgede geliştirilen tek egemen güç olma stratejisi ve bunun yansıması olan 6-8 Ekim olayları, ortaya konan diğer tahakküm ve baskı uygulamaları, Kürdistan’da kendisi gibi düşünmeyenlerle ve kendisinin dışındaki kesimlerle birlikte yaşama zeminini yok etmektedir. Geniş toplum kesimleriyle birlikte İslami camianın da desteklediği “çözüm süreci” 6-8 Ekim olaylarının ardından ciddi bir güven kaybına uğramıştır.

19-   Bölgede uygulanan tahakküm ve baskı stratejisi Kürt halkına hiç bir yarar sağlamadığı gibi ne yazık ki zamanla farklı kesimleri, kendisini koruma ve var olma adına çatışmaya sürükleyen bir sonuca yol açmaktadır. PKK ve bileşenleri bölgeyi kaosa sürükleyen şiddet, baskı ve sindirme siyasetinden vazgeçmeli; kendisi gibi düşünmeyen oluşumlarla bir arada yaşamaya mecbur olduğunu kabul etmelidir.

20-   Kürt meselesinin kaynağını oluşturan Kemalist zihniyetin ürünü olan darbe anayasası değiştirilmeli, etnik vurgulardan arındırılmalı ve eşit yurttaşlık temelinde yeni bir anayasa hazırlanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk olduğu nitelemesinden vazgeçilmelidir. Başta anayasa olmak üzere yasalardaki etnik vurgular ayıklanmalı, devlet diline hâkim olan ırkçı, dışlayıcı ve inkârcı söylem tüm mevzuattan, literatürden ve eğitim sisteminden çıkarılmalıdır.

21-   Kürt halkını, aşiretleri, hatta aileleri birbirinden ayıran yapay sınırlar sembolik hale getirilmeli, insani, ekonomik, kültürel, sosyal ilişkilerin geliştirilmesi ve sılay-ı rahim hukukunun yerine getirilebilmesi için gerekli bütün düzenlemeler yapılmalıdır.

22-   Çatışma ortamını derinleştirecek her türlü tavırdan sakınmak her kesimin sorumluluğudur. Nitekim, çatışma ortamının derinleşmesi ve bölgede bir kaos ortamının oluşması, herkesi yakacak bir yangının bölgeyi sarmasıyla sonuçlanacaktır. Bu nedenle bölgede Kürtler arası bir çatışma yaşanmaması için herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir.

23-   Koruculuk sistemi, ilerde karşılaşılması muhtemel düşmanlıkların ve ekonomik mağduriyetlerin oluşmaması için gerekli tedbirler alınarak kaldırılmalıdır.

24-   Binlerce kayıp vatandaşın akıbetleri açıklanmalı, fail-i meçhuller ve örgüt içi infazlar aydınlatılmalı, yakılan ve boşaltılan köylerle zorunlu göç ettirmelerin sorumlularının tespit edilmesi için soruşturmalar ciddiyetle yürütülmelidir.

25-   Toplumda bozulmaya yüz tutan ahlaki yapının düzeltilmesi ve kardeşliğin yeniden tesisi için eskiden olduğu gibi başat rol oynayabilmesi için medreseler ihya edilmelidir. Din eğitiminin önü açılmalı, medrese eğitiminde geçen süre zorunlu eğitim süresinden sayılmalı, icazet belgelerine denklik verilmelidir.

26-   Siyasi partiler yasası, askeri vesayet dönemi yaklaşımlarından arındırılarak, istikrarı koruyucu önlemlerle beraber, toplumsal temsiliyeti en yaygın olarak gerçekleştirecek şekilde değiştirilmeli, seçim barajı kaldırılmalıdır.

27-   Siyasi nedenlerle cezaevinde bulunanların toplumsal hayata, yurt dışına çıkmak zorunda kalanların ise ülkelerine dönebilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

28-   Ekonomik olarak bilinçli politikalarla geri bırakılan Kürdistan’ın kalkınması ve ekonomik iyileşme için bölgeye pozitif ayırımcılık yapılmalı, gerekirse devletin doğrudan yatırımlarıyla istihdam imkânları artırılmalıdır.

 

“Hiç şüphe yoktur ki “Barış daha hayırlıdır” (Nisa:128)

Davamızın sonu Allaha Hamd etmektir.

 

KÜRT MESELSİNE İSLAMİ ÇÖZİM ÇALIŞTAYI TERTİP KOMİTESİ

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...