19 Nisan 2018 Perşembe

 İmgelem kirlenmesi yaşıyor onlar. Birer şair, yazar olarak ellerindeki eleği bırakıyorlar. Kendi eğip büktükleri bir nalıncı keseri alıyorlar ellerine. O keser boyuna onları haklı çıkarıyor. 

——————————————————————————————————————————–

Dünyadan yaş almanın hep aynı yerinden ıslanmak olduğunu zannediyor “kimileri”. Onlara geleceğim ama önce şu meşhur “çokları” var. Onlar öyle çoklar ki aşıp da “kimileri”ne gelmek epeyce zor. Zaten “kimileri”nin de bahanesi onlar. Onlara bakarak insan her türlü mızmızlığına, melankolisine, bozulmuş düşünce ayarına bahaneler üretebilir. İmgeleminin “kirlenmediği” konusunda da tüm dayanağı onlardır. “Çokları”, öyle çok ve tercihe şâyândırlar ki onların halleri, şirketlerin ve siyasi partilerin varlık nedeni ve veli nimetidir. Demokrasinin teminatı onlardır. Tanrı onları “kul”ları olarak özgür bırakmıştır ama onlar özgür kalmak isteyerek kendilerine onlarca “tanrı” seçmişlerdir. Teoloji böyle söyler. Sosyologlar “yığın” der. Şair için “okur kitlesi”dirler. “İrfanını kaybetmek üzere olan cümlemiz” demeyi tercih ediyorum ben. Hikayenin bu kısmını burada keselim…

Evet, “dünyadan yaş almanın hep aynı yerinden ıslanmak olduğunu zanneden kimileri” var dedik. Dünyada bulundukça yaşımız artıyor. Yaşlanıyoruz. Kırkından sonra insan, o yaşlarına dek yaşlanmayı yapıp ettikleri içinde koşuşturmaktan ötürü yanıyla yöresiyle kavrayamaz hale geliyorsa, kendine bir konak yapıp oracıkta yerleşik hayata geçiyor. Emeklilik hayalleri kuran insanların hali aynen böyledir. Onları anlayabilirim ve hatta yürekten de hak verebilirim. Ama sözünü ettiklerimiz şair, yazarlarsa halleri iki kelime, bir bağlaçla ve bir de fiille ifade edilebilir: “Gülünç ama popüler oluyorlar.” Ha, bir de cümle sonunda nokta var. Bu kesinlik katsın ve mesele uzamasın, diye.

Bir yazarın, şairin seyrüsefer etmekliği ne vakit bitti ve kendine bir konak inşa etti. Çekiver kuyruğunu gitsin bana göre. Ben de olsa bunu hak etmişim demektir. Ondan artık tam bir emekli olur. Annesini em-mekle başladığı yolculuk emek-lemekle devam etmiş, nihayetinde de emek-li olmuştur. Türkçe böyle söylüyor. Ondan daha iyi delil mi olur. Delilinin böylesi davayı düşürür. Artık bahçesini hocalık yaparak sular, domatesini öğrencileri olarak yetiştirir, pazara çıkarır kendi imalatım değilse de kendi imalatım sayılır edasıyla. Hatta herkes de onun asıl bu emeklilik zamanlarını takdir eder. Neden etmesin ki artık gemiden düşmüş ve yaşanan zaman içinde “kötülere” karşı bir tehlikesi kalmamıştır. En çok emekliliklerinde takdir görenleri hatırlayalım bir. Atıl hale gelmiş kişi için etrafındakiler üzüleceklerine “oh, ne güzel, işlerin kebab” derler. Gerçek de budur. Söylenenden çok söyleyenler için gerçektir bu.

Yaşlanmayı sadece bir yanından ıslanmak sananlar için kuru kalan yanları unutmak istedikleri yanlarıdır. Bir ağacın kuruyan yeri topraktan en uzak bölgesi, uçlarıdır. Oraya su ulaştıramamaktadır. O bölüm kuruduktan sonra, yapacak tek şeyi vardır bahçıvanın: su ulaştırılamadığı için kuruyan dalları kesmek. Gaddarlık değildir bu. Islahattır.

Yaşlanmayan, yaşarmayan yerlerimiz için dua edelim… Kolay değildir insanın kendi duygu ve düşüncesinin bahçıvanı olması. Bir ömür dikkat istiyor ve ilahi lütuf bekliyor. İstediğimiz kadar dikkat kesilelim ömrümüze, ilahi lütuf olmazsa meşeler, ıhlamurlar, çınarlar gibi değil kavaklar, akasyalar gibi yaşlanıyoruz. İlahi lütfu bekler olduğumuzdaysa, içimiz ceviz ağaçları gibi oyuluyor. “Çokları” için bu dediklerimiz mevzubahis bile değil. Koşuşturma, hengâme içinde olanlar oluyor sadece. Bir izah da gerekmiyor. Rabbimiz bize acısın da yaşayıp gidenlerden değil her ânının lütuflarla yaş kaldığı kullarından eylesin.

“Kimileri” ne gelince… İmgelem kirlenmesi yaşıyor onlar. Birer şair, yazar olarak ellerindeki eleği bırakıyorlar. Kendi eğip büktükleri bir nalıncı keseri alıyorlar ellerine. O keser boyuna onları haklı çıkarıyor. Kestikleri hep önlerine düştüğü için, düşenlere tutkuları oluşuyor. Giderek sadece onlara, yani kendilerine yönelen bir tutkuları oluyor. Onlarla karşılaşanlar bahtiyardır, seçilmişlerdir. Onları terk edenler haindir. Tahsin Yücel, Sol çevrelerdeki bu “kişinin tanrısallaşma olgusuna”, Yalan romanında pek güzel temas ediyor. Kendi çapında birer kahramana dönüşen her kişioğlu birbirine benzer ama onlar hala birer fert olduklarını söyleyeceklerdir.

Bugün düşünce, sanat, edebiyat hatta siyaset hayatımız, ellerine nalıncı keserini almış kendi çaplarında büyük, orta ve küçük sanayi işletmelerine dönmüş kişilerin körelmiş, giderek belki de kötücülleşmiş imgelemleriyle yarattıkları haller içinde sürüp gidiyor. Her biri birer kamu iktisadi teşekkülü mübareklerin. Emekliliklerini ilan ederek “kötülük” karşısındaki pozisyonlarını stabilize etmişler. İtirazları da yok değil. Basın açıklamaları var, etrafımız kalabalık pozları var, var da var… Su alamadığı için kuruyan taraflar, nasılsa bir şekilde örtülüyor. Onun yeşilliği, öbürünün kuruluğunun üstüne denk düşürülüyor. Bence durum Ülkü Tamer’in Konuşma şiirindeki dizelerindeki gibidir:

 

-Aman, kendini asmış yüz kiloluk bir zenci,
üstelik gece inmiş, ses gelmiyor kümesten;
ben olsam utanırım, bu ne biçim öğrenci?
Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten.

İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
sizden iyi olmasın, boşanmada birinci…
-Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.

 

“Çokları”, “kimileri” derken “birileri”ne geldik ama şiir yapılması gerekeni söyleyip bize söz bırakmadı.

Ben kuş vurmaya gidiyorum.

Söğütlükte buluşalım…

 

Kaçak Yolcu; Celâl Fedai

 

Kapak Görseli: Kandinsky

Yoruma kapalı.

Etiketler:
Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...