21 Ocak 2018 Pazar

Ben, yalnız ben olabilirim şiirimin kahramanı,

Evvel ahir bütün şarkılarımda:

Derdim günüm âlemi sığdırmaktı mısralarıma

Lâkin bir yere varamadım kendi dışımda

 

Artık anlıyorum ki benden gayrısı yok

Ya da Tanrı bilir varsa ne olduğunu

Hapsolup kör bir ceviz gibi kendi kabuğuna

Kırılmayı beklemek, işte midemi kaldıran bu

 

Bana kurtuluş yok bu büyülü çemberden

Kalmışsa tek bir okum yırtıp geçecek: arzu

Ama biliyorum o da boş heves, o da kuruntu

 

Kalakalmışım işte: kendi kendime zindan

Zira hem nesneyim hem özneyim ben

Yazık alfa da benim omega da ben. *

 

babits

1883’te doğan ve 1941 yılında kanser sebebiyle hayata veda eden Mihály Babits şair, çevirmen, deneysel romancı, kısa hikayeci, deneme yazarı ve edebiyat tarihçisi olarak iç içe örgülenen pek çok türde kalem oynatmıştı. Yıllarca, yaklaşık bin sayı yayınlanmış Macarların efsanevi edebiyat dergisi Nyugat’ın (Batı) editörlüğünü de yürüten Babits, muazzam tecessüsü ve okuyucu kolaycılığına prim vermeyen entelektüel derinlikli ürünleriyle haklı olarak Poeta Doctus ünvanını elde etti.

“Yeni çağ için yepyeni şarkılar” terennüm eden o mesih-şair olduğu zannıyla (hep aynı maraz) sahneye fırlamış Endre Ady’nin neredeyse kutsandığı bir dönemde, ekolsüz, kampsız, yandaşsız ve ‘ıs’sız bir sesti Babits. Yıllar yılı hiçe sayıldıktan sonra bugün artık Macaristan’ın Eliot’u gibi sıfatlarla yad edilen bu özge ruhun yukarıda tercümesini verdiğimiz şiirinin evire çevire pespaye edilmiş bir versiyonu, kader ortakları olan diğer iki şiirle birlikte Argos dergisinin Haziran 1990 tarihli 22. sayısında, Mihály Babits’e ayrılan bölümde yayınlanmıştı. “Lirik Şairin Son Sözü” başlığını taşıyan sıvama harikası şöyle:

 

 “Şiirimin kahramanı olmaya zorladı beni,

her şarkıda ilk ve son sözü ben yazarım,

evrende onlara şekil vermeye can atarım,

ama hiçliğin ötesinde ben gelirim gördüğüm her şeyde.

 

Hiçlik vardır ama öyle düşünceler sarar ki beni, beslemeye başlarım onları;

Varsa, Tanrı o hakkı tek başına verebilir.

Kör bir ceviz kabuğunda kapanır; bu benim lanetim-

 

Sihir çemberim yarıl, boşuna denerim.

Yalnızca benim okum deler onu: istek-

iyi bilmeme karşın, yarı yarıya daralacak umutlarım.

 

Kendim için bir hapishane, kalmak zorundayım,

özne ve nesne oluş, oğul ve baba

oluş, yazık, hem omega hem alfa oluş.”   

 

Eylenen cürm için yanlışlık tabirinin çok hafif kaçacağı, adaptasyon demenin ise Türkçe’yi alenen tahkirden başka bir anlam ifade etmeyeceği bu tercüme süsü verilmiş kepazeliğin faili, Suha Çalkıvik. Edebiyata o vakte kadar telif ya da tercüme bağlamında ne hizmeti bulunduğunu bilemediğimiz mezkur zat, çok şükür, kalem vadisindeki mesaisinde sebat etmemiş. Lâkin, internet tabir edilen çöplükte yaptığımız küçük çaplı bir araştırma neticesinde, Çalkıvik’ın işlediği haltı -üstelik de çok iyi Macarca bilir şerhiyle- özgeçmişine bir marifet olarak eklemekten hicab duymadığını müşahede ettik. Türkçe’nin uzağından bile geçmediği gayet âşikar olan, ancak daha vahimi şiirin orijinaliyle de zerre mısra alâkası bulunmayan bu Esperanto manzumenin Babits’in kaleminden çıkmış hâli ise şu:

 

 Csak én bírok versemnek hőse lenni,

első s utolsó mindenik dalomban:

a mindenséget vágyom versbe venni,

de még tovább magamnál nem jutottam.

 

S már azt hiszem: nincs rajtam kívül semmi,

de hogyha van is, Isten tudja hogy’ van?

Vak dióként dióban zárva lenni

S törésre várni beh megundorodtam.

 

Bűvös körömből nincsen mód kitörnöm,

Csak nyílam szökhet rajta át: a vágy –

de jól tudom, vágyam sejtése csalfa.

 

Én maradok: magam számára börtön,

mert én vagyok az alany és a tárgy,

jaj én vagyok az ómega s az alfa.

 

İlgilisine mukayese imkanı tanıma kasdıyla orijinalini yukarıda verdiğimiz şiirin uğradığı tahrifatı uzun uzadıya sayıp dökmek, memlekette Macarca’nın âşinası pek bulunmadığı için yersiz kaçacaktır. Ancak yine de vahametin boyutlarını göstermesi açısından bir hususu işaret etmekte fayda var: Macarca’yla “basic” düzeyde rabıta kesbedenlerin ilk öğrendiği cümle kalıplarından birisi olan şiirin son iki dizesindeki “én vagyok” ifadesi, Türkçe’de tam olarak “(Ben) … im” demeye gelir. Dolayısıyla literal olarak “özne-y-im, nesne-y-im, alfa-y-ım, omega-y-ım” manasını taşıyan ifadeler, sözde mütercim tarafından hangi hikmete binaen “özne ve nesne oluş, oğul ve baba oluş, hem omega hem alfa oluş.”  biçiminde tercüme edilmiştir, doğrusu tam bir muamma. Şiirin orijinalinde yer almayan “oğul ve baba oluş” yollu herzeyi bu ne idüğü belirsiz manzumeye sokuşturmakla da, tüy dikme vazifesi ifa edilmiş görünüyor!.. Bu noktada sözü Diyar-ı Üngürüs’ün ulularına bırakmak, en isabetlisi olacaktır: “A csalók soha nem virágoznak!

***

Çeviri yordamıyla işlenmiş sayısız cinayeti temsil kabiliyetini haiz bu örnek, aynı zamanda “yalancının mumunun yatsıya kadar yanacağı” hakikatini de teyid etmekte; velev ki mukadder vaktin erişmesi için 20 küsur yıl geçecek olsun!

Elbette esas mesele, kıyıda köşede kalmış bir çürük habbeden kubbe çıkarmak değil, bugün artık haşviyyatıyla bütün bir edebiyat ‘topos’unu istila etmiş bulunan hudayınabitliğin köklerini açığa çıkarmak…

Mevzu bir diğer yönüyle, Argos dergisinin yayın ve edisyon anlayışındaki özeni(!) belgeliyor olması bakımından da gayet mânidar. Mânidar çünkü; artık topu, sahayı ve bilumum techizatı temin ederse oyuna girebileceği, hatta oyunu kendisinin kurabileceği zehâbına kapılmış bir takım “haves” ve iktidar düşkünlerinin son zamanlarda sıklaşan, “Sol bizi oynatmadıydı; sol bizi niye oynatmadın ki; sol bizi de oynatsaydın a!” yollu çemkirmelerinin 20 yıl önceki muhatabı olarak Argos’un, güya kültür, sanat ve entelektüel birikim namına yükselttiği Babil Kulesi’nin aslında külliyen cehaletten ve cehaletle bir irtifa temin ettiğini apaçık ortaya koyuyor!

Velhasıl, endişeye mahal yok: Solun sahip göründüğü zihinsel mirasa talip olan sağ ile, şimdilerde sağın malik olduğu muharris mülke kelb olan sol arasındaki zımni konvansiyon, belki başka bileşenlerle ama aynı minval üzre yürümekte… Onlar için de başlı ayaklı bu toprakların ulularından birisi son noktayı koysun: “Biz kimseye benzememekle müftehiriz; biz bize benzeriz!

 

Cem Yavuz, Kaçak Yolcu için yazdı…

 

———————————–

* Babits Mihály, “A Lírikus epilógja”(1904) / Çev: Cem Yavuz

Manşet Görseli: Dağıstan Çetinkaya

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...