16 Aralık 2017 Cumartesi
Blok 3 - KİTAPLAR >> Uyanmak Üzere Olan Bir Adam
21.Haziran.2017 21:15

Yazar modernizmin insandan götürdüklerini eleştirmesinin yanı sıra yine bir modern çağ hastalığı denebilecek kof entelektüelleri alaycı bir dille anlatıyor. 

————————————————————————————————————————————-

 

Bu bir eleştiri kitabı değil. Fakat son zamanlarda okuduğum en sağlam eleştirileri içeriyor. Hikaye formuna sokulmuş olsa da her bir sayfasında yazarın itirazlarını ve karşı duruşunu görmek mümkün. Öfkeli denemez belki ama zaman zaman alaycı ve sivri dilli bir anlatıcı ile karşı karşıya geliyoruz.

Hasan Harmancı kitabında, yeni olanın kadim olana zulmünü anlatıyor. Modern çağın ezeli döngüyü bozduğuna ve bu döngüden çıkıp yolunu kaybeden insanlara işaret ediyor. Çağın insanlara giydirmeye çalıştığı modernizm ve sekülerizm gömleğinin aslında insanları nasıl bir karabasan gibi boğduğunu kulağımıza fısıldıyor.

“Selin getirdiği genç enkazlar da, gençlerin kimliksiz hevesleri de ortadan ikiye ayrılıyordu. Ragıp abinin nev-i şahsına münhasır olan karakteri;çarşı esnafının dünyaya, hep dünyaya olan bakışını alaşağı ediyordu”

“Kafasında yerli yerine oturtmaya çalıştığı eşyayla insan, zamanla mekan arasındaki denklem iyiden iyiye bozuluyordu. Ragip abi daraldıkça daralıyor, modern dünyanın anasına avradına küfrediyordu”

Yazar modernizmin insandan götürdüklerini eleştirmesinin yanı sıra yine bir modern çağ hastalığı denebilecek kof entelektüelleri alaycı bir dille anlatıyor. Kitapta en sevdiğim öykülerden biri olan “Bir Kerahat Vakti İbn-i Arabi ve Tarantino” öyküsünde karakter öyle güzel tasvir edilmiştir ki o bildiğiniz, bir yerlerden tanıdığınız popüler bir deyişle “çakma” entelektüel yanı başınızda canlanıverir. Karakterin yolda yürüyüşünden, kafeye girişinden tutun, sigarayı tutuşu ve her şeyi ben bilirim havasını, halini tavrını çok güzel resmetmiştir çünkü. Üniversite yıllarımda biri vardı. Kantinde otururken, izin almadan pat diye yanımıza oturur (belki de onu kabul etmeyecek bir masa düşünemiyordu) o müthiş (!) özgüveni ile “Arkadaşlar merhaba, hükümetin yeni çıkardığı sağlık yasası ile ilgili ne düşünüyorsunuz”dan girer “geçenlerde bir işçi abimizi ziyaret ettik” ile devam eder, biraz din ve tanrı sorgulaması yapar, bildiği her şeyi karıştırıp, bik bik konuşur, sonra da yine o özgüvenini yanına alıp uzaklaşırdı. Bu hikaye bana onu hatırlattı. Yazarın ironik anlatımı bu tiplerin hallerini çok güzel ifade ediyor. Öyküdeki karakter ise Kore sinemasından İran sinemasına, İbn-i Arabi’den Tarantino’ya bütün bildiklerini karıştırıp, onu dinleyenlerin kafasını da karıştırıp adeta bilgi kusmaktadır. Kalemi biraz anlatıcıya verelim ve onu bize nasıl anlatmış hatırlayalım;

“Tiryakisi olduğun tartışmalarda kuramdan kurama sıçrıyorsun, durup düşünmeye fırsat yok zaten; hükümler de peşin! Zaten hep peşin çalışırsın, taksitle kredi kartıyla işin yok…”

“Sen gerçi her yerde, herkesi geçiyorsun (…)

Arkadaşının seni gördüğündeki mutluluğunu da, simaen tanıştığın diğer müşterilerin sana yönelen bakışlarını da gizlemeye çalıştığın bir gurur ile karşılıyorsun. Ne de olsa erinç de sende, kıvanç da. Sen söylemeden çayın geliyor hemen şekersiz ve kaşıksız; sen burada o kadar iyi tanınıyorsun ki çayı şekersiz içtiğini şekerle kaşık dahi biliyor.”

 

“Karışıklık durmaksızın devam ediyor ve sen her zaman, her yerde, her şeyi konuşuyor, konuşuyor, konuşuyorsun…”

 

Bu eleştiri ve alaycı anlatımın yanı sıra kitapta başka konu ve anlatım biçimlerine de rastlıyoruz. Bu anlamda kitap birbirine yakın olsa da hep aynı konulardan oluşmuyor, yalnızca bir konsept içeren öykülerle dolu değil. Bir bakıyorsunuz “Hafta İçi Öğleden Sonraları Ahmet Babayla” öyküsünde dostluğu anlatıyor; kaderi, yazgıyı anlatıyor.

 

“Yazgı, üzerinde yürürken kıpırdayamadan ilerlediğimiz bir çizgiyse…”

 

“…Allah günahlarımızı affeder, Allah bizden hoşnut olur inşallah. Nasıl olsa yazgımız Allah’ın elinde. Şehrin ucundan bir adam gelme ihtimali var nasıl olsa;yıllar geçtikten binalar dikildikten sonra Muammer ağabeyin gelme ihtimali var. Onun gelişini kim engelleyebilir? Üzerine çökmüş olan paltoyu çıkarsan, poyraz gene seni üşütebilir mi üşümek alnına yazılmamışsa, paltonun sana ne faydası olur yazgındaki üşümekse”

 

Yazar, Haritada Flu Bir Alan’da hüzünlü bir dostluğu ele alırken Bildik Hikaye’de öykücü-öykü diyalogu ile Sadettin ile Nagehan’ın Mutlu Bitmeyen Hikayesi ilginç olumsuz cümle kurgusuyla, karşımıza çıkıyor. Bütün bunlardan yola çıkarak yazarın kendine has üslubunu oluşturabildiğini ve farkını ortaya koyabildiğini görebiliyoruz.

Ayrıca öykülerin arasına serpiştirilmiş cadde, sokak, mahalle tasvirleri de düşündürücü yönüyle bahsetmeye değer.

 

“Bu gördüğün alana yıllar sonra karnı aç bir bina dikilir. Binanın yıllar evvel arsasının üzerinden geçerkenki yaşadığımız mutluluktan haberi olmaz”

 

“Toplu mezarlara benzeyen beton evleri böyle yan yana, iç içe, üst üste yapmak ilk kimin aklına geldiyse, sanatımın önüne en büyük engeli o koymuştur”

Başta da söylediğim gibi bu bir eleştiri kitabı değil fakat çok sağlam eleştiriler barındırır. Kimlikleri çalınan tek tipleştirilen modern insanı, kofluğu, sahteliği eleştirirken; modern insanın hastalıklarına reçete olarak maneviyatı, dostluğu, yan yana, omuz omuza yürümeyi, kadim geleneklerimize ve manevi değerlerimize teslimiyeti yazar.

 

 

Özlem Karapınar; Kaçak Yolcu için yazdı…

 

hharmanci

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...