17 Ekim 2017 Salı;

Bizim derdimiz, dedi, kağıdı kutsamak, eskiyi diriltmek değil, fırtınalı ruhumuzu bu sakin havuza  yatırmak. Çözülmemek. Akışa karışmamak. Ayrılmadan kendimizde kalmak. Görünmeden yaşamak, kabından taşmamak.

Bu sözler Ali Işık’ın “Beni Hikâyeden Çıkart” kitabının ilk hikâyesinde bir mücellit tarafından söyleniyor. Eski eserleri saklayan, kitap ciltleme işi yapan bir ustanın hayata bakış açısına dair ipuçları barındırıyor. Onun hikâyesi şirazesi kaymış kitapları tamir etmek. Elbette ilk hikâyenin önemi yalnızca bundan ileri gelmiyor. İlk hikâye (Şiraze), kitapta bulunan diğer öykülerin de şirazesi hükmünde. Üstelik yazar, okura bunu hemen hissettirmiyor. Birbirinden bağımsız öyküler okuduğunuzu sanırken diğer öykülerde de aynı karakterlere rastlayabiliyorsunuz. Yine de birbirinden bağımsız hikâyeler okuyorsunuz. Her öykü kendi başında bir hikâye anlatırken, her okuduğunuz öyküde daha önceden tanıdığınız karakterlerle karşılaşmak yazarın bunu çok ince kurguladığını gösteriyor. Buradan şu sonuca varmak mümkün. Eline alıp da öylesine okunacak bir kitap değil. Dikkat isteyen, okuru labirentine çeken ve ancak hikâyeleri özümserse labirentten çıkaran bir kitap “Beni Hikâyeden Çıkart”

Kitap, birbirinden bağımsız fakat karakterlerin rahatça diğer öykülerde gezinebileceği şekilde kurgulanmış on hikâyeden oluşuyor. Başta da söylediğim gibi giriş öyküsü Şiraze, kitabın şirazesini oluşturuyor. Hem kurgu hem konu bakımından kitabın bel kemiği denebilir. Şiraze’de geçen usta veya yardımcı veya sırf mekân bile başka bir hikâyenin içinde yer alıyor ki bence bu ilginç bir kurgu. Ve hatta Şiraze’de ustanın anlattığı “Zehralan” hikâyesi kitabın son hikâyesi olarak tekrar karşımıza çıkıyor. Yazar bunu çok incelikle kurgulamış ve okuru böylelikle şaşırtıyor, deniyor, sınıyor. Şahsen ben okurken birkaç kere geri dönüp önceki hikâyeleri tekrar okumak durumunda kaldım.

Konu bakımından; bazı öykülerde şirazesi kaymış ilişkileri ele alıyor demek, çok da yanlış olmaz. Örneğin “Kırık Kemik Uçları” adlı öyküde oğlu tarafından anlaşılmayan bir saat ustasının buruk hikayesi konu ediliyor. Maddiyatçı ve hırslı oğlunun içinden yavaş yavaş taşan hırsını, babasının elinden hayatını ve saat dükkanını nasıl aldığını, onu nasıl kapı dışarı ettiğini okuyoruz. Hüzünle. Oğlu tarafından yalnızlığa itilen saat ustacısı için şöyle söylüyor anlatıcı:

“Camı çerçevesi indirilmiş bir oda gibi rüzgar alıyordu Kemal Bey. Üşüyordu” (s.24)

“ Gelip buraya oturmak kolay mıydı? Dünyanın omzundan dizlerine düşen kayayla yürümek ,etine batan kırık kemik uçlarına dayanabilmek, değirmen taşına sıkılmış bir kalbi de yanına alarak otuz küsur yıl aşkla yürüdüğü yoldan bir cesedi taşımak kolay mıydı? (s.25)

Kitapta günümüzde sayısı gitgide azalan çeşitli meslek erbaplarına sık sık rastlıyoruz. Ciltçi, saat ustası, oymacı gibi. Onların mekânlarında geziniyor, onların iç çekişlerini kulağımızda duyuyoruz. Kimi zaman bir akademisyen tarafından, kimi zaman bir oğul ya da gelini tarafından anlaşılmamanın burukluğunu taşıyorlar. Saat ustası Kemal Bey şöyle söylüyor:

“Sanıyorlar ki saatçilik yapıyoruz, gölgeliği bekliyoruz”

Cilt ustası da başta söylediğim gibi şöyle yakınıyor “Bizim derdimiz, dedi, kağıdı kutsamak, eskiyi diriltmek değil, fırtınalı ruhumuzu bu sakin havuza  yatırmak”

Kitaba adını veren öykü “Beni Hikayeden Çıkart” kendi hikayesinin yan kahramanı olarak yaşayan birinin tuttuğu  bir defteri anlatıyor.

Kabuk adlı öyküde resim peşinde koşan bir fotoğrafçıya hayatın resmin ardında olduğunu hatırlatan Sadık Bey’i ve ondan sonra bakış açısı değişen fotoğrafçıyı anlatıyor. Şahika’nın Kanatları yine anlaşılamamanın ağırlığını taşıyan, karısı tarafından okunamayan bir adamın öyküsüne tanık oluyoruz.

Öykülerin hepsi birbirinden özel fakat “Kapıda uyuyan ağaç” yakın zamanda hepimizi çok üzen bir olayı içine aldığı için ayrı bir yeri var bende. Amcazadesinin yanına yerleşip oymacılık öğrenmeye çalışan gencin hikâyesini okurken adı verilmese de Aylan bebeği hatırlatan acı hikâye insanı sarsıyor. Üstelik ben bu hikâyeyi Melâmet dergisinde daha önce okumuştum. Fakat cümlelerin akıcılığına kendimi kaptırdığım için bu ayrıntıyı o zaman farkedememişim. Etkileyiciydi.

Sonuç itibariyle Ali Işık bizi bu kitabıyla ilginç bir yolculuğa çıkarıyor. Hem düşündüğümüz, hem hüzünlendiğimiz, biraz da sınandığımız bir kitap olmuş.

Son olarak şunu söylemek istiyorum. Biliyorum ki yazarlar hikâyelerine altı çizilsin, çeşitli ortamlarda söylensin diye güzel sözler yerleştirmezler. Sanırım o zaman hikâyenin tadı kaçar ve samimiyetsiz bir hal alır. Fakat öyle güzel hikâyeler, dertler kaleme alırlar ve bunu öyle ustalıkla yaparlar ki bir bakmışsınız o can alıcı cümleler hikâyelerin bam teli olmuş. Ben her ne kadar bana anlatılan dertle, hikâyenin bütünüyle ilgilensem de yazarın ruhumuza dokunan cümlelerini görmezden gelemeyeceğim.

Bu kitap sohbetimi yazara ait cümlelerden bazıları ile noktalamak istiyorum. Bunlar benim altını çizdiğim cümlelerdi. Sanırım bu kitapta herkesin kendini bulduğu başka başka sözler, cümleler var.

 

“Kendi kemirgenini içinde taşır insan”

“Hepimiz camekânın içindeyiz. Görüntülerimiz birbirine karışıyor”

“Ne demişti öykücü? Beni bir levye kanırtarak ayırıyor şehirden”

“Bilmem hangi hikayenin hangi yan kahramanı olarak yapayalnız karışmak için hayata.Tanımıyorlar beni.Tanımazlar elbet.Yan kahramanların kaderidir bu.Tanımazlar birbirini.”

“Anladım ki o da hikayenin içinde boğulmuş,çıkamıyordu”

“Gidiyorum,dedim.Beni hikayeden çıkartın”

“Ölmüş suretini ısrarla taşıyan insanlarla birlikte, sözleri dökülmüş hikâyelerin peşinden yürüyor.”

“Hayat resmin ardındadır. Yırtamazsan göremezsin”

“Bıraktığımız gibi bulacağımız kaç kişi kaldı şu dünyada”

“İnsan baktığı manzaranın bir deseni olurmuş zamanla”

 

 

Özlem Karapınar; Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Şiar’dan Kudüs dosyası Şiar’dan Kudüs dosyası   Serap Kadıoğlu yönetimindeki Şiar dergisi, “Kudüs ...
Özlem Karapınar yazdı… Özlem Karapınar yazdı… Emre Ergin’in 2014 yılında Dedalus Yayınevinden ...
Akif üzerinden yakın tarih okumak Akif üzerinden yakın tarih okumak Tire Yayınları, Akif'in İzinde Yakın Tarihimiz ...
Vicdan Manzaraları Vicdan Manzaraları Öyle bir dönemdeyiz... Konuşulacak, konuşulması gereken ...
Hüseyin Karaca yazdı… Hüseyin Karaca yazdı… Bir diğeriyle kurduğumuz ilişki ve iletişim, ...
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...