19 Nisan 2018 Perşembe
Yusuf Tosun >> Barış Çığlığı
16.Mart.2015 19:35

“Üç ay önce Antalya’dan Silopi’ye öğretmen olarak tayin oldum. Silopi’ye geldiğimin ilk günü valizim kayboldu. Üç yaşındaki çocuğumla o gece arabaların ve iş yerlerinin ateşe verildiğine ve çocukların polise taş ve molotof  fırlattığına şahit oldum. Yine aynı gün biber gazına da maruz kaldım.

Kürt meselesine çözüm çalıştayının yapılacağını medyadan öğrenince soluğu burada aldım. Çocuklarımızın elerinin taş değil, kalem tutması için sizlerden yardım istemeye geldim. Okullarda eğittiğim çocuklarımın ellerinin taş değil, kalem tutmasını istiyorum. Bu şehirde insanca bir yaşam istiyorum sadece.”

7-8 Mart tarihlerinde Diyarbakır Mitanni otelde katıldığım “Kürt Meselesine İslami Çözüm” çalıştayında başörtülü bir bayan öğretmenden gündem dışı yükseldi bu çığlık. Salona bir bomba gibi düşen bu sözlerle ortalık buz kesildi adeta.

Belki de bölgede yaşanan sıradan bir hadise ama nihayetinde insanın yüreğini dağlayan bir tablo. Çaresizlik ve yalnızlık…  Salonda oluşan derin sükûnet uzun bir süre kendini korudu. Bu acı feryat hepimizin boynunu önüne büktü. Söylenecek başka söz kalmıyor. Bu ve benzeri hadiselerde hepimizin sorumluluğu var. Bu coğrafya hepimizin ve bu çocuklar bizim! Yıllardır gözümüzün önünde kayıp giden bir şeyler var ve çaresiz bir şekilde bakıyoruz. Evet, sadece bakmakla yetindik. Bu ve benzeri tablolarda yürek sahibi her insanın payı var.

Yıllardır yerlerinden yurtlarından edilenlerin sayısı milyonları buldu. Binlerce insan bu kirli savaşta can verdi. Binlerce çocuk yetim kaldı. Bir o kadar anne de dul… Maddi kaybın ise haddi hesabı yok!

Kürtler üzerine büyük bir oyun oynandı. Kemalist rejimin ürettiği PKK belası ortalığı kan gölüne çevirdi. İki ateş arasında sıkışıp kalan zavallı halkım! Olan, onlara oldu!

Yaklaşık 3500 STK’nın desteğini alan 400 civarında İslami sivil toplum kuruluşlarından, cemaat ve camialardan, medrese âlimlerinden, manevi önderlerden yaklaşık 600 delegenin katılımıyla Türkiye’de gecikmiş bir ilki gerçekleştirdiler. Ana konu; yıllardır kangren olan ama son yıllarda kalıcı barışın sağlanması adına ciddi mesafeler alınan barış sürecine Müslüman Cemaatlerin katkı sağlaması çerçevesinde idi.

İki gün boyunca açılış ve selamlama konuşmalarının dışında:

1-Geçmişten Günümüze Kürt Meselesi Ve Çözüm Süreci

2- Kürtlerin İç Barışı Ve Birlikte Yaşam

3- Kürt Meselesinin Çözümünde İslami Sorumluluğumuz

başlıkları altında üç ana panel gerçekleşti.

Ama asıl konuşmalar yaklaşık dört saat süren ve il bazında STK temsilcilerinin üç dakikalık fikir beyan ettiği istişare toplantısında yapıldı.

Son gün 28 maddelik sonuç bildirgesinin ibrası ile nihayetlenen çalıştayla tarihe önemli bir not düşülmüş oldu.

Belki geçmiş dönemlerde birçok benzeri sempozyum, konferans ve çalıştaylar yapıldı. Ancak yıllardır bölgede İslami faaliyetler içerisinde olan birçok cemaat, cemiyet, sivil toplum kuruluşu, kanaat önderi, medrese mollalarının ortaklaşa tertipledikleri bu çalıştay aslında bir ilkti.  Yine yıllardır birbirleriyle sağlıklı bir iletişim ve görüş alışverişi içersinde olmayan bu çevrelerin bu mesele etrafında bir araya gelmiş olmaları da ayrıca bu çalıştayı değerli kılıyor.

Bu çalıştayda önemli bir tablo oluştu. İşin doğrusu yapılan konuşmaların içeriğinden çok geçmişten günümüze bu coğrafyada sahih İslamın yerleşmesi için mücadele veren Müslüman çevrelerin, önderlerin, yazarların, STK temsilcilerinin konuşmalarından çok bu vahdet tablosu daha çok dikkatimi çekti. Çünkü bu tablonun sağlıklı bir zeminde yürümesi mevcut ve muhtemel problemlerin büyük bir kısmının çözümü anlamını taşıyor aslında. Geçmişin hatalarına düşmemek lazım. Bu coğrafyanın kendine özgü koşulları var ve o şartlar mutlaka göz önüne alınmalıdır.

Sorunlar konuşulmadan, tartışılmadan çözümlerin üretilmesi mümkün değildir. Çatışarak ise hiçbir yere varılamaz. Kürt meselesinde de durum bundan pek farklı değildir. Yıllardır silahlı çatışmanın ortaya koyduğu tablo göz önünde: Elli bin civarında can kaybı, yüzbinlerce insanın  yerlerinden yurtlarından edilmesi, milyar dolarlarca ekonomik kayıp… En önemlisi ise; yetim çocuklar, yaslı-dul anneler, başıboş gençlik ve çaresiz babalar…

Kürt meselesinde altı çizilmesi gereken temel hususlardan biri de meselenin sadece dil sorunu olmadığı hususudur. İnsanın ana diliyle konuşması, yazması, kendini ifade etmesi en doğal hakkıdır zaten. Çünkü her insan rüyalarını bile ana diliyle görür. Adeta bir mozaik toplum olan Türkiye’de herkes ve her kesim kendini ifade edebilmeli ve kendini yaşayabilmelidir elbette. Böylesi bir milletten ulus çıkarmanın, dağlara taşlara  “ne mutlu” ibarelerinin yazılmasının bir mantığı olamaz. Bu ayrımcılığı tetikler ve nitekim de öyle olmuştur.

Oysa bu coğrafyanın asıl sahipleri hem Türkler, hem Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Araplar… velhasıl omuz omuza mücadele veren herkestir. Hal böyle iken ayrımcılık yapmak fitneden başka bir işe yaramaz.

Hatırlatmak gerekir ki; halihazırda üzerinde müzakere yürütülen ve adına  “barış süreci” dedikleri görüşme ve beyanatların ana esprisi; örgütün elindeki silahları/gömmesi ve eşit zeminlerde siyaset yapılmasının  sağlanması şeklindedir. Olayı böyle okumak lazım. Ancak “barış sürecinin” sadece bununla sınırlı olmaması gerekiyor. Geleceğe dair sözümüz var. Allah’ın insana verdiği bütün hakların iadesi doğal bir haktır. Mesele bu kadar yalındır aslında. Sadece Kürtler için değil şüphesiz. Bu talep herkes ve her kesim için geçerlidir.  Eksiklikleriyle birlikte bunun somut örneği Osmanlıdır.

Netice itibariyle; Kürt meselesinde ortak aklın harekete geçmesi gerekir. Herkes ve her kesimin kendince bir akıl çerçevesinde yol almaya çalışması, var olan süreci hızlandırmak yerine zayıflatır. Oysa bu coğrafyada sözümüz ortak, yolumuz birdir. İstenen sadece insanca bir yaşam…

Sadece kendi kuşağımız için değil, gelecek kuşaklar için de olsa iyi şeyler yapmak zorundayız.

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...