19 Nisan 2018 Perşembe

Peki sen hangisisin ey okuyucu?

Bit pazarının İslamcısı mı, Uhud savaşının ganimet hırsından yerini terk eden okçusu mu? Yoksa gönül çarşısının Müslümanı mı?

————————————————————————————————————————————————-

Ne diyordu o şarkı “Haydi bizim evde fındıklı da lokum badem var”

Gerisini sen getir aziz okuyucu.

İslamcılık öldü mü yaşıyor mu tartışmasının yapıldığı şu günlerde bu şarkı, pardon türkü şu ana kadar söylediğinden daha fazlasını söylüyor.

Yani biz türkü söylemiyoruz, türkü bizi söylüyor.

Nasıl mı efendim? Anlatayım.

Mağdur zamanlarda gökyüzüne bakıp “yetmez mi Allah’ım bunca devahi?!” diye bağırıp yakardık.

Sokaklarda, parklarda, kamusal alanlarda tokatlandığımızda zincirler kırılsın diye el ele zinciri oluşturarak Zincirlikuyu’ya kadar yürüdük.

Bitmedi, şairlerimiz “Evimiz Yanıyor Şiir Şöleni” düzenlediler.

Yangın ve şölen doğrusu pek de yakışmıştı.

Yani anlayacağınız, sabır, savaş, zafer, adım: Müslüman’dı.

Sonra ne olduysa oldu birden bizdeki yangın bacayı sarmadan söndü; fakat bu sefer başka mahallelere sıçradı.

O yanan yangınların vahametini gözlerimiz görmez oldu. Hatta komşu mahallelerde yanan yangının ateşiyle avuçlarımızı ısıttık.

Hâlâ İslamcılık ölmemişti ve kalbimizde yaşıyordu.

Yeni bir dönem yaşıyorduk ve Müslüman güçlü olmalı tezinin yeni farkına varmıştık.

Bol bol kas yaptık.

Göz çıkarmak için kaş yaptık.

Sakalımız çıksın diye tıraş yaptık…

Daha bir sürü kafiyemiz oldu böyle, kafilemiz; hem de en zengin olanından.

Kim kime benziyorsa bir araya geldi. Zengin zengine, patron patrona, hortum hortuma, kılı kılına…

Hakikat yaşanan bir şey olmaktan çoktan çıkmıştı.

Şimdi hakikat İstanbul’da Beyoğlu’nda, İstiklal caddesinde kız tavlıyordu.

Şimdi hakikat, Karaköy’de Tophane’de nargile çekiyor; gece yarılarında twitler atıyordu.

Kirli ağızlarda çiğnenen bir sakızdı hakikat.

Şimdi başka bir eyleme şahit oluyor gözlerimiz: Kol kola eylemi!

Gözetilip kollananların kolları birbirine daha kolay ulaşıyor olduğundan olmalı kol kola zinciri oluşturuyorlar.

Hem de anayurdu dört baştan.

Birbirine değen yoksul ellerimiz nereye gitti diye sormuyorum.

Biliyorum ki yoksulların evleri değil  elleri vardır, varsılların kolları. İşçilerin ve emekçilerin ise kalplerinden sonra en çok gelişen yerleri, omuzları.

Yoksullar, garipler el ele, zenginler kol kola, işçiler omuz omuza…

Peki sen hangisisin ey okuyucu?

Bit pazarının İslamcısı mı, Uhud savaşının ganimet hırsından yerini terk eden okçusu mu? Yoksa gönül çarşısının Müslümanı mı?

Oysa, zorlanmamıza hiç gerek yok.

Herkes elindekini ve de evindekini söylerse kim olduğu ortaya çıkar.

Evinizde ve avucunuzda fındıklı üzüm badem varsa. Mutlaka arkanızda size bunu sağlayan bir adem de vardır.

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...