17 Ağustos 2018 Cuma

Renkli bir coğrafyanın şirin bir önderi ve sevimli kahramanı olan Aliya aramızdan ayrılalı tam on yıl olmuş. Kendini; “Kendilerine deliliğin bulaştığı mutlu insanlar” kategorisine koyan Aliya’yı, onun yaşadığı topraklara uzanarak rahmetle anmak istedik.

Saraybosna’da güzel bir sabah kahvaltısından sonra Hersek bölgesine doğru yola koyuluyoruz. Saraybosna dağlarla çevrili şirin bir şehir… Kaldığımız otelden bu dağlarla çevrili kenti seyredince baharın o güzel esintileri de yüzünüzü yalayıp geçiyor.

Buralarda Fatih Sultan Mehmet ve Turgut Özal isimleri ağza alınınca sular duruyor adeta. Vefalı bir millet Bosna-Hersek. Hafıza hiçbir şeyi unutmuyor. Özellikle Osmanlıya büyük bir bağlılıkları var hala. Öyle ki; Osmanlıdan kalma gelenek ve göreneklere adeta bir din gibi yapışmışlar.

Mavi ile yeşilin buluştuğu Saraybosna; kelimenin tam anlamıyla muhteşem bir şölen ile kollarını bize açıyor. Sıcak bir bahar gününde o meşhur sularına ve yeşiline vuruluyor yüreğimiz. Dağların eteklerinden dört bir koldan gürül gürül sular akarken, kendinizi cennetten bir köşede hissediyorsunuz adeta. Sular öyle temiz, öyle berrak akıyor ki… Ruhunuzu da alıp götürüyor da fark edemiyorsunuz. O sulardan içiyor içiyor ama bir türlü doyamıyorsunuz. Suyun olduğu yerde ağaçlar, çiçekler, böcekler, kelebekler… olmaz mı? Hem de yeşilin her tonuna buralarda rastlamak mümkün. Canlıların da…

Güneş usulca ağaçların yaprakları arasında öyle narin yansıyor ki… Kelimeler ifadeye kifayet etmiyor. Oturup doyasıya kıpır kıpır bir yürekle  seyretmek ama daha da seyretmekten öte bir şey yapamıyorsunuz. Bir tarafta yüzen ördekler, uçan kelebekler öte tarafta akan su sesi ve hafif esen meltemle birlikte adeta ruhunuz dinginleşiyor.

mayıs2013 resim 1178

Bu muhteşem seyirde havz-ı kevseri düşlüyorsunuz ister istemez. Adeta atardamarlar gibi dört bir yanı sarmış kanallar üzerinden hoş motifli köprülerden geçiş yapıyorsunuz. Zihninizle fotoğraflar çekiyorsunuz bol bol. Yüreğinizin en mutena köşesine asıp doya doya seyrediyorsunuz o kareleri. Ölümsüz bir anı olarak yer  ediyor yüreğinizde bu muhteşem doğa şöleni.

Suya yansıyan ağaç siluetleri bir başka hava katıyor bu manzaraya. Şekillere anlamlar yüklüyorsunuz zihninizde. Düşlerle boğuşuyor ama nihayetinde gerçek dünyada yaşadığınızın ayırtına varıyorsunuz bir süre sonra.

Sular içine yansıyan yosunların görüntüsü adeta bir harita… Şehirler keşfediyor, ülkeler fethediyorsunuz bir bakışta.

İşte böyle çarptı yüreğime ilk Bosna izlenimleri. Akabinde ise içimize oluk oluk akan acı ve kahır yüklü ve aynı zamanda hayat dolu o tünel…

Evet, Saraybosna’da insanın içi içine sığmayan bu doğa şöleni ve ziyafeti yanı sıra içimize oluk oluk hüzün akıtan başka bir mekândayız. Med-cezirler yaşayan ruhum mavi ile yeşilin buluştuğu bu şehirde sükûneti arıyor. Tarumar olmuş vaziyette geçmişe uzanıyorum:

Soykırımın tüm şiddetiyle uygulandığı 1990’lı yılların ağzına kadar acı dolu Hayat Tüneli’nde soluk alıp vermekteyim. Bosna’nın insanın tüylerini diken diken eden o meşhur tüneli yani… Fedakâr bir teyzenin evini tünelin girişi yaptığı bu tünelde hayat bir an duruyor. O tünelin serencam görüntülerini izliyoruz gözlerimiz yaşlı. Akabinde o acı atmosferi yaşarcasına tünelden yürüyüp geçiyoruz öte tarafa… Derin bir tefekkür hali sarıyor dört bir yanı.

2013 resim 1279

Her gün izlediğimiz acı haberler karşısında çaresizlik diz boyu idi o yıllarda. Katliam ve soykırım görüntüleri karşısında bütün dünya eli kolu bağlı vaziyette… Ancak bazı yürekli insanlar hariç. Üniversitede okuduğumuz yıllardı. Dünya bizim için bir mücadele alanı olarak yeter vaziyetteydi. Tünel görüntüleri de bize gösteriyordu ki; o dönemde duyarlılığını gösteren alnı öpülesi bazı insanlar bu vahşete seyirci kalmayıp buralara kadar gelmiş ve kardeşlerine destek olmuşlardı. Kimisi geri dönüp anılarıyla ruhumuzu beslerken, kimilerinden de şehit haberleri alıyorduk o yıllarda. Selami Yurdan, Edip Sadioğlu, Adil Halat, Ebubekir Arıcı, Ahmet Demirer, Ahmet Pınar, Ramazan Çelik… ve daha ismi bilinmeyen onlarca şehit…  Bu haberlerle soluğu Beyazıt Meydanında gıyabi cenaze namazlarında alıyorduk haliyle. Mahcuptuk ki; yaşananlar karşısında biz o yüce kervana katılamamıştık. Acı ve kahır diz boyu şimdi içimde! Yüreğimiz yetmemişti belki de o ağır yükü kaldırmaya. Güzel insanlar beyaz atlara binip gidiyorlardı bir bir. Kimi sözünü yerine getirmiş, kimi de getirmekte idi. Bizse fakülte koridorlarında… Derin bir ah! şimdi neleri geri getirebilir ki?

İçine girip o günleri bize yaşatan hayat tünelinde bir hayli duygulu anlar yaşadık. Saraybosna’nın kurtuluşunda büyük bir paya sahip bu Hayat Tüneli girişindeki Şehide Teyzenin evi şimdilerde müze olarak kullanılıyor. Bosna mücahitlerinin o destansı mücadelesine bu küçük ev ve tünelde yeniden tanıklık ettik. Tünel, Bosna’ya kelimenin tam anlamıyla yeni bir nefes ve hayat olarak işlev görmüş.

Ne mutlu o tünelden geçip hayat nefesini ciğerlerine çekenlere…

 

 

Kaçak Yolcu; Yusuf  Tosun

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...