21 Ocak 2018 Pazar

Geçen yıl Yüzleşmenin Kişisel Tarihi kitabıyla dikkatleri üzerine çeken Selçuk Küpçük, önemli bir esere daha imza attı: Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı… 

Modern Türk şiirinin 27 Mayıs darbecileri ile gelişen ve günümüze uzanan derin ilişkisine dair farklı bir okuma sunan kitap, 1950′lerden günümüze uzanan yakın dönem tarihsel birikimimizi anlama konusunda önümüze yeni bir koridor açıyor. Biz de bu koridorda Kaçak Yolcu olarak Selçuk Küpçük ile konuştuk. 

————————————————————————————————————————–

 

Bu kitabın bir çekirdeği var mı? İlk hangi şair ya da şiire dikkat kesildiniz de bu konunun peşine düştünüz?

Özellikle Cemal Süreya ve Erdem Bayazıt üzerine çalışırken Türkiye sosyolojisi, siyaseti ve tarihi ile günümüz şiirinin derin ilişkisine yönelik bakış açım derinleşti. 27 Mayıs darbesi sürecinde, o yıllarda asıl kanonu oluşturan sol, sosyalist ve Kemalist edebi çevrelerin nasıl hararetle askeri darbeyi savunduğunu görmek beni bazı başka araştırmalara itti. Yön dergisini, Devrim dergisini inceledim karşılaştırmak için mesela. Çünkü bu dergilerin sanat sayfalarını hazırlayan isimler hepimizin bildiği önemli şair, öykücü, eleştirmenler. Sonraki yıllarda edebi çevreler ile darbecilerin, cuntacıların işbirliğinin günümüze kadar sürdüğünü anlamak daha kolay oluyor. Çünkü bunun kökleri 27 Mayıs günlerinde atılıyor. O ruh ile yetişen şair, öykücü, eleştirmenlerin -ki hemen hepsi sol, sosyalist ve Kemalist çevrelerdir- Türkiye üzerine düşünürken, sivil bir akıl ile hareket etmediklerini görüyoruz. Tabi bu ideolojik çevrelerin kendilerini biçtikleri bir abartılı özgüven duygusu söz konusu. Bu duygu aynı zamanda tam anlamı ile Batılı bir aydınlanmacı bellek taşırmaktadır.

Erdem Bayazıt üzerine yazarken ise “şiir ve yerlilik” meselesinin tarihsel dokunuşlarına şahitlik ettim adeta. İçinde Erdem beyin de bulunduğu bu Maraşlı ekip, yani Rasim bey, Zarifoğlu gibi isimler Sezai Karakoç’un metin üzerinde açtığı öncü modern yaklaşımı geniş alana yayan ilk önemli ekip olmuştur. Bu tarihsel bir şeydir. Bayazıt, 1970’lerin ortamına adeta tahakküm kuran sosyalist gerçekçiliğe, Marksist bakış açısına büyük bir özgüven ile itirazda bulunur. Beni özellikle Erdem beyin özgüveni çok etkilemiştir. Tek başına, karşıdan gelen devasa kalabalığa meydan okur sanki. Çünkü o yıllarda “yerli” bir zihin ile modern şiir ve öykü yazan kişi sayısı çok azdır. Rasim bey bir açıklamasında mesela Maraş lisesinde okurken yazdıkları metinleri yayınlayacak dergi bulamadıklarını belirtir. Çünkü modern öykü ve şiirin belleği ile yazmaktadırlar. O yıllarda yayınlanan Büyük Doğu ve Serdengeçti gibi geleneksel ve bence artık yorgun dergiler bu metinlerin adresleri değildir. Bunun farkındadırlar mesela. Bu çok mühim. İstanbul’a üniversite okumak amacıyla gittikleri vakit Sezai bey ile yollarının kesişmesi sadece onlar için değil, “yerli” bir şiir ve öykünün de yollarının kesişmesi demektir. Bunun Türkiye için önemi vardır. Bunları çözümlemeye çalıştım kitaptaki ilgili makalelerde.

Diğer makaleleri de dikkate alırsak kitapta, metinlerine girmeye çalıştığım 6 isim üzerinden Türkiye’nin temel meselelerine yöneldim denilebilir.

 

selçuk küpçük 2“Yazı yazarken edindiğim kaynaklar açısından beni en çok şaşırtan II.Yeni şairlerinin 27 Mayısçılarla ve ardından Yön dergisi, Devrim dergisi çevresi ile kurduğu ilişki oldu.”

 

Cemal Süreya’nın 27 Mayıs’taki tavrı, medyada kitabınıza atıfla yeniden gündeme geldi. Süreya’nın bu tavrını bilenler zaten biliyordu da, ben asıl kitabı hazırlarken sizi şaşırtan bir isim oldu mu, onu merak ediyorum.

Cemal Süreya yazısında 1960 darbesi ve edebi çevrelerin bu, darbeci kadro ile kurduğu ilişkiyi sorguladım. Bu ilişki günümüze değin sürdü, sürüyor. Varlık dergisi birkaç yıl evvel darbe özel sayısı yapmıştı. Orada hangi anlı şanlı şairlerimizin darbesever olduğunu gördük. Yazı yazarken edindiğim kaynaklar açısından beni en çok şaşırtan II.Yeni şairlerinin 27 Mayısçılarla ve ardından Yön dergisi, Devrim dergisi çevresi ile kurduğu ilişki oldu. Yön biliyorsunuz Türkiye’de Milli Demokratik Devrim tezi ile orduya öncü bir rol biçer ve sosyalizme ulaşmak için darbeyi öngörür. Yön’ün ya da Devrim’in sanat sayfasında II.Yeni şairlerine rastlamak bu açıdan ilginç oldu. Mesela Muzaffer Erdost, mesela Edip Cansever, mesela Fethi Naci ve tabiî ki başkaları.. II.Yeni gibi adam akıllı bir şiir ortaya koyan, şiir üzerine ciddi kafa yoran isimlerin, açıktan darbeciler ile aynı çevrede bulunması trajiktir bana göre. Oysa Demokrat Parti ile II.Yeni şiiri arasında sosyo-kültürel bir ilişki var bence. Bu ilişki Attila İlhan ya da ortodoks solun söylediği gibi Demokrat Parti yedeğinde yapılanmış bir ilişki değil. Onlar öyle görüyor II.Yeni’yi. Tabi çok yüzey bir bakış bu, yetersiz. Sosyolojiyi algılayamayan bir zihinsel körlük. CHP’nin ve Kemalist bürokrasinin şaire, öykücüye aydınlanmacı akıl ile biçtiği ya da dayattığı “görev” misyonunu terk etmiştir mesela Demokrat Parti. Çünkü Demokrat Parti topluma bir mühendislik yapmaktan vazgeçince edebiyata biçilen rol de buharlaşmıştır. CHP’nin edebiyat memurları aç kalmıştır bir anlamda. İşte şiir o vakit gerçek merkezine geri dönmüştür. Bu, çağ ile de ilgili bir durum. İçe kapanmacı siyasetten, dünyaya eklemlenmek istiyorsan kurumların buna göre dönüşür. 12 Eyül’de de benzer şey olmuştur. 80 Kuşağı şairleri üzerine çok sorgulanan bir meseledir bu. 12 Eylül’den sonra da şiir, 70’lerde sokakta kaybettiği gerçek kimliğini yeniden içe evrilerek kazanmaya çalışmıştır. Kitapta 12 Eylül, 12 Mart dönemlerine uzun uzadıya girmedim. Onları başka yazılar olarak tasarlıyorum. Ama Türkiye’de edebi çevrelerin bu “derin” ilişkisinin fotoğrafını çekmek için 27 Mayıs bize yeterince görüntü veriyor zaten.

 

“Açın bakın sağcı Türk Edebiyatı dergisini Kenan Evren’in konuşmalarının tam metninin övgüler ile yayınlandığını görürsünüz 80’lerde.”

 

12 Eylül’de de (Cemal Süreya gibi) darbeyi aleni destekleyen şairler olmuş mu?

Söylediğim gibi kitapta 12 Eylül’e girmedim. Bunu sonra yazacağım. Ama şunu söylemek mümkün. Solun, 12 Eylül algısı tabi 27 Mayıs’tan farklı. Birincisi bütün bir 70’ler boyu sol “devrimci şiddet” teorisi üzerinden kutsadığı silaha bulaşmıştır Türkiye’de. Aslında silah, şiddet ve sol ilişkisi hemen bütün dünyadaki devrimci hareketlerde benzer pratik ortay koyar ve bu daha henüz sol içinde topyekûn eleştiriye tabi tutulmuş bir mesele değildir. Dolayısı ile 12 Eylül darbesine gelene kadar sol, “faşist” olarak tanımladığı devletin kolluk güçleri ile çarpışmıştır. Neticede 12 Eylül sabahı maruz kaldığı muamele solun bu darbeye 27 Mayıs gibi bir anlam yüklemesinin önünü tıkamıştır. Necip Fazıl’ın da mesela 12 Eylül’ü desteklediğini biliyoruz. İster sağcı, ister solcu gelenekten gelsin askeri vesayete ram olan bütün algılamaların karşında durması gerekirken şiir, ne yazık ki Türkiye’de durum bütüncül anlamda böyle gelişmemiştir. Açın bakın sağcı Türk Edebiyatı dergisini Kenan Evren’in konuşmalarının tam metninin övgüler ile yayınlandığını görürsünüz 80’lerde. Oysa aynı dergiyi besleyen ülkücü çocuklar Mamak’ta işkenceden inim inim inlemektedir. Bu, 12 Eylül ve edebiyat ilişkisi meselesine milliyetçi çevreler açısından bir önceki kitabım olan Yüzleşmenin Kişisel Tarihi’nde girdim biraz. Orada derin sorgulamalar yaptım delilleri ile. Ama çok daha geniş olarak sonraki kitapta gelecek bu sorgulama..

 

Kitabınızda, şiirimizde Kürt meselesine bakışı da irdeliyorsunuz. Özellikle İslami duyarlılığı olduğu iddia edilen şiir çevrelerine dair tespitiniz nedir bu meselede?

Kürt meselesine, kitapta yer alan Bejan Matur yazısında girdim biraz. Orada günümüz şiirinin bu meseleye mesafeli kaldığını söylüyorum. Yani ülkenin bir parçası üzerinde 30 yıldır ateş yanıyor ve bu ateş hem Kürtleri, hem Türkleri yakıyor, şiir bu acı karşısında kıldan tüyden poetik tartışmaların derdinde. İçinde varolduğu topluma temas etmeyen, o toplumun duyarlılıkları karşısında kafasını kuma gömen bir şiir yazımı sorunludur. Oysa bu topraklarda şiirin işlevi başını kuma gömmek değil, başkaldırmaktır. Zulüm kim tarafından, kime yapılırsa yapılsın hak, adalet ve vicdandan yana tavrını koymalıdır şiir. İslamcı çevrelerin bu meseleye şiir, edebiyat bağlamında duyarlılığı tabiî ki yer yer olmuştur ama ben bir bütün algıdan bahsediyorum. Ve bu büyük algıda Kürt meselesine karşı yeterince duyarlı olunmadığını gözlemliyorum. Filistin meselesi kadar, Halepçe’ye, faili meçhullere, Doğu Türkistan’a ilgi duymayan bir şiir, içinde varolduğu topraklara yabancılaşıyor demektir. Burada kuşkusuz şiirin her toplumsal olay karşısında nöbetçi gibi, iki de bir çıkıp gereksiz ve yapay söz üretme telaşından bahsetmiyorum. Vicdandan bahsediyorum ben. Şiir vicdan demektir. Kürt meselesi başta olmak üzere bu meselelerde vicdan üzerinden hareket etmediğimiz için acı toplumun her alanına travmalar bırakarak yayılıyor. Oysa şiir topluma vicdan’ı hatırlatmalı ve işaret etmeliydi.

KİTAP KAPAK

.

.

.

.

.

” Sivas’ta Madımak Oteli’nde 30’dan fazla insan öldürülürken “sünni şairler” olarak bizler o kadar yıl geçmesine rağmen vicdana değen hiçbir söz söylemedikse oturup yeniden düşünmemiz gerekli. Başbağlar katliamı için de başkaları aynı şeyi dile getirmedikçe. ” 

 

Şiirimizin belleğinde 28 Şubat sürecinin izlerine rastlayabildiniz mi?

28 Şubat meselesi algımız da Kürt meselesi gibi. Bu tür çatışma alanlarında mağdurların ortaya koyduklarında ziyade başka geleneklerden gelenlerin söz almalarının daha etkili olduğuna inanıyorum. Bu bütünüyle Türkiye’nin temel çatışma alanları ile ilgili de bir durum. Yani bir alevi başörtülü kız için, bir Sünni Alevinin talepleri için, bir Türk Kürt’ün acıları için söz almadıkça toplum olarak iyileşemeyeceğiz. 28 Şubat günlerinde tabiî ki edebi çevrelerin tavırlarını takip ettim, hepimiz takip ettik. Kimin ne yaptığını, ne söylediğini biliyoruz. Ama şunu da eklemek lazım. Sivas’ta Madımak Oteli’nde 30’dan fazla insan öldürülürken “sünni şairler” olarak bizler o kadar yıl geçmesine rağmen vicdana değen hiçbir söz söylemedikse oturup yeniden düşünmemiz gerekli. Başbağlar katliamı için de başkaları aynı şeyi dile getirmedikçe. Bunun şiir ile ilişkisi nedir diye sormak anlamsız. İsmet Özel’in Madımak’tan sonra söylediklerine yıllar geçmesine rağmen bugün dahi itiraz etmeyeceksek zaten şiir ve vicdan ilişkisi bu topraklarda kalmamış demektir. Kalmadığı için zaten Türkiye’nin temel çatışma alanlarında iyileşmeye katkı sunulmuyor. 28 Şubat’ın dergisi Edebi Pankart’tır. En sıkı karşı koyuş Sivas’tan çıkan bu önemli dergiden gelmişti. Tarihe not düşelim. Sonrasında Adem Turan’ın, Mevlana İdris’in şiirlerine doğru yol alırız.

 

Türkiye’deki sol düşüncenin Kemalist ve dolayısıyla militer yapısı itibariyle, bu zihniyeti kuşanan şuaranın darbe dönemlerinde kalemlerine hakim olamamalarını, methiyelerini çok da garipsemem ben. Mesela başka bir örnek olarak Ahmet Oktay geliyor aklıma; 27 Mayıstakiler şiiriyle…  Lakin İslami kalemlerin duruşu ve konumunu daha çok merak ediyorum. Konu bağlamında, bu cenahta manzara nasıl?

Demokrat Parti karşısında biliyorsunuz Necip Fazıl’ın bence ikircikli bir tutumu vardır. Ama temelde o dönem için şunu söylemek lazım. 1950’ler ve 60’ların edebi ortamını, -yani gerçek anlamda modern şiir ve öykü ortamından bahsediyorum- sol, sosyalist ve Kemalist çevreler kuşatır. Bu fotoğrafı kitaptaki Cemal Süreya ve Papirüs yazımda vermeye çalıştım. Bunun karşısında modern öykü ve şiir örnekleri yayınlayan “İslamcı” dergiler henüz yoktur. Ayrıca sosyolojik olarak Anadolu çocukları kente henüz yeni gelmeye başlamış ve modern şiirin formuna, temasına ilişkin algıları yeni yeni şekillenmeye yönelmiştir. Bunu görmek lazım. Şimdiki gibi bir “İslami” edebi çevre yoktur. Dolayısı ile bütüncül ve kamusal alana yönelik bir söz almadan bahsedemeyiz. Bunu eleştirebiliriz mutlak ama, sosyolojik tahliline yapmak da gerekli. Ben bu açıdan “özgüven” meselesine yeniden atıfta bulunmak isterim. İslami çevrelerin hem siyasal olarak teşekkül etmediği, sivil toplum kurumları anlamında oluşmadığı yıllardan bahsediyoruz. Tarikatlar gibi geleneksel kurumlar ise olup biteni yorumlayacak ve modern anlamda modern enstrümanlar ile cevap üretebilecek formda değillerdir.

 

Önce Yüzleşmenin Kişisel Tarihi, ardından Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı… Esaslı inceleme kitaplarına imza attınız. Bu çalışmaların devamı gelecek mi? Var mı müjdesini verebileceğiniz yeni bir eser?

 Her yıl bir kitap şeklinde hazırladığım dosyalarım var. Dergilerde yayınladığım ve müzik sosyolojisi alanına giren metinlerimi de bir kitap bütünlüğüne getirdim. Yani Türkiye’de Popüler Müziğin Yerlilik meselesinden, Orhan Gencebay’a, Ahmet Kaya’ya, Nusret Fatih Alihan ve Kavvali Müziğine, Kent Ozanlığı meselesine kadar birçok konuda yazılmış makalelerimi kitap olarak önümüzdeki yıl sonbaharında tasarlıyoruz. Ayrıca yıllardır üzerinde çalıştığım bir konu olarak dergiler kitabım var. 1980’den günümüze çıkmış ve kapanmış dergiler ile söyleşiler yaptım ve onu da bir kitap dosyasına ulaştırdım. Adnan Özer’le Üç Çiçek dergisi üzerine, Murat Gülsoy ile Hayalet Gemi üzerine, Fikri Özçelikçi ile İkindiyazıları üzerine ve daha başkaca onlarca isimle dergileri üzerine söyleşiler yaptığım bir kitap bu. Bence çok önemli bir kaynak. Özellikle 1980’den günümüze Türkiye’nin edebiyat haritasını çıkarmak için başucu kaynağı. Bir de yine dergi çalışmaları içinde yer alan ve yarım kalmış bir yazı dizisi olarak Kapanmış Dergiler Antolojisi söz konusu. Orada da kapanan dergileri alıp incelemiştim. Bu dosyam yarım kaldı.

Yine ayrıca Zaman, Yeni Şafak yorum sayfaları ile Star Açık Görüş ekinde yazdığım Türkiye’nin temel meselelerine yönelik yazılarım vardı.. Onu da tamamlamak, bir kitap bütünlüğüne eriştirmek istiyorum. Ayrıca bir aksilik olmaz ise bu yılın başlarında daha evvel çıkmış olan şiir kitabım Kirletilmiş Ölümler Kitabı’nın, yeni eklemeler ile Granada’dan ikinci baskısını yapacağız..

Yüzleşmenin Kişisel Tarihi’ni iki cilt olarak tasarlamıştım. Belki birkaç yıl sonra da onun ikinci cildini yazarım. Şu an sadece malzemeleri topluyorum. İkinci ciltte yer alacak olan “Kürt Ülkücüler” yazısı için mesela kalkıp Diyarbakır’a gittim. Görüşmeler yaptım..

 

 

Kaçak Yolcu; Hüseyin Karaca

Yoruma kapalı.

Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...