19 Nisan 2018 Perşembe

 

“..ey ölüm/ey gelin annemiz/bari sen/eğilip topladığın eteklerinde kirli çocuklarını yıkar gibi/övme/bizi/al”

Kafka’nın bu hikayesini okurken Celâl Fedai’nin çok sevdiğim yukardaki dizelerini hatırladım. Bana verdikleri ortak his nedir, bunu tam olarak tarif edemiyorum. Samimiyet mi?, Dünyevi olana yabancılık mı?, Hakikat özlemi mi? Hepsi mümkün. Kafka bu ilginç hikayesini, aç kalma gösterisi düzenleyen menajeri sayesinde insanların ilgisini toplayan bir “açlık şampiyonu” üzerinden kurmuş. Kırk gün sürelerle aç kalıp, bir “açlık şampiyonu”na dönüşerek çok sayıda gösteri yapan adamımızın en ilginç özelliği, onun için aç kalmanın son derece sıradan oluşu. Üstelik, ne zaman bir şey onu üzse –ki genelde bu yanlış anlaşılmak/anlaşılmamak oluyor- onu üzgün görüp te bunu açlık gösterisine yoranlara müthiş öfkeleniyor.

Açlık Şampiyonu’muz modern dünyada bir ışık huzmesi arayan ve bunu bekleyerek yapan biri. Sunulan imkanlar, dünyanın lezzetleri onu tatmin etmiyor. Açlığı kendi seçmiş, yani hiçbirşey yapmamayı. Hiçbir ışık göremediği bir dünyada, gidecek bir yer olmadığından durmak zorunda. Her şeyin dışa dönük olarak yaşandığı bir çağda bir nefsi tezkiye etme usulü olan açlığın bir gösteriye dönüşmesi müthiş bir ironi. Modern dünyanın her yere virüs gibi yayılan iktidarı bizi öyle ele geçiriyor ki “açlık” bile nefislere hitab eden bir şey oluveriyor.

kafkaElbette bir yalnızlık hikayesi “Açlık Şampiyonu”. Alkışlayanlara, aldatıcılıkla suçlayanlara aldırmadan açlığa devam etmek. Hakikati sadece hakikat olduğu için kabul edip ona sadık olabilmek. Ne arıyorsa dışarda arayan insanların dünyasında, hakikati içerde arayan azınlıkta olmak ve kalabilmek güç . Ama şair Rilke’nin dediği gibi “…güç olana sarılmalı, bir şey güçse muhakkak bunu yaptıracak hakiki bir sebebi de vardır.” Modern dünya ise tasavvuru gereği daima gelişmeyi, körcesine bir ilerlemeyi esas aldığı için kendine bakmaya kendini bilmeye vahim bir biçimde zaman bırakmaz.  Doğrusu doğası kendini bilmemek olduğundan bunu yapması da beklenemez. Sözde kendini bilme adına oluşturulan “kişisel gelişim” piyasası ise elbette modern dünyanın zalim bir aldatmacası. Asli olan, gerçek olan insanın nefsi, benliğidir. İnsani ve üstün olan da onun bilincinde olabilmektir. Bu bilgi ve bilgisizlik kuyusu genişledikçe insan, insan olmaya daha da yaklaşır. Bu duyguya yakın bir çığlık gibi bu hikaye. Hikayenin sonundaki diyalog en çarpıcı bölüm. Açlık şampiyonunu unuttukları ahırda ölmek üzereyken bulduklarında sirk sahibine fısıldayarak:

-“Her zaman dileğim açlık gösterilerime hayran olmanızdır.”

-“Zaten hayran değil miyiz?”

-“Ama olmamanız gerekirdi.”

-“Eh, biz de olmayız öyleyse. Peki ama neden hayran olmayalım?

-“Çünkü ister istemez aç kalmak zorundayım.”

-“Bak sen! Peki neden aç kalmak zorundasın?”

-“Çünkü..”  “Çünkü hoşuma giden yemek bulamıyorum. Bulsam inanın ki böyle bir ün peşinde koşmaz, ben de başkaları gibi, sizin gibi karnımı tıka basa doldururdum”

 

Franz Kafka, Akbaba (Dost Kitabevi Yayınları / Babil Kitaplığı)

 

Yiğit Özel; Kaçak Yolcu için yazdı…

Yoruma kapalı.

Etiketler: , , ,
Benzer Haberler
Granada’dan Dublinliler dosyası Granada’dan Dublinliler dosyası Granada, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı ...
Yusuf Tosun yazdı… Yusuf Tosun yazdı… "Bir şiirdi, şarkıydı benim için Boğaz. ...
Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde… Bülent Ata, Zarifoğlu’nun izinde&# “Eve Gitmek İstemediğim Günler”in şairi, nihayet ...
Konuşmanın zamanı geldi… Konuşmanın zamanı geldi… Bizim için aslolan içi boş, anlamsız, ...
Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Mevsim Sonbaharsa Kitap Aşktır Fikir-düşünce dergilerinin esamisi bile okunmuyor. Edebiyat ...